Lalisa'dan
Oflayarak ders kitaplarımı topladım ve kampüsten çıktım. Karşımda gördüğüm beden ile gülümseyip ona hızlıca sarıldım. Boyuma eğilip dudağımı öptü ve geri çekildi. Gülümsedim. Birden eli sırtımdaki çantaya dolandığında gülümseyip yüzüne baktım.
" Üzgünüm Jungoo ama bugün sana bu çantayı veremem" dedim. Kaşlarını kaldırıp gözlerime baktı. " Hadi ya. Neden veremiyormuşsun Lilim?" diye bir soru yönelttiğinde bir kahkaha patlattım.
Yüz ifadesi fazla komikti. Benimde acilen role girmem gerekiyordu. Yüz ifademi değiştirip suratına baktım. " Bugün ki Hoca mız bana gıcık olduğundan dolayı özellikle de bana iki kat defter getittirip yazı yazdırıyor" gerçekten acınası bir durumdaydım.
Kurduğum cümle ile kaşları iyice çatılmış ve yumruklarını sıkmıştı. " Buyücü felan demem üstüne atlarım o hocanın. Mark dimi o şerefsizin adı?" Kafamı olumlu anlamda sallayıp kollarımı beline sardım. "Sevgilim sinirlenmene gerek yok. Hem ben alıştım"
Derin bir nefes alıp gözlerime baktı. "Çocuklar bizi bekliyor. Hadi gidelim" sevinçle gülümsedim. Bizimkileri sınavlarım olduğu için göremiyordum. Bu hepimize iyi gelebilirdi.
Elini tutup hızla yürümeye başladım. İlk önce afallasada sonradan bana ayak uydurmuştu. İkimizde el ele onun arabasına ilerlerken birden kafama bir ıslaklık gelmesi ile yüzümü buruşturdum. Hızla kafamı yukarı kaldırırken Jungkook da bana bakmıştı.
Üst sınıflardan bir iki kişi gülerek saçıma bakıyorlardı. Bende ne olduğunu anlamak adına Jungkook a döndüğümde Jungkook da saçıma bakmıştı. Birden endişeyle Kurt nefesini saçlarıma üflemişti." Jungkook neler oluyor?" gözleri hızla beni bulduğunda direk söze girdi " Saçın mavi bir renkteki ateş ile yanıyordu Lalisa" gözlerimin o an sarı bir ışık çıkardığına emindim.
Hızla yukarıdan bana bakan öğrencilere baktım. Hâlâ benle alay ediyorlardı. Gözlerim anında dolarken hemen Jungkook un arabasına koştum. Kapıyı açıp içeri girdim ve kapıyı kapattım. Böyle durumlardan nefret ediyordum. Kollarımı birbirine bağlayıp göz yaşlarımın, yanğımdan usulca süzülmesine izin verdim.
Bunun ismi neredeyse zorbalıktı. Ve ben zorba insanlardan nefret ederdim. Genede kızlar böyle bir şey yapsa ağızlarının paylarını veriridim ama bu kişiler erkek olunca sanki dilime kör düğüm atılmış gibi susup kendimi ezdiriyordum.
Göz yaşlarım hala bacaklarıma akarken kafamı cama çevirdim. Jungkook hâlâ gelmemişti. Merak edip telefonumu elime aldım ve kilit ekranını açtım. Rehber e girip ' Evcil Tavşanımm❤️'diye kaydettiğim Jungkook u aradım.
Zil sesi arabanın yakınlarından gelince etrafıma bakındım fakat kimseyi göremedim. Gördüğüm görüntü ile gözlerim endişeyle açılırken arabadan inmem gerektiğine kanaat getirmiştim. Çünkü Jungkook un telefonu arabadaydı ve telefonun sesini kısmıştı. İki dakikada nereye gitmiş olabilirdi ki?
Arabanın kapısını açıp aşağı indim ve kapıyı kapattım. Geçen hafta üstüme su döken üst sınıflardan bir erkeği gördüğümde kırmızı gözlerim yine dolmuş ve yerini göz yaşlarına bırakmıştı. Göz yaşlarım birer birer akarken hızla okulun giriş kapısına yöneldim. Önüme çıkan kızla gülümsedim ve koluna dokundum.
Kız ilk önce irkilsede sonra gülümseyip gözlerime baktı. " Seulgi şey Jungkook u gördünmü?" Seulgi gözlerini benden ayırıp etrafına baktı. Sonra bir şey bulmuş gibi elini 'buraya gel' amaçlı salladığında bende arkamı dönüp baktığı yöne baktım. Park Jinyoung. Kolundaki nöbetçi yazısını görünce gülümsedim. Ben bunu nasıl akıl edememiştim.
Hızla yanımıza yaklaştığında Seulgi ye baktım. O da bana baktığında gülümseyip gözlerine odaklandım. Pembe renktekteki gözleri herekesi kendine hayran bırakırken boyu ve vücududa buna eşlik ediyordu. " Jinyoung herşeyi halledecektir. Hem bugün kontrol günü. Eminimki Jungkook u görmüstür Lisa. Benlik bir şey yoksa ben gideyim.
"Ah. Çok teşekkür ederim Seulgi. İyi günler" gülümseyip yürümeye başladı.
Bende karşıma gelen Jinyoung ile gülümsedim." Jinyoung, Jungkook u gördünmü acaba?" gözlerini kısıp etarfına bakındı. Sonra aklına bir fikir gelmiş gibi gülümsedi ve koluma dokundu." Sen şu kurt adamı diyorsun. Haa. Tamam ya. Okulun içine girdi o, sinirli gözüküyordu. Senin sevgilinmiydi neydi?" içim biraz olsun rahatarken birazda endişe dolmuştu." Evet Jinyoung. Sevgilim. Ah. Bu arada teşekkür ederim. Kolay gelsin"
Gözlerime baktı." Asıl ben teşekkür ederim Lalisa. Ama sevgiline dikkat et. Prenslere ve mümkünse etrafa zarar vermesin" Jinyoung yanımdan ayrılırken Jungkook un yanlış bir şey yapması sonucu olanlar gözümün önünden geçiyordu. Bir daha bu okula giremezdi. Kendi okulunda ki müdürden bir güzel azar yer ve uzaklaştırma alırdı. Annesi onu odasına kilitler ve 1 yıl onu odadan çıkarmazdı.
Korkum endişemi bastırırken ayaklarım benden habersiz okula doğru koşuyordu. Kendime gelip kafamı iki yana salladım. Koridorun ortasına gelince durdum ve etrafıma bakındım. İstemiyordum. Benim yüzümden yanlış bir şey yapmasını istemiyordum. Yoksa vicdan azabından dayanamzdım.
Birden ağlamaya başladığımda yere çöktüm. Okulda zaten hiç kimse yoktu. Rezil olmakta umrumda bile değildi. Birden kolumdan çekilerek kaldırıldığımda bulanık görüş alanımla kim olduğuna baktım. Sadece dişlerini görmem bile yetmişti. Hızla kollarımı beline sardım ve kokusunu içime çektim.
Ayaklarım korkudan titrerken yere çömeldim. Benle birlikte yere çömeldi. Göz yaşlarımı baş parmağı ile sildiğinde güldüm ve gözlerine baktım. İkimizde koridorun ortasında bacaklarımızı iki yana açarak oturmuş birbirimize bakiyorduk. Biden kolumu tutup beni kendien çekti ve sırtımızı yerle birleştiridi. Artık ikimizde yerde uzanıyorduk. Kıkırdadım.
Aşk'da böyle değilmiydi? Birlikte sonucu ne olursa olsun Rezil olmak...
