Genç adam elindeki papatyalarla sevdiğinin mezarına boş gözlerle bakıyordu. Şoka girmişti ve hiçbir tepki vermiyordu, veremiyordu. Hala böyle bir şeyi nasıl yapabildiğini düşünüyordu.
O böyle bir insan değildi...
Genç adam gözlerini yavaşça sevdiğinin mezarından çekip etrafındaki simsiyah giyinen kalabalığa çevirdi. Etrafa boş bakışlar atarken bir anda önünde beliren beden tarafından sarsılmaya başladı.
Gözleri ağlamaktan, yüzü ise sinirden kızaran orta yaşlardaki bir adam gördü karşısında. Bulanık gözleriyle kim olduğunu çıkarmaya çalışırken aynı zamanda yakalarından tutulup sarsıldığından dolayı, bu biraz zordu. En sonunda ise fark etti, karşısında ona sinirle bakan kişinin sevdiği kızın babası olduğunu.
Bir tane daha, bir tane daha...
Etraftaki insanlar çığlık atmaya başladılar fakat genç adam kendini salmış ve bu yumrukları hakettiğini düşünerek sadece bakıyordu. Pişman olduğunu anlatmak ister gibi sadece bakıyordu...
Nihayet etraftaki insanlar onları ayırmayı başarmıştı. Herkes kızın babasının yanına gitti bir anda, genç adam üzerindeki boşluğa alışmaya çalışırken kıpırdandı kendi kendine.
Kanlar içindeki yüzünü umursamadan tek başına yatıyordu çimlerin üzerinde. Daha sonra yanındaki eski arkadaşlarını fark etti.
Sadie, Calep, Gaten, Sophia, Jaeden, Jack, Wyatt, Lilia ve Noah...
Hepsi de yerde yüzü kandan gözükmeyen acınası çocuğa bakıyorlardı yüzlerini buruşturarak. Olanlardan sonra Finn'le olan bağlantılarını tamamen kesmişlerdi.
Artık onu tanıyamıyor ve güvenemiyorlardı. Daha sonra sanki sözleşmişler gibi hepsi teker teker gözlerini Finn'den çekip ordan uzaklaşmaya başladılar.
Finn giden arkadaşlarına pişmanlıkla bakarken ilerideki kızı fark etti. Hemen ayağı kalktı ve burnundaki kanı koluyla sildi. Kız öfkeden gözleri dolmuş ona hızlı hızlı yürüyen genci görünce korkudan hafifçe titredi ve derin bir nefes aldı.
Az önce yerde çökmüş olan kişi üstüne kızgın boğa misali yürüyordu. O kadar korkutucuydu ki, kim olsa tırsardı.
Genç, kıza olan hızlı adımlarını kesmezken tam önünde durdu. Hiçbirşey söylemiyor ve sadece kızın gözlerine ondan ne kadar nefret ettiğini anlatmak ister gibi bakıyordu.
Kız ne kadar korksada güçlü duruşundan ödün vermeyerek oğlana dik dik baktı ve konuştu.
"Ne yani Wolfhard biricik sevgilini benim yüzümden mi kaybettin? Ne bu haller. O bunlarla savaşırken onu bırakıp bana gelen sendin, sadece sen!" Genç hala susmaya devam ediyordu. Söyleyecek herhangi birşeyi yoktu. Haklıydı...
"ŞİMDİ KENDİ PİSLİĞİNİ BANA BULAŞTIRMAYI KES ÇÜNKÜ BU KIZIN KATİLİ SENSİN! ONUN YAŞAMA ŞANSI VARKEN SEN ONU YANLIZ BIRAKIP BANA GELDİN. EĞER ONU SEVSEYDİN O BU DURUMDAYKEN BANA GELMEZDİN. ŞİMDİ BANA LANET OLASICA BU DUYGUYU HİSSTTİRME! VE ONU SEVMEDİĞİNİ KABULEN. SEN SADECE BENİ SEVİYORSUN, SADECE BENİ!"
Finn daha fazla bu hakaretleri yememek için hızla oradan uzaklaştı. Amacı kendini odasına kapatıp yıllarca çıkmamaktı. Abisi Nick'le yaşıyordu ve abisininde ondan uzaklaştığını hesaba katarsak bu mümkündü.
Evinin önüne geldiğinde kapısının önündeki kutu dikkatini çekti ve eline aldı. Üstünde sadece Finn yazıyordu. Kutuyu biraz daha incelediğinde alt taraflarda yazan küçük ~Millie yazısı dikkatini çekti.
Millie yazısını gören genç heyecanlandı ve apar topar eve girip odasına çıktı. Kapıyı kilitledikden sonra yatağına oturdu ve kutuyu hızlıca açtı.
Kutuyu açtığında içinde birsürü CD'nin olduğunu gördü. Bütün CD'lerin üstünde sadece tarihler ve Finn'e yazıyordu. Finn hemen çalışma masasının üstündeki bilgisayarını aldı ve yatağına oturdu.
CD'lerin arasından en eski olanı bilgisayarına taktı ve izlemeye başladı...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.