Halil o sırada 25-26 yaşlarında genç bir delikanlıydı ve eşi Münevver de Halil'den iki yaş büyüktü, normalde herkese göre evliliklerde yaş farkı olarak hep ya erkek büyük olur kadından ya da iki tarafta aynı yaşta olur ama kadın hiçbir zaman erkekten büyük olmaz diyorlardı ama onlar birbirlerine deli gibi aşık oldukları için (o zamanlar şu an olduğu gibi değildi ilişkiler) bunu hiç takmamışlardı.
Kasım'ın 25'inin akşamının soğuğuydu... Halil ve Münevver Öztürk çiftinin 3. çocuklarının doğduğu o Ramazan Bayramı günü ve yıl 1954'tü. Halil, eşi Münevver'i hemen alıp acilen hastaneye yetiştirmesi gerekiyordu. Halil diğer çocukları Efsun ve Gülay'ı da alıp onlara arabaya gitmelerini ve hemen anneleriyle yanlarına geleceklerini söyledi. Ardından çabucak arabaya binip hastaneye gitmek üzere yola çıktılar. Yolda Münevver çok endişeliydi çünkü yeni doğacak bebekleri Cenk'e (en azından kendisi oğluna bu ismi koymayı düşünüyordu) bir şey olacağından çok korkuyordu.
Hastaneye vardıklarında Münevver'i hemen doğumhaneye yetiştirdiler. Ve neredeyse bir saat geçmeden sonunda kanlar içerisinde çok tatlı, minik ve çığlık çığlığa ağlayan Cenk bebek doğmuştu ve Münevver bunun zor bir doğum olmaması için çok dua etmişti ve istediği gibi de olmuştu. Halil ve çocuklar içeri girdiklerinde çok heyecanlıydılar çünkü 2 kız çocuğunun ardından ilk defa bir oğlan bebekleri olmuştu (yani Halil'e göre Öztürk soy isminin devam etmesini sağlayacak kişiydi o).
Uzun yıllar sonra...
Aradan birkaç yıl geçti ve Cenk 17 yaşına gelmişti. Tabi o büyüyesiye kadar Münevver ve Halil (özellikle de Halil çünkü ona göre kız çocuklarındansa erkek çocukları çok daha fazla önemliydi) 4 kardeş yani Efsun, Gülay, Cenk ve Hatice (Hatice, Cenk'ten sonra doğan ailenin 4. çocuğuydu) arasında en çok Cenk'e karşı ilgili davranılıp, hep Cenk diğer kardeşlerinden üstte tutulmuştu. Mesela yemek konusunda hep Cenk yemeklerin en güzel yerlerini yer, hep en iyi ayakkabılar ona alınır, hep onun canı istediği zaman dışarı çıkmasına izin verilir, ama diğer kardeşlerinin izin verilmezdi (çünkü onlar kız oldukları için onlara haksızlık ediliyordu) o bir sürü yaramazlık yapar insanları çok sinirlendirirdi ama yine de ona kızılması gerekirken ona kızılmaz ve aslında bunun gibi daha pek çok şey vardı...
Tabi artık sene oldu 1977 ve Cenk çok büyümüş 23 yaşında genç bir delikanlı olmuştu. O sırada Cenk siyah düz ve uzun saçlı, deniz mavisi gibi gözleri olan, ince dudaklı, biraz balık etli, çok tatlı (tabi ilk zamanlarda sırf Cenk'le evlenebilmek için ilk birkaç yıl ona rol yapması gerektiği için Cenk'e karşı tatlı davranıyordu) bir kadın olan Funda'yla evlendiler. Cenk ve Funda evlendikten ilk 2 sene sonra çocuklarının olmasını çok istediler. Ama bir türlü olmadı derken Funda sürekli mide bulantısı olduğunu fark etti ve acaba ben hamile miyim diye düşünüp hemen hastaneye doğuma giren jinekoloğa muayeneye gitti ve test yaptırdı. Testin sonuçlarını beklerken Funda çok heyecanlıydı, hatta o kadar heyecanlıydı ki resmen kalbi yerinden fırlayacak sanmıştı bir an için. Doktor Funda'ya karnında bir bebeğin olduğunu hatta cinsiyetinin de kız olduğunu söyledi. Ve işte o an Funda sevinçten o kadar çok ağlamaya başladı ki (hormonları yüzünden bu kadar çok duygusal olduğunu düşündü bir an) doktora defalarca kez teşekkür etti ve ne kadar mutlu olduğunu dile getirip durmuştu çünkü 2 senenin ardından çok zor da olsa bir bebekleri daha olacaktı.
Akşam eve giderken markete uğrayıp hazır yiyecekler aldı (Cenk'e hep marketten aldığı yiyecekler için ben yaptım diye hep yalan söylüyordu ve bunu sırf adamın gözüne girebilmek için yapıyordu ki Funda bunu çoktan başarmıştı bile) ve hızlıca Cenk eve yaklaşmadan aldıklarını servis tabaklarına koyup, masayı mumlarla donatıp çok güzel bir masa hazırlamalıydı ki Cenk'e bu güzel haberi verirken romantik bir ortam olmalıydı. Funda hemen masayı hazırladı, bir tane şarap kadehi ve masaya 1 şişe Sava Premium markalı şaraptan koydu (Sava Premium Cenk'in en sevdiği kırmızı şarap markalarından biriydi). Ve sonunda masayı hazırlama işi bitmişti, Funda son bir kez daha masaya baktı ve içinden masanın bakıldığında ne kadar da hoş gözüktüğünü düşündü. O sırada Cenk kapının zilini çaldı, Funda hemen koşarak kapıya doğru gitti ve bu bebeğe hamile kalmanın ne kadar zor olduğunu düşündü bir an ve bundan sonra her hareketine ne kadar çok dikkat etmesi gerektiğini düşündü. Güler yüzle kocasını karşıladı, ceketini çıkarmasına yardım etti, ayağına terlik verdi ve ona hoş geldin öpücüğü verdi (Funda'nın Cenk'i işten gelince ki tipik karşılama biçimiydi bu). Masaya oturdular, yemek yediler, bir şeyler içtiler, bol bol güldüler ve Cenk, " Funda neden şarap içmiyorsun aşkım senin Sava'yı sevdiğini sanıyordum ben oysaki. " dedi. Funda " Aşkım, sana çok güzel bir haberim var...Hazır mısın? İşte söylüyorum. BEN HAMİLEYİM!!" dedi. (ben hamileyim kısmını bilerek bağırarak söylemişti ki Cenk ona sahibi olduğu zeytinyağı fabrikasından çalışıp kazandığı parayla kilolarca altın kolye, küpe ve bileklikler alsın diye ) Cenk, " İnanamıyorum, gerçekten mi? Nasıl öğrendin hamile olduğunu? Kaç aylıkmış? Kız mı yoksa erkek mi? İsim düşündün mü? Bence kız olursa Jale eğer erkek olursa Burak çok güzel olur bence. " dedi. Funda, " Cenk dur bir nefes al, sakin ol anlatacağım hepsini teker teker. Öncelikle kızmış ve 22 haftalık yani 4,5 aylık hamileymişim. Aslında bugün mide bulantım yüzünden hastaneye gittim ve orada öğrendim hamile olduğumu. Ve bu arada kız için Jale ismi çok güzelmiş, beğendim." dedi ve Cenk'in o hareketlerine çok güldü.
3,5 ay sonra...
Sonunda Jale, 24 Kasım 1979'da dünyaya gelmişti. Tabi Funda'nın hamileliği sırasında Jale'nin dedesi yani Cenk'in babası Halil vefat etmişti. Bu duruma Hatice, Gülay, Efsun ama en çok Cenk fazla üzülmüştü. Cenk'in babası ölünce Halil'in bir miktar borcu vardı bu yüzden Cenk sinsilik yaparak babasından ona kalan mirası reddi miras yaparak babasının onlara kalan borcunu ödemekten kaçıp, o borcu kardeşleri Hatice, Efsun ve Gülay'a bırakmıştı. Ama Gülay'ın oğlu Cenk'in zeytinyağı fabrikasında çalışırken Cenk'e çaktırmadan kendi mallarını gece hiç kimse yokken çalıp sabah Cenk'e satıyordu ve Cenk'te o malları satın alıyordu. Bu böyle birkaç sene sürüp gitti ama en sonunda Cenk bunu bir şekilde fark edip Gülay'a ve oğluna çok kızdı ve kavga ettiler (sonra hiç barışmayacaklardı ölene kadar iki kardeş birbirlerine karşı kin ve nefret besleyeceklerdi ama bunun farkında bile değillerdi). Funda, Jale 6 yaşındayken tekrar hamile kalmıştı ama bu sefer bir oğlana. Jale 6 yaşına kadar 2 sene boyunca 9 Eylül Ana Okulu'nda okumuştu. Şimdi de 7 yaşına girince 1. sınıf için İzmir'deki Fatih Koleji'ne başlayacağı için çok heyecanlıydı.
Cenk, arada Funda'yı başka kadınlarla aldatıyordu, hatta oğlu Burak'ta babasının internet sitelerinden MSN gibi sitelerden kız bulmasına yardımcı oluyordu ki sırf babası onu daha çok sevsin ve tıpkı babasıyla kardeşleri arasında olduğu gibi Jale ve Burak arasında da ayrımcılık yapılıyordu sırf Burak erkek çocuğu diye. Bu durumdan Jale maalesef ki çok yakınıyordu, mesela bir keresinde Cenk kızına kahvaltıda peynir yemesi için zorlamıştı (ki Jale aslında peynirden nefret ediyordu) Jale de babası görmeden tabağından peyniri alıp hemen tabağının altına saklamıştı ama Cenk bunu hemen fark ederek Jale'yi dövmüştü. Aslında Cenk çok sinirli bir yapıya sahip bir adamdı. Cenk aslında farkında değildi ama onun çocuklarına ve eşine karşı olan davranışları çok ileride çocuklarına çok kötü örnek olmuş olacaktı ama her şey için çok geçti çünkü küçüklüğümüzde yaşadığımız her şey aslında büyüdüğümüz zaman beynimize çoktan kodlanmış olur.
YOU ARE READING
Deniz'in Hayatı
Non-FictionBu benim ilk biyografi romanım ve kitabı yazmaya daha yeni başladım, umarım hoşuna gider şimdiden iyi okumalar dilerim :)
