İçerik Kurallarımızı güncelledik.
Hikâyeleri güvenli bir şekilde paylaşmaya devam etmek için en güncel kuralları inceleyin.

✧ Bölüm 1 ✧

1K 63 99
                                        

Odamın penceresinden gelen gün ışığı önümdeki kağıda vuruyor ve yazdığım şeylerin daha parlak görünmesini sağlıyordu. Uzaktan bakınca cidden güzel bir makale ya da paha biçilmez bir hikaye görüntüsü veren kağıt parçasını da sinirle buruşturup arkamdaki diğer kağıt yığınına fırlattım. Ve kafamı masaya vurmaya başladım. Bu aktiviteyi her zaman, hiç bir işe yaramayacağını bildiğim halde yapıyordum.

Selam ben Noah. 17 yaşındayım ve sıradan bir hayatım var *gibi* yani, arkadaş sıkıntısı ve akrabalarım arasında hiç bir özelliği olmayan bir çocuk olduğumu görmezden gelirsek sıradan bir ergenim işte.

"Hadi Noah eşyalarını aşağı indir, babana yardım et !!!"

Normal bir çocuk olsam bugün için heycanlı olurdum. Ama bizim ailemiz için sıradan bir şeydi balık tutmak. Her hafta en az 1 kez kampa, balık tutmaya ya da o tür aktiviteler yapmaya giderdik. Ailem bana göre daha enerji doluydular. Aslında ben de enerjiğim yani hiperaktif biriyim ama onların enerjisi +duygusal enerji niteliği taşıyordu. Mutlu olmayı, mutlu etmeyi kendilerine vazife görmüş tiplerdi. İşin beni rahatsız eden kısmı onlar gibi mutlu olamamam. Çünkü büyük ihtimalle beni tek seven ve destekleyenler onlardı. Arkamı kollayacak ne bi kardeşim, arkadaşım, ne de beni sevicek bir akrabam vardı. Sadece annem ve babam. Ve ister istemez bunu takıyordum. Takmamam gerektiğinin farkındayım ama her sabah bana sövdükleri mektupları masamda görmek ve annemlerin sürekli başımda " Neden mutsuzsun Noah? Hadi Noah... Gülümse Noah! Eğlen Noah! " demesi buna engel oluyordu.

"Geliyorum!"

Ayağa kalkıp buruşturduğum kağıtları yana doğru tekmeledim. Sırt çantamı alıp aşağı indim. Babam bagaj yiyecekleri ve malzemeleri yerleştiriyordu. Yapıcak bir şey olmadığı için arkaya oturdum. Tamamen hazırlandıktan sonra babam arabayı limana doğru sürmeye başladı. Kafamı cama yasladım. Balık tutmaya gitmeyi seviyordum. Suyun üstünde hafif sallanan teknede saatlerce oltamın hareketlenmesini beklerken denizi izliyordum ve beni çok rahatlatıyordu. Suyu seviyordum. Suyun olduğu her şeyi çok seviyordum. Gevşememe ve kafamı boşaltmamı sağlıyordu. Tüm yolculuk boyunca annemin 'Good Life-OneRepublic' şarkısını bağıra bağıra söylemesini dinledikten sonra limana vardık. Eşyalarımızı tekneye taşıdık ve kuzeye doğru yelken açtık. Oltamı koydum. Hava açıktı, güneş yakıcıydı. Üstümdeki t-shirti çıkarıp annemin yanına uzandım ve denize bakıp ofladım. Annem kafasını bana döndürdü.

"Biraz mutlu olmayı denesen?" dedi.
ona bakıp göz devirdim. Sürekli aynı şeyleri duymaktan bıkmıştım.

"Denemiyorum zannediyorsun değil mi? Olmuyor işte."

"İstemiyorsun ki" dedi. "Mutlu olmayı istemiyorsun, kendini sevmiyorsun bu şekilde hiçbir şey yapamazsın."

"Başka ne yapabilirim ?! Farkında mısın bilmiyorum ama ailen bana olmaması gereken bir varlıkmışım gibi davranıyor!" diye aniden çıkıştım. O sırada denizin dalgalandığını fark etmemiştim bile.

"Onları neden bu kadar düşünüyorsun? Seni seven insanlar va-" derken sözünü kestim.

"Ha evet doğru 2 kişi var. Sen ve babam." tekne sallanıyordu ama annemin gözlerine kenetlenmiştim.

"Seni sevenlerin kaç kişi olduğunu değil ne kadar sevdiğini ölçmen lazım. Az olsun ama çok sevsin." dedi.

"Öyle olmuyor işte! Beni asla anlayamazsınız! Siz sevilmemek ne demek bilemezsi-" bir anda tekne çok sert bir şekilde sallandı.

Babam tekneyi zaptetmeye çalışıyordu, sonra denizi fark ettim. Çok fazla dalgalanıyordu. Biz geldiğimizde böyle miydi? Hayır çok sakindi ve güzeldi. Şuan ise Tanrı Poseidon'un özel bölgesine girmişiz gibi bir hışımla bizi sallıyordu.

AquaetignisBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin