29.04.20 - 11.44 Tarihinde yazılmaya başlandı.
Bu kitap 23 yaşıma ithafen yazılmıştır. Herkesin geçmiş veya gelecek 23 yaşına ithaf ediyorum!
Jeon Jeongguk az önce kollarımın arasında öldü.
Bir sabah uyandığımda benden kaçan o beden artık yoktu. Kollarımın arasına sıkı sıkıya sardığım, ölümden koruyamadığım adam artık yoktu. Ben söz vermiştim ona, onu ölümden bile koruyacaktım ama yapamadım. Cansız bedeniyle karşılaştım. O gece acı çekerken bana sığınan çocuğun öldüğünü uyandığımda fark edebildim. Benim miniğim yaşamadan öldü. Benim miniğim kanser denen illeti vücudundan atamadan öldü.
Kapının dışında kimseleri duyamadığım bir hayat bıraktı bana. Cenaze işlemlerine hemen başlanmıştı. Oysa bedeni hala sıcaktı. Ailesi hemen yanında duruyordu. Bana güzel anılar bıraktı ve gitti. İlk arkadaşım, dostum, kardeşim, ruh eşim, aşık olduğum ilk kişi, bir gece sabaha karşı son nefesini boynuma bırakmış ve kanatlarıyla uçup gitmişti. Yaşayacağına söz vermişti. Benim için yaşayacaktı. İyi günler görecektik. El ele bir kumsalda yürüyecektik.
Hepsi bir hayalden başka bir şey değildi artık. Düşlediğim adam artık hayatta değildi. Beni üzmeden, ben uykudayken gitmişti edebi yolculuğuna. Beni uyandırmamıştı. Son sözlerini duyamamıştım. Belki ona binlerce kere daha sevdiğimi söyleseydim beni geride bırakmazdı. Hala yaşamak için direnirdi. Jeon Jeongguk öyle basit bir adam değildi. Kocaman bir kalbi vardı. Kollarımın arasında duran kocaman bir kalbi vardı. İri iri gözleri vardı, artık bana bakmayan... İçinde yıldızları taşıyan, parlak, siyah gözleri vardı. Ne zaman içine baksam kendimi aynada görmüş gibi net görebilirdim. Bembeyaz bir teni vardı, son zamanlarda uykusuzluktan çöken göz altlarıyla bile güzel olan. İncecik bir beli vardı, gittikçe zayıflasa bile güzeldi.
Jeon Jeongguk güzel olandı ama önce o gitmişti. Her zaman yanımda olan adam gitmişti. Hastalığını günler önce öğrendiğim ve ailesinin söylediğine göre ölmeden önce benimle vakit geçirmek istemişti. Öleceğini hissettiğini söylemiş ve kimsenin üzülmemesini istemişti. Karşımda duran çift gözlerinde tek bir yaş bile olmadan oturuyordu. Belki de önceden ağlamışlardı. Jeongguk ağlama işini hiç sevmezdi, beceremezdi. Çektiği acıları dile getiremez içinde yaşardı. Gözlerine baktığında görebilirdim bunu. Artık bakabileceğim iki büyük gezegen yoktu.
Onu uyandırmaya çalışmak her zaman güzel olmuştu. Burnunu kırıştırır, tavşan dişlerini hareket ettirir ve o pürüzlü sesiyle bir şeyler mırıldanıp güzel sırtını dönerdi. Öyle uyanacağını düşünüyordum yine. Onu kendimden ayırmaya çalıştığımda ilk defa bu kadar sıkı sarılmıştı bana. Buna gülmüştüm başta. Minik tavşanımın beni ne kadar çok sevdiğini söylemiştim. Onunla alay ediyordum. Kaskatı kesilmiş olmasını beklemiyordum. Odaya giren hemşire yemeğini ve ilacını getirmişti. İşte o anlamıştı meleğimin gittiğini. Ben şaka yaptığını sanıyordum. Jeongguk ve onun ağır şakaları diyordum kendi kendime. Uzun sıralı kirpiklerine bakıyordum öylece. Göz kapaklarını aralasın ve güneş doğsun benim için artık istiyordum. Seyrelen saçlarını okşadım ve uyanması için yalvarmaya başladım. Benim ay çocuğum bana geceyi koynuma bırakıp gitti. Doktorlar geldi, hemşireler...
Onu aldılar benden. Jeon Jeongguk dönülmez bir yolculuğa çıktığında benim kalbim hala atıyordu. Onun sol yanında tek melodi bile yoktu. O ölmüştü ama ben de yaşıyor değildim artık. Dün gece ninnilerle uyuttuğum adamın birkaç tel saçıyla öylece beyaz duvara bakıyordum.
Neden benim miniğim ölmüştü?
Dünya bunca kötüyü kucaklarken gülüşü cennet olan adam neden ölmüştü?
Hastalık mıydı ona kıyan? Oysa kalp demişlerdi. Duyduğum tek şey "Kalbi tedaviyi kaldıramamış" cümlesi olmuştu. Doktoru demişti bunu. Kalbinde yok muydum? Kalbini koruyamamış mıydım? Kalbi neden ihanet etmişti bize?
"Taehyung..." İsmim kimin sesinden düştü bilmiyorum. Onu bulmak için kaldırdım kafamı. Bayan Jeon karşımdaydı. Ona benzemeyen çehresiyle dizlerimin ucuna çömelmişti. Elinde bir kutu vardı. "Jeongguk'un son isteğini gerçekleştirmek maalesef ki bana kaldı." Gözleri öylece yüzümü taradı. Bir süre konuşamadı. Dolu gözlerini çekti. Çok zordu. İçimdeki acıyı anlayamıyordum. Zorlukla soluk alıp veriyordum. Bir şey boğazımı sıkıyordu sanki. "Jeongguk bunu senin almanı istedi. Hastaneye yattığında benden siyah kapaklı bir defter istedi. Onun içine bir şeyler yazdı ve asla bakmamıza izin vermedi. Bunu defteri o gittikten sonra sana vermemi istedi. Lütfen kabul et, bu onun son isteği..." Ellerim benden izinsiz uzandı küçük kutuya. Simsiyahtı rengi, tıpkı Jeongguk'un saçları gibiydi.
Gecenin ve Jeongguk'un saçlarının rengine bulanan kutuyu aldım. "Taehyung, cenaze yarın sabah kilisede olacak... Oğlumu uğurlamaya gel tamam mı? Bu da senin annen olarak senden son isteğim." Yanaklarına düşen yaşları umursamadan gülümsedi. "Sen gelmezsen huzurla uyuyamaz oğlum, bu hep böyle oldu... Onu ben doğurdum ama onu büyüten sendin." Gözlerimden tek bir damla göz yaşı gelmemişti ama duyduğum son cümle aklımı kaçırmamı sağlamış gibi yaşların düşmesini sağlamıştı. İnanmak istemiyordum ama benim miniğim uyumak istiyordu huzurla, bu defa benim ninnilerim olmadan.
YOU ARE READING
This Book For Taehyung - Taekook
FanfictionAngst Jeon Jeongguk arkasından bir defter bıraktı. Bu defter ilk aşkına geride bıraktığı tek şeydi.
