Jungkook'un amansızca sevdiği o adam, Min Yoongi, İngiliz dili ve edebiyatı bölümü son sınıf öğrencisi asosyal bir oğlanın tekidir. Bölümünün yüzde doksan yedisi onu tanımaz bile. Gereksiz konuşmalardan kaçınır, gereksiz selamlaşmalara bile girmez. Adı üstünde gereksizdir çünkü. Haftanın üç günü şehrin öteki ucundaki bir gece kulubünde kendi parçalarını sergilemesi dışında sosyal olduğu da söylenemez. Hoş, bunu da para ve biraz da bedava içki için yapıyordur zaten, sosyal olmakla bir derdi yoktur. Kısacası ot gibi yaşayan herifin tekidir.
Uyumayı da kahve içmeyi de sever. Uykusuna ve konforuna düşkündür ama oldukça çalışkandır da; beatlerini ve ödevlerini tamamlamak için gece geç saatlere kadar ayakta durur, uykusu gelir, uyumamak için kahve içer, beat hazırlar, şarkı sözü yazar, uykusu gelir, William Shakeaspeare'in edebi kişiliği hakkında makale yazar, yine uyumamak için kahve içer, uykusu gelir, en sonunda minik bedeni dayanamaz; sabah beş gibi gözleri kapanır, kafası arkaya düşer, minik ağzı açılır, bilgisayar sandalyesinde uyuya kalır. Şanslıysa ev arkadaşı Taehyung onu uyandırır, cılız bedenini kucağında taşıyarak yatağına götürür, üstünü örter, iyi geceler öpücüğü verir, kurulu çalar saati saat yedide çalmaması için kapatır ve onu eski ama rahat yatağının çarşafları arasında derin bir uykuya bırakır.
Şayet yine evrenin ona acımadığı bir güne denk gelirse -ki Yoongi bu tür günlerin hayatının yüzde seksenini kapladığına yemin dahi edebilir- saat yediye kurulu çalar saat dünyanın en rahatsız edici sesiyle çalmaya başlar, Yoongi sıçrayarak uyanır, sendeleyerek komodininin üstündeki çalar saati hırsla kapatmaya uğraşır, henüz gözünü açamadığı için saatin tepesindeki zili ıskalar, kemikli eli şiddetle komodine çarpar, canı acır, o acıyla gözlerini açmayı başarır, her çalışında fırlatıp atmak; kırıp parçalamak istediği çalar saati bulur birkaç saniye boyunca onu kırıp kırmaması gerektiğini düşünür, saati parçalama düşüncesinden hemen vaz geçer çünkü o saat ona Seokjin'in hediyesidir, kıyamaz, alarmı sakince kapatır, arkadaşını ne kadar özlediğini düşünür, saate bakar, saatin yedi olduğunu ve hemen duş alıp giyinmezse alt dönemlerden kalan dokuz buçukdaki "Mitoloji" dersine geç kalacağını idrak eder, siktiğimin dersine her gün aynı saatte girmesi gerektiği için sinirlenir, siniriyle boynu kasılır, kasılan boynunun tutulduğunu o ana kadar fark etmez, fark ettiği an acı içinde üstünü çıkarır, sıcak suyun altında boynunu ovmak üzere banyoya girer, suyu açar, su soğukluğu tenine çarpınca çığlık atar, çığlığıyla yine ev arkadaşını uyandırır, sıcak su akmaya başlayana kadar küfreder, sıcak su aktığında ilk iş boynunu ovar ama sinirinden öyle sert ovar ki boynunda parmak izleri kalır, sıcak suyun altında öylece kalır, Taehyung uyanınca banyonun kapısını tıklar, Yoongi o ana kadar zamanın nasıl geçtiğini anlamaz -ki eğer ultra şanssız günündeyse Taehyung o günkü dersi ekmeye karar vererek uyanmamıştır ve Yoongi haşlanana dek suyun altında kaldığı için dersi kaçırır- Tae'nin kapısını tıklamasıyla hemen havlusuna sarılır, banyodan çıkar, saat şimdiden sekiz olmuştur, dolabı açar, eline ilk gelen şeyi koklar, yeterince temiz olduğuna karar verirse bir çırpıda üstüne geçirir, ayakkabılarının bağcıklarını içine tıkıştırır, evden çıkarak durağa koşar ve eve dönüş saatine kadar derslerine girer, bazen kütüphaneye giderek en ücra köşedeki rahatsız edici kırmızı kanepeye uzanır ve eve dönüş saatine kadar uyuyabildiği kadar uyur.
~●~
Günümüzden 1 yıl kadar önce
Jungkook, üniversite yılındaki ilk final haftasını yaşıyor olduğu için oldukça gergindi. Kütüphanenin tıklım tıklım dolu olması yutkunmasına sebep oldu. Eve dönerse bilgisayar oyunlarının uçsuz bucaksız ağına yakalanıp finallerine çalışmayacak olduğunu biliyordu bu nedenle eve dönme fikri, aklının ucundaki kapıdan sızıp beynini işgal etmek üzereyken silkelendi ve onu yaka paça dışarı attı.
YOU ARE READING
Intacto; Y.K.
FanfictionFakat damıtılıp çiçeğinden güzel kokular çıkarılan gül, El değmeden kuruyup giden, Yalnız başına büyüyüp yaşayan ve ölen dikenli gülden Çok daha büyük mutluluk içindedir. *intact: dokunulmamış, el değmemiş demektir.
