Gökyüzündeki havanın her bir karesinde yeryüzünde ölmekte olan insanların acısı çizilmişti sanki.
Hava kararmıştı ve ılık bir şekilde esen rüzgar ağaçların yapraklarına dokunuyordu. Yuşa boş bakışlarını uzun gövdeli ağaçların içinde gezdirdi. Yürümekten bacaklarında derman kalmamıştı ve nefesi artık boğazını yakacak kadar sıcaklaşmaya başlamıştı. Ormanın içinde, çimleri eze eze yürürken arkasına bile bakmadan kaçmış olduğu şehirden dolayı içinde bir suçluluk duygusu hissederek yürüyordu. Yaşadığı şehirde insanlar her gün teker teker sayıları azalarak ölürlerken kendisi bütün bunlara sırtını çevirmişti. Sadece gitmek istiyordu. Hiç tanımadığı, daha önce hiç görmediği ve bol güneşin olduğu yeşilliklerle dolu olan başka bir şehirde huzurlu yaşamak istiyordu.
"Ortada bir ölüm var ama katilin kim olduğu belli bile değil!" diye söylendi kendi kendine. Kararmış gökyüzüne baktı. Yıldızlara bakmak onu her zaman mutlu etmişti. Uzun gövdeli ağaçlara aşağıdan baktığında sanki onların gökyüzüne değdiği kanısına varıyordu. Bu biraz da olsa Yuşa'yı rahatlatmıştı.
Sessizliğin içinde yürümeye başladı. Böcek sesleri duyuyordu. Aklı sanki boş bir balon gibiydi. Patlamak üzereydi ama içindeki düşüncelerin boşluğundan dolayı bu balonu patlatmak istemedi. Aniden arkasında bir çıtırtı duyduğunu sandı. Gergince arka tarafına baktığında kimseyi göremedi. Adımları biraz daha hızlandığında panik yapmaması gerektiğini söylüyordu içinden. Fakat nafileydi. Karanlık havanın da bu panikte büyük bir etkisi olmasına rağmen aklına şehirde evinde ölü bulunan insanlar üşüşünce iyice panikledi.
Yanından hızlı bir şeyin geçtikten sonra bıraktığı o esintiyi fark etmesiyle kendisini gözünü kestirdiği bir ağacın kalın gövdesi sayesinde oluşturduğu küçük bir girintiye attı. Nefes nefese kalmıştı. Bir kaç saniye sonra başının üstünde hissettiği adım seslerini işitince mantık son kırıntısını da kullanıp eliyle ağzını kapatmasını salladı.
Böyle ölümle burun buruna gelindiği anlarda insan hayatını bir film şeridi olarak gözünün önünde geçerken göremezdi.
İnsan böyle anlarda sadece donar kalırdı.
Tabi Yuşa bir istisna olabilirdi ama neredeyse çenesine kadar uzamış altın sarısı saçları gözünün önüne kapatıp birkaç teli burnunun üstünden salınırken ve onu hapşurmaya zorlarken bile şokun hala bedeninden çıkmışlığı yoktu.
Adım sesleri biraz olsun uzaklaşınca Yuşa hapşırığını tutamadı ve ağzından salıverdi.
Her şey işte o anda oldu. Önüne atlayan bir çift siyah erkek botları, erkeksi uzun bacakları ve daha sonra ince beline rağmen geniş omuzları olan bir adamla göz göze geldi. Adamın bembeyaz teni karanlıkta o kadar çok parlıyordu ki Yuşa onu beyninin bir oyunu sandı. Gri gözleri ve kıpkırmızı dudakları vardı. Kemikli yüzü ve nefes nefese kalmış haliyle adam direk onun gözlerinin içine bakıyordu.
Yuşa gergince oturduğu yerden yavaşça doğruldu. Ama adamın neredeyse boynuna denk geldiğinden yukarıya doğru bakmaya devam etti.
"Bakın burada ne buldum?" Dedi adam Yuşa'ya doğru bakıp ama sanki ondan başka birisiyle konuşurken. Görüş alanına bir kadın girdi.
"İyi iş çıkardın sevgilim" dedi cilveli bir ses tonunda. Yuşa hala ne olduğunu anlamadığı için beyninde olası bir cinayeti düşünüyordu. Karşısındaki iki kişi büyük ihtimalle onu fidye olarak kullanabilir, onu canice öldürebilir ya da işkence uygulayarak acısı bol olan bir katliamla işlerini görebilirlerdi. Bu düşünceler beynini kemirmeye başlayınca Yuşa refleks olarak karşılık verme isteğiyle dolup taştı.
YOU ARE READING
SEN DE
Teen Fiction"İki farklı ırkın aynı yeryüzünde birbirine denk gelmesi, Bütün bu zıtlıkların içinde, Bu sevgi bir ihtimal mi? Yeryüzünde aynı noktada buluşabilir mi ölmüş olanlar? Yoksa bütün bunlar bir iradenin son çırpınışları mı? Yaratmak neden bu denli zo...
