Kapısını çalıp "Alexander, kahvaltın hazır." Dedim. "İçeriye gel!" Dedi sert ve yüksek bir sesle. Derin bir nefes alıp kapıyı açtım. "Kahvaltın hazır." "İlk söyleyişinde duydum. Çabuk şunu ütüle." Bana doğru fırlattığı gömleği havada yakalayıp iç çektim. Ütü odasına gidip sakince ütüledim. Odasına gidecekken mutfaktan gelen seslerle orada olduğunu anlayıp oraya gittim.
Şu anda çok seksi. Altındaki pantolon dışında üstünde bir şey yok, ortadaki masaya oturmuş telefonuna bakarken reçelli ekmek yiyor. "Gömleğin hazır." Dedim. Bana kısa bir bakış attı. Elindeki ekmeği bitirip ellerini yıkadı, gömleği aldı. "Güzel. Şaşırtıcı ama becermişsin." Övdü mü sövdü mü keşke anlasam. Gömleği giyip ceketini aldı, evden çıktı. Her zamanki gibi bir şey söylemedi tabi.
Ben onun gözünde neyim, kimim acaba? Basit bir hizmetçi parçası, aşçı belki ya da her işini yapan biri ama kesinlikle kocası değil. Tamam benimle zorla evlendi ama cidden bu kadar katı olmak zorunda mı? Her istediğini yapıyorum bir teşekkür bile etmiyor. Koltuğa oturup başımı ellerimin arasına alıp göz yaşlarımı serbest bıraktım.
Oysaki ben onunla evlendiğim için ne kadar mutlu olmuştum bunu hiç haketmiyorum. Ben yüzüne bile bakılmayacak kadar kötü biri değilim. Ben ağlarken kapı açıldı. Onunla göz göze gelince gözümden akan yaşları silip ayağa kalktım. "Sormak haddime değil ama bir şey mi unuttun?" Dedim merakla. "Niye ağlıyorsun?" Dedi. Çok umurundayım sanki. "Gözüme toz kaçtı, ağlamadım. Yardımcı olabileceğim bir şey var mı?" Dedim.
Bana doğru yaklaştı, tam dibimde durdu. "Zaten çirkindin ağlayınca ekstra çirkin olmuşsun." "Yardımcı olabileceğim bir şey yok sanırım, odama çıkacağım." Gidecekken kolumdan tuttu. "Kendini toparla, evi temizle. Akşam önemli misafirlerim gelecek. Alışverişe çık hem eve hem kendine bir şeyler al sonuçta kocamsın rezil etme beni." Kolumu bırakıp cebinden çıkardığı cüzdanından kredi kartını uzattı. "Alsana şunu!" Elimi açıp kredi kartını zorla elime koydu.
"Unutma, takım elbise alman gerekiyor. Şimdi sen anlamazsın sana konum atacağım oraya git. Benim adımı ver." Hâlâ tuttuğu elimi bırakıp kapıya yöneldi. Ben ağlamamak için dudağımı dişlerken tekrar bana döndü. "Benim yüzümden mi ağladın?" Dedi. "Ağlamadım. Gözüme toz kaçtı." İç çekti. "Git kendine sevgili falan yap, kameralara yakalanmadan." "Beni sevmesende evliyiz." "Hiç bir şey ifade etmiyor. Mutlu ol biraz. Yazık sanada." Dedi.
O giderken arkasından baka kaldım. Bu kadar mı umutsuz vakayız? Hiç mi şans yok? Ben onu bu kadar severken o nasıl bana bunu söyler? Gözyaşlarıma hakim olup temiz evi üstünkörü temizledim. Telefonuma gelen bildirimle whatsappa girdim. Alexander konum atmış. Taksi çağırıp üstümü değiştirdim. Kulaklığımı takıp asansöre bindim ve residencedan çıktım. Taksi gelince konumu söyleyip dışarıyı seyretmeye başladım. Alexander dışında her şeyi düşündüm sanırım.
"Geldik efendim." Taksiciye parayı uzatıp indim. 3 katlı lüks mağazaya giriş yaptım. "Merhaba beni Alexander Lightwood gönderdi." Dedim kasadaki kıza. Kız birine işaret yapıp "Bay Cooper misafiriniz geldi!" Dedi. Kel adam bana yaklaşıp "Magnus değil mi?" Dedi. "Evet." Uzattığı elini sıktım. "Kıyafetiniz hazır." Dedi yürürken. "Beden ölçüsü almayacak mısınız?" "Bay Lightwood ölçülerinizi verdi, ona göre bir kaç model hazırladık oda en güzelini seçti." Alexander ölçülerimi mi biliyor?
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ZORAKİ EVLİLİK (MALEC)
Hayran KurguKlasik bir zoraki evlilik kitabı değil, işkence dolu bir kitap. Ama hiç beklenmedik şekilde ilerleyecek, emin olabilirsiniz. *Başlarda sakin başlayıp daha sonra alevlenecek :)* *Cinsellik, küfür ve ağır şeyler içerir. Etkileneceklerin uzak durması ö...
