Soğuk bir kış mevsiminin aralık akşamındaydı sokağın kenarına dikilmiş babasına olan öfkesini dindirmeye çalışıyordu ailenin ortanca çoçuğu idi abisi babası ile tekne balıkçılığı yapıyor koca denizden ne kısmet çıkarsa akşam yemeğinde sofrada tuttuklarını yiyip fazlasını balık haline satıp aç tok kimseye boğun eğmeden muhtaç olamadan asil bir yaşam sürmeyi prensip haline getirmiş bir çekirdek aile. Kendi tanımlası ile ailenin eksik kısmıydı abisine göre serseri annesine göre meczupdu varoş mahallerin dar ve bakımsız sokakların kuytu bir köşesindeydi evi ama yıldızlara yakın gökyüzüne komşuydu terasının bahçesi, en azından onun için anlamları daha derindi tutkunu olduğu şeyler için, amacı insanlardan oldukça uzak ve bi haber yaşamaktı. Varoşlarda hayat kavgası farklı oluyordu kurtlar sofrasında ki kuzunun hayatta kalma çabası gibiydi insandı sonuçta ilkel duyguları, hayatta kalma iç güdüsü onu köşeye sıkışmış bir hayvan gibi saldırmasına sebebiyet veriyordu. Yaşı daha 19 olmasına rağmen yaşıtlarından daha olgun daha oturaklı davranıyordu zaten har ateşte yananlar çabucak yanmıyor muydu? Oda zanatkar bir demir ustasının elinde dövülen sert demir gibi hayatın her çekik darbesinde o dahada keskinleşiyordu. Birden bire irkildi kafasının kaldırıp sokağın köşesine baktığında sokak bomboştu sanki zaman bile buz kesmişti sokağın kaybolan dipsiz derinliğine baktıkça kasvet basıyordu içini omuzları ağır geliyordu vücuduna, cebinde duran paketinden bir sigara çıkardı soğuktan donan parmak ucları ile çakmağını çaktı derin bir nefes aldı ciğerlerinde dumanın sıcaklığını hissetti kafasını gökyüzüne kaldırdı yıldızların parıltısı bir nebzede olsa dağılmasını sağladı içindeki kasvetinin, gönül koyar bir tavırla şu dizeler döküldü Dudaklarından ;
delikanlım !
iyi bak yıldızlara,
onları belki bir daha göremezsin.
