38. Sözler Silsilesi

En başından başla
                                    

"Ama tuttum," dedi. "Ben seni düştüğün her yerde tutmak için buradayım prenses." Reverans yaptığında gülerek omzuna hafif bir yumruk attım.

"Ben gidiyorum," derken gözlerimi kısmıştım. "Beni bıraktığınız için sağolun, prensim."

Göz kırptı. Ona gülümserken birden yanağımdan ufak bir buse çaldı. Bu an bana tanıdık gelmişti. Kafamı kaldırıp cama baktığımda orada, bana dikkatle bakan bir çift mavi göz gördüm. Bakışlarımı hızla kaçırırken kalbim hızlanmıştı. Koray ile kısa bir vedalaşma faslı yaşadıktan sonra merdivenleri arşınlayıp dairenin önüne geldim. Yanağımda öylece duran eli anca fark etmiştim. Koray'ın öptüğü yeri okşayan parmaklarımı çektim. Nora'nın kararsızlığı o yaşamak istemiyordum. Kapıyı Reha'nın bana çıkardığı anahtarımla açıp içeri girerken yüzümde Koray'ın kendine has bir imza attığı o tebessümlerden biri vardı yine de. Gözlerim etrafta gezinirken evde Uzay haricinde kimse yok gibiydi. Gürültü çıkarmamaya çalışarak ayakkabılarımı çıkardım. Odaya gidecekken salonun önünden geçiyordum ki duyduğum ses beni durdurdu. "Benden hoşlandığını sanıyordum."

Önce başımı, ardından tüm bedenimi çevirerek oturma odasından içeri baktım. Uzay, her zamanki yerinde durmuş, kollarını göğsünde bağlamış bana bakıyordu. Cümlesi dikkatimi dağıtırken yüzümdeki tebessüm tuzla buz oldu. Ayaklarım benden bağımsız bir şekilde odaya soktu bedenimi. Uzay kalorifere yaslanmıştı. "Öyleydim," diye onu onayladım bunca zaman sonra neden bu konuyu açtığını anlamayarak.

"Artık değil misin?"

Sorusuyla şaşırdım. "Ne önemi var?"

Dudağını büktü. "Bilemezsin. Hatta ben bile bilemem."

Burukça "Hala öyleyim galiba," dedim. Onunla söz oyunları yapmak istemiyordum çünkü bu ikimizi de daima kısır bir döngüye sokmaktan başka hiçbir işe yaramıyordu. Hem onunla az muhattap olduğum zamanlarda daha az acı çekiyordum. En azından gözlerimin içine bakarak başkasının aşkıyla yanmasını görmemek çok olmasa da iyi geliyordu.

"Öyleyse neden onunla bu kadar samimisin?"

Kastettiği kişinin Koray olduğunu şüphesiz anlamıştım. Kaşlarım havalanırken çantamı koltuğun üstüne bıraktım. "Bu seni ilgilendirmez."

Arkamı dönüp odadan çıkacakken "Aksine," dedi. "En çok beni ilgilendirir. Hislerinin sahibi benken bir başkasıyla..."

"Hey," diye sözünü kestim. Yüzüm yeniden ona dönerken bu kez gözlerime bir öfke hakimdi. "Hislerimin sahibi olman bedenimin veya kararlarımın sahibi olduğun anlamına gelmez. Dinle, sana olan aşkımdan ölsem bile sana bu hakkı vermem Uzay."

"Amacım bu değil," diyerek dudağını ıslattı. Yorgun duruyordu. "Sadece sadakat benim için önemli."

Sinirle inledim. Elimi saçımdan geçirirken gülmeye başlamıştım. "Sadakat olması için ortada iki kişinin arasında olması gereken o bağ yok ki. Sen ne sadakatinden bahsediyorsun?"

"Neden?" diye sordu. "Sevgi her zaman karşılıklı olmak zorunda mıdır? Beni seviyorsan bana olmasa bile hislerine bağlı olman gerekmez mi Dora?"

Gözlerim doldu. "Zeyna'ya bağlı olduğun gibi sana bağlı olmamı mı isterdin?" diye sorarken canımı yaktığı için canını yakma arzusuyla dolup taşmıştım ama ona nasıl kıyardım hiçbir fikrim yoktu. "Çok bencilsin. Üzgünüm Uzay ama biriyle dost olduğum için aramızda bence olmayan ve senin için olması gerekmeyen o bağa, ya da adı her neyse işte, zarar gelmez. Gelse bile buna karışmak sana düşmez."

"O sana aşık," diye konuştu sözlerimi duymamış gibi. Sesi sakindi. "Seninle olduğu her an kalbinde bir umut uyanıyor. Sen ona her gülümsediğinde, sana dokunmasına her izin verdiğinde... Onun kalbi sana daha da sıkı bağlanıyor."

"Sen bana neredeyse hiç gülümsemedin," dedim. "Nadiren tebessüm ederdin. Sana dokunamadım ben hiç." Elimi havada öylesine salladım. "Ama o his benim içimde buna rağmen her geçen gün filizlenip büyüdü. Bir sarmaşık gibi her yanımı kuşattı. Birinin seni sevip sevmemesini değiştiremezsin Uzay ama inan bana senin bana çektirdiğin o acıyı ona çektirmektense onunla arkadaş kalmayı tercih ederdim ki öyle de yaptım."

"Ben sana bilerek hiçbir acı vermedim," diye kendini savundu. "Vermem de Dora. Fakat sen," Çenesini sıvazladı. Kendini bir koltuğa attığında ben hala ayakta, dimdik karşısındaydım. "Bu acıyı kendine yaşatan sensin. O yüzden kimseyi suçlama. Asıl suçluyu aynaya her baktığında görüyorsun çünkü."

Dudaklarım titrerken "Bitti mi?" diye soludum. Sözlerindeki gerçeklik payı sinirime dokunmuştu.

"Sen söyle," dedi. "Bitti mi?"

"Bitmedi," dedim imasını anlayarak. "Sen ne yaparsan yap içimdeki bu şey ben başaramadan bitmeyecek Uzay. Kendinden istediğin kadar nefret ettirmeye çalış, istediğin kadar beni ağlat bunu bitirmek benim elimde olmadığı sürece bitmeyecek."

"Neden seni üzdüğüm halde bana böyle bakıyorsun?" diye fısıldadı. "Görmüyor musun ben de acı çekiyorum. Benim yüzümden birçok kişi acı çekiyor zaten. Bir de sen eklenince benim kendi acım da katlanıyor."

"Elimde mi sanıyorsun aptal herif?" diye bağırdım aniden. Gözlerimde biriken yaşlar boşalmaya başladı. Her damla tek tek yanağıma düşerken kirpiklerime edilen her veda hüznümün beden bulmuş hali gibiydi. Elimle kalbime vurdum. "Şurada olmanı ben mi istedim hı? Çok mu meraklıydım sana bir şeyler hissetmeye? Ama oldu bir kere. Dışarıdan buz dağı gibi görünen senin benim için küçücük şeyler yaptığını gördüğümde, duyguların yokmuş gibi davranırken sevdiğin kızın başucunda acını hisettiğimde... Uzay, sen ne kadar farklı biri olmaya çalışırsan çalış senin içinde gerçekten iyi olan bir kısım var ve ben ona tutuldum." Başımı iki yana salladım. "Bunu ben istemedim. İnsan aşık olacağı kişinin senin gibi biri olmasını nasıl ister ki zaten? Ben... Ben Koray'a aşık olmayı her şeyden çok istedim. Senin beni sevmenden çok ben bir başkasını sevmek istedim ama olmadı. Bu kalbim, bu aptal kalbim yine yaptı yapacağını. Elden ne gelir ki?"

Uzay gözlerini kaçırdı. Dizlerim ve tüm vücudum titriyordu. Yere çöktüm. Elimin tersiyle yaşlarımı silerken Uzay kalktı ve ben gitmesini beklerken yanıbaşıma gelip diz çöktü benim gibi. Hiçbir şey demeden sessizce kollarını açtığında itiraz etmeden başımı göğsüne yasladım. Tırnaklarımı kazağına geçirerek ona sımsıkı sarılırken hıçkırıklarla sarsılan bedenimi mayıştırıyordu kokusu. Sıcak nefesi saçlarımın arasına karışırken "Özür dilerim," dedi. Normal bir zamanda olsaydık bu özre afallardım ama şu an ayların birikmişliğini boşaltmakla o kadar meşguldüm ki bunu düşünmeyi erteledim. "Sana bunu yaşatmayı istemezdim Dora. Sen... Sen lanet olsun ki benim için gerçekten kıymetlisin." Geri çekilip yüzümü avuçladı ve yaşlarımı sildi. Alnını alnıma yaslarken onun da gözleri dolmuştu. "Yemin ederim yalan değil bu sözlerim, teselli de değil. Ben çok düşündüm, sürekli düşünüyorum ama ne kendime ne sana çıkar yol bulamıyorum. Sana aşık değilim ve hiçbir zaman bu olmayacak fakat canını yakmak da istemiyorum. Ben o kadar insanı üzdüm ki artık kimsenin gözyaşının sebebi olmak istemiyorum." Geri çekildi ama benden tamamen uzaklaşmamıştı. "Ben senin kadar masum birinin gönül yarası olmak istemezdim Dora. Affet beni."

Biraz sakinleştikten sonra burukça gülümseyerek başımı salladım. Ona nasıl kin tutardım ki? "Seni suçlamıyorum ben Uzay. Sen beni en başından beri kendinden uzak tutmak için her şeyi yaptın. Tek hata benim bu laf anlamaz, arsız kalbimde. Ona da ne sen ne de ben bir çare bulabiliriz. Zaman..." Bugün Koray'a söylediğimi hatırladım. "Belki zaman her şeyi çözer ikimiz için de." Uzay da gülümsedi hafifçe. Doğrulup burnumu çektim ve çantamı aldım. O dikkatle beni izlerken daha fazla gözünde zavallı duruma düşmemek için gidecektim ki dayanamadım. "Ve Uzay, teşekkür ederim."

Şaşırdı. "Ne için?"

Omzumun üstünden ona baktım. Gözlerimiz kesişti. "Bana kalpsiz bir adamı sevmediğimi hatırlattığın için." Dudağımı ıslattım. "En azından oranda," Çenemle sol tarafını gösterdim. "Atan şey gerçekmiş."

Birinci TekilHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin