begin

407 16 33
                                        

Rüzgar yüzüme çarpıp saçlarımı savurdukça özgür olduğumu hissediyor, nefes aldığımın farkına varıyordum. Uzun zaman boyunca baskı altında yaşayan biri nasıl tüm baskılardan uzaklaştığında hayatta olduğunu farkediyorsa ben de motor üstünde hissediyordum bunu.

Motor benim için bir tutkuydu. Hayatta kalmamı sağlayan, aynı zamanda beni ölüme bir adım daha yaklaştıran bir tutku..

Üniversitenin kapısına yaklaşınca yavaşladım ve motorumu uygun bir yere yerleştirip üzerinden indim. Deri ceketim ve ayağımdaki postallarla birlikte bir motorcu olduğum 500 metre öteden rahatça fark ediliyordu.

Halimden memnun muyum? Kesinlikle.

Hızlı adımlarla kapıdan içeri girip kafeteryaya doğru ilerlerken benim hakkımda yapılan fısıldaşmaları umursamıyor yoluma devam ediyordum.

Dikkat çekmeyi seven biriydim, her zaman. İnsanlardan oldukça farklı olduğumu biliyordum ve bu farklılığı sonuna kadar kullanmaktan asla çekinmiyordum. Tarzım tam bir umursamaz badgirl havası verse de derslerimde gayet başarılı olmam ve çevremdekileri önemsiyor olmam farklıydı mesela.

Siyah saçlarımı savurup kapıdan içeri girdim ve benimkileri görür görmez gülümsedim. Cidden sıkıcı hayatımı renklendiren insanlardı onlar. Changkyun, Soyeon, Taeyoung ve Jennie. Hepsi iyi ki tanışmışım dediğim insanlardı.

Yüzümdeki gülümsemeyle seri hareketlerle yan masada tek başına oturan kızın tanından bir sandalye çektim ve oturdum. "Selam gençler!" Karşımdaki manzara hiç şaşırtmamıştı. Changkyun, Soyeon'u kısa saçlarını karıştırırken Soyeon ona yumruk atmaya çalışıyor, Taeyoung ve Jennie ise gülerek onları videoya çekiyordu.

Benim geldiğimi fark eden Changkyun, Soyeon ile uğraşmayı bıraktı ve kalkıp sandalyesini yanıma çekti. "Gelmiş benim motorcu kızım. Çok özledin beni değil mi?"

"Hı hı aynen çok özlemiş seni. Ölmüş hasretinden." Soyeon sinirle saçlarını düzeltmeye çalışırken söylenmeye devam etti. "Neyini özlesin o kız senin be? Demirli kaşını mı? Ömür törpüsü ya!" Ben kahkaha atmaya başlamıştım çünkü onlar sinirle birbirleriyle uğraşırken takındıkları surat ifadeleri çok komik oluyordu. Aynı şu an Changkyun'un Soyeon'u konuşurken taklit etmesi gibi..

"Ay bırak sen bunları. E sen naptın halledebildin mi?" İstemsizce herkes susmuş ve beni dinlemeye başlamıştı.

"Evet. Bu sefer tanrıya şükür sorunsuz hallettim yoksa cinnet geçirebilirdim." Hepsi onaylar mırıltılar çıkarırken Taeyoung söze girdi. "Peki bundan sonra ne olacak? Yani... Ne yapacaksın?" Çekinircesine sorduğu cümle istemsizce gerilmeme sebep olmuştu.

Gözlerimi birleştirdiğim ellerime indirmiştim. Kafamda yaşadığım şeyler tekrar tuşuna basılmış gibi canlanmaya devam ediyordu ve sanki nefes alamıyordum.

"O yarışa katılacağım Taeyoung. Başka şansım yok. Bana artık para göndermeyi keseceklerdir, eminim. Ki onlar kesmese bile ben almayı reddedeceğim. O evden ayrılırken kapıyı suratıma kapattılar. Bundan sonra ölecek raddeye gelsem onlardan hiçbir şey için yardım istemem."

Sıkkın bir şekilde nefes alan Changkyun gözlerini bana çevirdi. "Sanki onların kızı değilmişsin gibi davranıyorlar. Gerçekten ailenden nefret ediyorum" Jennie kafasını salladı. "Kim nefret etmiyor ki? Yani... kusura bakma bebeğim ama hiçbirimiz sevmiyoruz."

Kafamı salladım. "Biliyorum. Kusura da bakmıyorum. Artık onlarla pek bir bağım yok gibi. Beni daha fazla üzemezler herhalde. Yani, daha fazla ne yapabilirler ki?"

"Bilemezsin. Ama biz senin yanındayız." Soyeon gülümseyerek elini elimin üzerine koyup hafifçe sıktı, yanımda olduğunu belli edercesine. Kafamı salladım ve hepsinde gözlerimi gezdirdim. "Biliyorum. Teşekkür ederim."

"Duygusallığınızı bozacağım ama gitmemiz lazım. Ders saatleri yaklaşıyor." Onaylayan mırıltılar çıkardık ve kafeteryadan ayrılıp dersliklerin olduğu yere doğru ilerledik. Tam o sırada hissettiğim boşluk ile afalladım. Ben aniden durunca omzuma kolunu atmış olan Demir Kaşlı da benimle birlikte durdu.

"Noldu kız, neyi unuttun?" Beni ben daha söylemeden anlayan arkadaşıma gülümsedim. "Sırt çantamı motorda unutmuşum. Ben alıp geliyim hemen onu." Kafasını salladı ve omzumdaki elini çekti. "Seninle gelmemi ister misin?"

Kafamı aceleyle iki yana salladım. "Gerek yok, ben hemen gidip gelirim. Sen dersine geç kalma. Kafeteryada buluşuruz!" Çoktan ilerlemeye başlamıştım. Ders saatini kaçırmadan çantamı motordan alıp gelmem gerekiyordu.

Hızlı adımlarla motorumu park ettiğim yere doğru ilerledim. Tam çantamı almış geri dönecektim ki, yanımdan geçen motor yüzünden nerdeyse çarpılacaktım. Şok olmuştum resmen. Eğer bir iki saniye erken hareker etseydim şu an yerde yatıyor olacaktım, kan içinde.

"YAVAŞ! HAYVAN HERİF MOTOR ÖYLE Mİ KULLANILIR?!" Sinirle okulun girişine motorunu park eden zibidiye bağırmıştım. Usulca bana doğru dönen yüzle sanki 120 ile giden motordan düşmüş gibi olmuştum.

Aynı onun da üzerinde siyah deri ceket vardı. Siyah saçları ve koyu kahve gözleri yüzüne o kadar orantılıydı ki... Aynı zamanda hafif yapılı vücudu olduğu giydiği dar siyah pantolondan ve giydiği siyah tişörtten belli oluyordu.

"Efendim? Bana bir şey mi söyledin?" Afallamış surat ifademi hemen sildim ve eski sinirli halimi tekrar gün yüzüne çıkardım.

"Motor sürmeyi bilmiyorsan kullanma diyorum! Çarpılıyordum az önce!" Alaylı bir şekilde gülümsedi ve bana baktı. "Ama çarpılmadın?" Gerçekten o kadar sinirlenmiştim ki, sanki bir dağdım birazdan içindeki volkanı taşacak...

"Tanrım sen sabır ver. Bana bak maganda, eğer doğru düzgün motor sürmeyi bilmiyorsan altındaki canavara daha fazla acı çektirme. Onun usta bir sürücüye ihtiyacı var, senin gibi birine değil." Alayla kaşları yukarı kalktı ve bana doğru yaklaşmaya başladı.

"Demek öyle ufaklık. Peki kimmiş bu usta sürücü, sen mi?" Ben de ona alaylı bir şekilde bakmaya devam ettim ve omzumu silktim. "Senden bin kat daha iyi olduğum kesin, maganda."

O koyu kahve gözleri öyle bir bakıyordu ki içine düşeni bir daha asla dışarı çıkarmıyormuş gibi.

Ona kapılırsan ölürsün gibi..

"Boyundan büyük laflar ediyorsun, ufaklık. Dikkat et, boğulma." Omzuma çarptı ve yanımdan geçti. O yanımdan geçince kokusu burnuma geldi ve uyuşmama sebep oldu.

"Ben ufaklık değilim!. Düzgün konuş benimle! Ayrıca sakın bir daha okul sınırları içinde hızlı motor sürme, saygısız piç herif!" Cevap verme gereği duymadan arkasını döndü ve alaylı bir şekilde sırıttı. Ancak sırıtma sebebi bana orta parmak göstermesiydi.

Tam bir piçti. Ve garip bir şekilde o piç herifle benzediğimizi düşünmüştüm. Tüm gün...

Fighter X Jungkook. (ASKIYA ALINDI) Historias para obsesionarse. Descúbrelo ahora