the encounter.

50 3 10
                                        


"Yarın görüşürüz, hyung."

Stüdyo kapısında ona veda eden Jungkook'a, nefes nefese suyunu yudumlarken kafasını sallayarak cevap vermeye çalıştı Hoseok. Jungkook, anlayışlı bir gülümsemeyle kapıdan çıkmadan son bir cümle daha söyledi. "Kendini çok yorma."

Şişedeki suyun bittiğini fark eden Hoseok, derin bir nefes alarak gözlerine baktı genç adamın. Jungkook'un bu tavırları her zaman gülümsemesine neden olurdu. Yorgunluğunu gizleyerek öyle yaptı, küçük bir gülümseme sundu ona. "Git hadi."

Jungkook, kıkırdayarak kendisine söyleneni yaptı ve çıkarken kapıyı arkasından kapattı. Hoseok sonuç olarak bir akşam daha, dans stüdyosunda yalnızdı. Bundan şikayetçi sayılmazdı. Bazen yalnızlığı tercih ettiği oluyordu. Ancak, şu anda kaslarının ağrısından dolayı yalnız bir şekilde çalışmanın keyfine varabileceğinden emin değildi. Yine de zorlukla da olsa yerinden kalktı, tişörtünün etekleriyle alnında birikmiş teri sildi ve müziği baştan başlatmak üzere klavyedeki tuşa bastı.

Aynada kendiyle göz göze geldiğinde, yorgunluğu bir süre için azalmıştı. Saydı aklından. Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi ve sekiz.

Jungkook'un tavsiyesine uyduğu söylenemezdi. Kendisini yoruyordu.

-

Bir saat sonra, saat 23.28'de, Hoseok daha fazla kaldıramayacağını fark etti. Susuz kalmıştı ve fazlasıyla terliyordu, ağrıdan dolayı seğiren kasları gözlerine çarpıyordu. Soğuma hareketlerini de bitirdikten sonra stüdyoda bulunan duşlardan birine atmıştı kendini.

15 dakika sonra, binanın önündeydi. Üzerindekilerden kurtulup kısa bir duş almış, yeni ve temiz kıyafetler giyip spor çantasını omzuna asmış bir şekilde. Arabasına doğru ilerlerken, aklında evde yiyebileceği bir şeyler olup olmadığı geçiyordu.

Sonunda oturup arabayı sürmeye başlayarak boş yollardan devam ederken, bir müzik açmıştı. Parmaklarıyla direksiyonda bir ritim tutarken, bakışları iki yolu kaplayan ormanlık bölgelerde geziniyordu. Yolun boş olmasını fırsat bilip müziği değiştirmeye yöneldi. İki saniyeden uzun sürmeyen bu aktiviteden sonra bakışlarını kaldırdığında yolun ortasında dikilen beden, iç güdüsel olarak direksiyonu diğer yöne çevirmesine sebep olmuştu. Anında frene basıp arabayı durdurmaya çalıştığında kalbinin deli gibi çarptığını hissediyordu.

İki saniye önce bomboş görünen bu yolun ortasında biri öylece belirmiş olabilir miydi? Her şeyden önemlisi... Ona çarpmamıştı, değil mi?

Kısa sürede yaşadığı şok etkisinden sıyrılıp, arabanın kapısını açtı ve hızlıca indi. Adımları bedeni gördüğü yere doğru ilerlemişti... Tabii, karşısında bir beden göremediğinde nefesi kesilene kadar. Ona çarpıp yolun başka bir kenarına falan mı fırlamasına neden olmuştu? Aklında binlerce düşünce ve endişe dönenirken, kendisini ikna etmeye çalışarak nefesinin altından mırıldanmaya başladı. "Kimseye çarpmadın, direk durdun. Çarpma sesi bile çıkmadı."

Arkasından, kısık bir ses duyana kadar kendisiyle sürdürdüğü bu konuşma devam ediyordu.

"Bana... yardım... et."

Bedenini hemen sesin geldiği yöne çevirdiğinde, az önce yolun ortasında duran bedenin birkaç adım önünde olduğunu görmüştü. Ki, bu akıl almazdı. Çünkü bir dakika öncesinde oradan yürüyüp buraya gelirken orada kimse yoktu. Karşısındaki bedenin görüntüsünü şöyle bir gözden geçirdi. Bir adamdı bu. Ondan biraz kısa, yaş olaraksa yakın gözüken bir adam. Arabanın far ışıklarından algıladığı kadarıyla saçları pembeydi. Ancak, toprakla karışmıştı.

You've reached the end of published parts.

⏰ Last updated: Jul 11, 2019 ⏰

Add this story to your Library to get notified about new parts!

beautiful stranger | jihopeStories to obsess over. Discover now