Calum, Ashton ve Michael ellerindeki içkilerini içerken bir yandan da klasik bir oyun oynuyorlardı. Doğruluk mu Cesaretlilik mi her zaman onlara saçma gelirdi. Ama kafaları güzelken bazı şeyleri iradeleri dışında yaparlardı.
Sahilde oturdukları için paçalarından içeri giren kum, sahile yakın oldukları için onların ıslanmalarına sebep olan dalgalar ve içkilerini içerken attıkları kahkahalar harika bir an oluşturuyordu.
Calum saçlarının arasına dolmuş kumları, saçını dağıtarak uzaklaştırmaya çalışırken kahkahalar içinde konuştu.
"Çocuklar, ahahhaa kesinlikle doğruluk mu cesaretlilik mi oynamalıyız. Aman Tanrım, çok eğleneceğiz!"
Kimse onun ne dediğini algılayamıyordu. Ama kendilerinde olmadıkları için her şeyi onaylıyorlardı. Ashton gülerek Michael'a döndü. Ona uçan bir öpücük attı hıçkırıkları arasında soruyu sordu.
"Benim gökkuşak saçlı mısırım, doğruluk mu cesaretlilik mi?"
Micheal beynini hiçbir şekilde kullanamıyorken yüksek sesli bir kahkaha attı. İçkiyi kafasına dikmeden önce cevabını verdi.
"Cesaretlilik"
Ashton bu cevaptan haz almıştı ve parmaklarını kıtlattı. Çevreye bakınmak için ayağa kalktı ama dengesini sağlayamadığı için anında yere çakılmıştı. Sahilin hemen karşısındaki bakkalın ışıklarının yandığını görünce Michael'a baktı.
"Şu bakkala giren ilk kişi ile öpüş."
Calum duyduğu şeyle daha çok gülmeye başlamıştı. Kafası o denki uçmuştu ki kısa süre sonra neye güldüğünü unutmuştu. Ama bu durum onun kahkahasını durdurmaya yetmemişti.
Michael dengesini kurmaya çalışarak yürümeye başladı. Sahilden uzaklaştı ve karşıdaki bakkalın kapısının önünde beklemeye başladı. Bakkalı işleten kişiye göz ucuyla baktı. Sarı saçları ve keskim yüz hatlarını fark etmesiyle kurumuş dudaklarını yaladı. Sanırım bu görevi biraz değiştirebilirdi.
Bakkalın kapısından girdi ve elindeki telefonla uğraşan oğlanı süzdü. Oğlan, gelen müşteriyi görmesiyle ayağa kalktı. Gece mesaisine kalmaktan nefret ediyordu ama amcası pek onu dinliyor gibi durmuyordu.
"Hey, bana yaklaşsana sen azıcık."
Michael nereden geldiğini bilmediği cesaretiyle oğlana seslendi. Oğlan ilk başta bir anlam veremese de Michael'a yaklaştı. Michael ise hiç düşünmesen dudaklarını, karşısındaki oğlanın dudaklarıyla birleştirdi.
Yumuşak bir öpücük ile başlamıştı. Karşısındaki çocuk şoka girmişti. Tepki dahi veremiyordu. Sonrasında Michael öpücüğü derinleştirdi. En sonunda karşısındaki çocuk kendine gelmişti ama içinden bir ses bu kızıl saçlıyı ittirmemesi gerektiğini söylüyordu.
O da bu öpüşme işine katıldı. Devreye diller girdiğinde ikisi de eş zamanlı olarak inledi. Bu öpücüğün sonu nereye gidecek muammaydı ama ikisi de durmak istemedi. Bakkaldan sorumlu çocuk çevik bir hareketle kapıyı kilitledi ve ışıkları kapattı. Dışarıdan kimse onları göremezdi artık.
Sokak lambasının ışığının içeri vurmasıyla loş bir ortam oluşmuştu. Michael hızlıca tişörtünü çıkarttı. Karşısındaki çocuğun alt dudağını dişledikten sonra ikisi de soğuk zemine oturdu.
Michael en sonunda akıl edip çocuğun adını sorma kararı almıştı.
Çocuk sanki anlamışçasına nefese adını söyledi.
"Luke."
Michael gülümsedi.
"Michael"
Michael, zeminde Luke'un üstüne çıktı. Aralarındaki çekim o denli güçlüydü ki ikisi de buna karşı koyamıyordu.
Michael, dudaklarını Luke'un boynunda dolaştırdı. Sıcak nefesi Luke'un huylanmasına sebep oluyordu. En sonunda boyun girintisine ulaştığında oraya uzun süre geçmeyecek bir iz bıraktı.
Luke istemsizce bir inleme kaçırdı dudaklarından. Michael'ın aklını kaçırmasının nedeni belki de bu inlemeydi.
"M-Michah...el"
Luke'un tişörtünü tek hareketle çıkardı Michael. Karşısındaki çocuğun biçimli vücudu şimdi gözlerinin önündeydi. Birkaç saniye boyunca önündeki bedeni süzdü.
Nihayetinde giderek aşağı inmeye başladı. Ufak öpücükler kondurarak hedefine giden yolda ilerledi.
En sonunda pantolonunun fermuarını hissettiğinde ellerini kabarıklığın üzerinde gezdirdi. Luke en ufak dokunuşta sanki kendinden geçiyordu.
Tekrar bir inleme bahşetti Michael'ın kulaklarına. Michael daha fazla kendini tutamadı ve aralarındaki tüm engelleri hızlıca ortadan kaldırdı.
Sonunda ikisinin de bedenleri birbirine değiyordu. Michael, karşısındaki kusursuz bedeni süzdü. En sonunda gözleri karşısındaki çocuğun organında takıldı. Gülümsedi.
Eğildi ve dilini karşısındakinin üzerinde gezdirdi. Yavaş yavaş ilerliyordu ve bu kesinlikle Luke'u deli ediyordu. Artık bu yavaşlıktan sıkıldığında Luke Michael'ı itti ve onun zemine sırtüstü düşmesini sağladı.
Vakit kaybetmeden çıplak vücudunu Michael'ın çıplak bedenine değdirdi. Aradığı şeyi bulduğunda derin bir nefes aldı. Canının yanacağını biliyordu.
Yavaş yavaş Michael'ı içine almaya başlamıştı. Nefes alışverişi hızlanmış, yüksek sesle inlemeye başlamıştı. Nihayetinde hepsini içine aldığında nefesinin düzelmesini beklemişti ama Michael buna izin vermemişti.
Ellerini Luke'un kalçalarında sabitledi ve yavaşça hareket etmeye başladı. İlk başlarda acısından nefes alamayan Luke, en sonunda inlemelerinin arasında konuşmaya başlamıştı.
"Ihm, M-michael, hızlahh...n"
Michael duyduğu inlemeler eşliğinde daha da hızlandı ve uç noktaya geldiğini anlayınca gülümsedi. Giderek hızını arttırdı. Tam gelmek üzereyken Luke, karşısındaki çocuğun dudaklarını, kendi dudaklarıyla birleştirdi.
İkisi de aynı anda gelirken birbirlerine yapışmış çıplak bedenlerin yorgunluğu galip gelmişti. Işıklar kapalı ve kapı kilitli bir halde uykuya daldılar.
Ve o gün yeni bir hikayenin başlangıcı, bu hikayenin ise sonuydu.
☦︎
kesinlikle bir daha smut yazmamalıyım.
asla beceremiyorum.
zamanınızı çaldığım için özür dilerim:(
hatalarım veya eksikliklerim varsa kusura bakmayın, bir anlık hevesle yazıldı.
YOU ARE READING
Truth or Dare? • Muke One-Shot/Smut
Short StoryMichael, arkadaşları ile "Doğruluk mu? Cesaretlilik mi?" oynuyordu. Ve o an başına gelecekleri bilse kesinlikle cesaretliliği seçmezdi.
