boynu kırık, mavi çan çiçeği

156 10 5
                                        

medyaki şarkıyla okumanız tavsiye edilir. iyi okumalar.♡

gökte parıl parıl parlayan güneş'in ışıkları bulutlar ardına saklansa da etrafı aydınlatıyordu, seyrekçe göğe serpilmiş pamuk parçaları bembeyaz bir şekilde süslüyorlardı etrafı, güneş'se sanki onlarla saklanbaç oynuyordu. bir arkalarına geçiyor bir ortaya çıkıp ışıldıyordu.

aptalca şeylerle aklımı dağıtmaya çalışıyordum sanırım, bilmiyorum, normalde bu şeylere dikkat bile etmezdim fakat bugün nedense göğe bakasım tutmuş hatta her detayı incelemeye çalışmıştım. gökyüzü bu, sonsuz bir yer, bir süre sonra gözlerim yorulmuştu tabii ki, gözlerim arkasına sinir bozucu bir ağrı yerleşmiş arada kendini belli etmek istercesine sızlamaya başlamıştı.

ne yapıyordum ben? bilmiyorum.
kalbime yerleşmiş bu kötü his de neyin nesi?

bir parka gelmiştim birkaç saat önce, park denemez tam olarak, bir piknik alanı gibi, ağaçlar çok sık olmasa da kendini belli edecek kadar dikilmiş, ağaç dalları arasından görünen masmavi gökyüzü ise bir hediye gibi. günlerdir bulutlu olan havanın ardından verilen hoş bir hediye.

etrafı gezdikten sonra birkaç kişi dışında kimselerin olmadığı, çimlerle ve çok seyrek bir şekilde dikilmiş ağaçlarla donatılmış bölgesine gelmiştim parkın, çimlerin üstüne yanımda getirdiğim koyu yeşil örtüyü serdikten sonraysa üstüne sırt üstü uzanmış ve şu an da olduğu gibi birkaç saattir gökyüzünü izliyor gibi görünürken düşünüyordum. ne düşünüyorum? hiçbir fikrim yok. belki de aklıma geldikleri gibi uçmalarına izin vermemem gerekirdi. tek bildiğim şey ise kalbime tünemiş ve beni birkaç gündür rahatsız eden kötü hissin geçmediğiydi, geçmesi için her şeyimi verebilirdim.

telefon zil sesim boğuk bir şekilde etrafa yayılırken korkuyla uzandığım yerde sıçramış ve daldığımdan uzun bir süredir kırpmadığım gözlerimi kırpıştırmıştım. elimi arka cebime uzandırıp çalmaya devam eden telefonu çıkarttığımda ekranda gördüğüm isimle içim öyle bir huzur dolmuştu ki, bu hisle ölmek üzere olan kelebekler yeniden yaşama dönerdi. yüzümdeki aptal sırıtışla telefonu açıp kulağıma götürürken mutlulukla cıvıldadım.

"sevgiliim~"

ahizeden gelen yorgun kıkırtı ile yüzümdeki gülümseme kulaklarıma varır bir hal almıştı, elimi kalbime götürüp üzerinde oluşan baskı ile üzerimdeki tişörtü sıktım. onunla geçmesi gerekirken bu kötü his neden daha da büyümüştü? belki de heyecanım kalbimi sıkıştırıyordur, bilmiyorum.

"buluşmamız gerek." diye cevapladı beni, benim güzel sevgilim. sesindeki dengesizlik beni şüphelendirse de her şeyin yolunda olduğuna inandırmaya çalışıyordum kendimi, konu o olduğunda kendimi kaybettiğimi kabul etmeliydim, ona herhangi bir zarar geldiği düşüncesi beni öldürüyordu ama sesi bütün kendimi sakinleştirme çabalarıma ters bir şekilde geliyordu kulağıma.

bir sorun var, ters giden bir şeyler var.

"bir sorun mu var? iyi misin güzelim?" diye sıralıyordum cümlelerimi teker teker. endişeliydim ve içimi dolduran bu histen bir türlü kurtulamıyordum, ya üzgünse ya ağladıysa ya ona bir zarar geldiyse düşünceleri aklımdan çıkmıyordu hiçbir şekilde. aptalcaydı belki hareketlerim ama kendime engel olamıyordum işte, konu jimin olduğunda bütün dengem alt üst oluyordu.

"hayır, hayır bir sorun yok. iyiyim."

derin bir nefes alıp kasılmış vücudumu gevşetmeye çalıştım fakat yine de içim rahat değildi, ben uzandığım yerden doğrulup telefonu omzum ve kulağım arasına sıkıştırarak gitmek için eşyalarımı toparlamaya çalışırken devam etti sözlerine. "sadece... buluşalım işte."

worst of you • vminStories to obsess over. Discover now