Çalar saat yine o berbat sesiyle çalıyordu. Kafama sanki çekiçle vuruluyordu. Elime alıp yere fırlattım , yerdeki halini görünce hiç anormal değildi. Parçalanmış dişliler, cam parçacıkları......
Gözlerimi ovuşturduktan sonra ayaklarımı sürterek banyonun yolunu tuttum.
Ah evet! Bu gün okul vardı. Nefret ediyorum bu okuldan.
Bu gün üniversiteye yeni başlıyacaktım. Benim gibi olanlar akşam hiç uyumaz, heycandan ne yapacaklarını bilemezler vb.
Ama bemde en küçük bir heycan yoktu. Neden olsunki nefret ediyorum zaten bu hayattan.
Kaç kere intahar denemelerim olmuştu ama hiç biri beni bu hayattan koparamamıştı.
Güzelce duş aldıktan sonra dolabımdan siyah pantolon, siyah tişört, siyah der ceket kısacası her şeyim siyahtı. Aynanın karşısına geçip dağınık olan saçlarımı düzelttikten sonra 5 yıldır bemden başka kimsenin uğramadığı evimin kapasını kapatıp çıktım. Belliki yeni yağmur yağmıştı toprak kokuyordu. Dün akşam sarhoş olduğum için fark edememiştim.
Gideceğim durak 1 sokak ötedeydi. Kafam bomboştu. Ve yine o ses. Bu neydi şimdi her zaman beni mi bulurdu. Her "allahu ekber" dediğin de kulaklarım tırmalanıyordu. Daha fazla dayanamazdım. Kulaklıklarımı çıkarıp son ses müzik dinlemeye başladım. En tuhafıda şuydu burnuma lavanta mı desem yoksa gül mü, çıkaramadiğım bir koku burnuma buram buram gelmişti. İçimden bir ses " Bu ezandan kaynaklanmasın. Baksana o okunur olunmaz aldın kokuyu" . Bu doğru olamaz. Tekrar canlandı diğeri " Saçmalama. Böyle bir şey olamaz. Yağmur yağdığı için bu koku. Belediye her yere çiçek ekdiği için kokunun kaynağı bu."
İşte bu daha mantıklıydı. Durağa sonunda varmıştım. Herkez gibi bende otobusü beklemeye başladım. Telefonumu çıkarıp internetten gideceğim üniversite için bilgi almaya karar verdim.
Konya Üniversitesi: edebiyat fakültesi. Güzel bir üniversitwydi. Ve yine canım sıkıldı. Aman bana ne, neden bakıyordum ki. Gittiğim zaman görücektim. Tam o anda otobüs gelmişti. Şu insanlara şaşiyordum itişe kakışa biniyorlardı. Ben en son bimdim. Ve tabiki ayaktayım.
Ah, çok sıkıcı. Birden önümdeki teyzeler bana bakarak:
-- Ah benim bir kızım var Nabehat görsen anacım. O sarı saçlar o mavi gözler. Beli ince, boyu uzun. Hemde bu gün başladı tıp fakültesine.
Bu ne şimdi. Kızına kocamı arıyordu bu kadın.
-- Sende Huriye sanki kızını ilk kez görüyoruz. Kız saçlar desen çalı süpürgesi, gözler çukur herkeze ruh gibi bakıyo bööle. Kızın kemikleri sayılıyo kız en son saydığımda 240 tane kemiği vardı. Hem dediğin tıp fakült...-
-- Ay senin kızınıda gördük. Pabuç kadar dili var. O gün Zehragil size görücü gelmiş. Oğlan ne iş yapıldığı sorulunca annesi doktor demiş. Kızın ' o sümüklü memo mu?! Hahaha!!' Demiş Zehrada hemen çıkıp gitmiş. Hanım hanım sen git önce kendizını terbiye et ondan sonra gel benimkine laf kondur.
Bu insanlar ne garipti böyle. Kırıcı laflarla kendilerini kırıyorlardı. Hemde oturmuş dedikodu yapıyorlar. Hemde başlarında eşarp var. Gerçektende bu dine mensup olan insanlar böyle mi?.
Sonunda gelmiştim. Bahçesi genişti. Bazıları çimenlerin üzerine yatmış, bazıları banklarda oturuyorlar, tipik üniversite günü işte.
İceri girer girmez kalabalığı görünce kat be kat nefret ettim okuldan. Kalabalıktan hoşlanmam ben.
Şimdi hangi sınıfa gidicem ben. Karşıdaki oturan gençlere sormak en iyisiydi:
--Meraba!
-- Meraba
Beni tepeden tırnağa süzdü çocuk.
-- Ben yeniyim burada. Ders programını nerden alabileceğimi öğrenebilirim.
-- Genelde yeni gelenelr koridorun sonundaki amfide toplanirar sende git oraya. Birde ders programı için kütüphaneye uğrayabilirsin
-- Teşekkürler
-- Önemli değil.
Ne kadar iyi bir çocuktu. Koridorda ilerlemeye başladım. Koridorun sonunda demişti. "Kıza bak be seni yiyecekmiş gibi bakıyo haha!" Ne! Ne diyosun sen. Etrafımda beni yiyecekmiş gibi bakan kız yok. " Ah tabiki göremssin. Arkana bak!!" Arkamı döndüğümde askılı elbise giymiş , uzun, saçları dağınık birakmış kız bakıyordu. Birden sırıttı. Sen bunu nerden biliyorsun" Ayna! Bak karşıda, kıza tam yansıman vuruyo. Hoş kiz" Sen bir çeneni keser misin. Oh be susmuştu sonumda.
-- Meraba
Senin yüzünden hepsi. Bir daha dediğini yaparsam
-- Meraba
Bu kız kendini ne zannediyodu. Bende umursamadan yürümeye devam ettim. Yanımda yürümeyi devam ettirdi.
Amfiye girdiğimizde yoğun bir kalabalık vardı.
--İstersen buraya geçeljm
Beni kolumdan çekerek en öne oturduk.
-- Benim adım pelin su seninki
Ah bu kizdan kurtuluş yok
-- Orkun
-- Ay ne tatlı bir isim. Ailenle mj yaşıyorsun?
Çatık ya sana ne kardeşim. Bir şey söylemedim zaten hocada gelmişti. Sempatik birine benziyordu.
Biz tabi ayağıya kalktık. Bize oturun dedikten sonra oturduk.
-- Adım Hilal Yalçın. Tanzimat edebiyatı öğretmeninizim.Bu yıl kalabalık olucaz anlaşılan.
Ve hemen hoca ders işlemeye başladı. Ben şok olmuştum. Bu ya ilk günden hemde. Hoca tahtaya bazı kelimeler yazdı. Yakasındaki bronşu görür görmez zihnim beynim dondu. Sınıfın itiraz sesini duyamıyordum. Her yer büyüyordu. Yine o muhteşem koku. Biri beni kolumdan dürtüyo ama hissetmiyorum. Dahada yaklaşıyo o koku. Kendimden geçiyorum. Ve karanlık.. Kaza.. Yangın... Çığlık... Yanlızlık
( medyadaki orkun - yorumlarınızı bekliyorum 😊)
