"Yıldızlar için ne derler, biliyor musun?"
Jungkook gülümsedi ve Taehyung'a devam etmesini işaret etti. "Ne derler?"
"Bazıları şiddetli yanarmış ama hemen sönermiş," dedikten sonra devam etti. "Bunlar kısa ömürlüymüş. Diğerleri az ve ağır ağır yanar...
Oops! Ang larawang ito ay hindi sumusunod sa aming mga alituntunin sa nilalaman. Upang magpatuloy sa pag-publish, subukan itong alisin o mag-upload ng bago.
Dört yaşındayken tek istediğim, küçük bir ağlayan bebeğe sahip olmaktı. Aslında bebekler hiçbir zaman ilgimi çekmemişti ama en sevdiğim arkadaşıma doğum günü hediyesi olarak ağlayan bebek aldıklarında, hayatımdaki tek eksiğin zırıl zırıl ağlayan bir bebek olduğuna kanaat getirdim. Birkaç hafta annemle babamın başının etini yiyerek en sonunda onları pes ettirmeyi başardım. Doğrusunu söylemek gerekirse, yaklaşık bir hafta kadar ilgi odağım olduktan sonra garibim kendini bir köşeye atılmış buluverdi. Off yani! Daha sonra başına ne geldi bilmiyorum ama galiba annem onu bir kermeste falan sattı.
Sekiz yaşındayken tek istediğim, Canlı Performans programına katılıp Bay Blobby ile dans etmekti. Saatlerce beni benden alan o sarı benekli koca pembe yaratıkta garip bir şeyler vardı. Maalesef bu arzum hiç gerçekleşmedi. Ama pofuduk Bay Blobby oyuncağım hala sahip olduğum en değerli şeylerden biridir ve tek gözü kopuk olsa da her gece mutlu mesut yanımda yatar.
On yaşındayken tek istediğim, bir idol olmaktı. Evin içinde kendi uydurduğum dans eşliğinde döne döne şarkılar söyleyerek annemle babamı deli ettiğim çok olmuştur. Elimi kalçama koyup kıvırtıyor, bir yandan da diğer elimle barış işareti yapıp avazım çıktığı kadar bağırıyordum. En sevdiğim idolün şarkıcılığı bıraktığını duyduğumda dünya başıma yıkılmıştı. Böylece idol olma hayalim saatlerce salya sümük ağlayarak sona ermişti.
O uluorta şarkılar söyleyen, kıpır kıpır dans eden dışa dönük çocuk birdenbire çekingen, içine kapanık biri haline geliverdi. Okul ortamında ve diğer insanların yanında kendine olan güvenini yitirmiş, iyi bir kitabı insanlara tercih eden tuhaf bir çocuğa dönüştüm. Her şeyin böylesine değişivermesi çok tuhaftı. İlkokulda herkesin arkadaşlık etmek istediği bir çocuktum. Ama ortaokulda yabanileştim ve herkesten kaçmaya başladım. Dikkatlerin üzerimde olmasından, insanların sorular sorup beni mercek altına almasından nefret ediyordum. Arka planda kalıp fark edilmemeyi tercih ediyordum. Böyle daha güvende hissediyordum. Kazara birisi benimle göz teması kurmaya kalkarsa, yaprak gibi titremeye başlıyor ya da kıpkırmızı oluyordum. Günün geri kalanını başımı yere eğerek geçiriyordum. Aslında bir arkadaşım vardı. Min Yoongi. O da en az benim kadar asosyaldi. Arkadaşım diyorum ama birbirimizle pek de konuşmuyorduk. Daha çok suskunluğu paylaşıyorduk galiba. Yemek saatinde veya sınıfta yanımda özellikle hayatıma burnunu sokmayan birisinin olması iyiydi. Sanırım yalnız olmamanın huzurunu yaşıyorduk.
Lise bittiğinde iki seçenek vardı. Ya üniversiteyi garantileyecek (Yoongi Seoul'e dişçilik okumaya gitti.), ya da bir yıl ara verip dünyayı gezecektim. Oysa ben hala hayattan ne beklediğimi bilmiyordum. Seyahat etme amacıyla olmasa da ara verenler grubunda olmaya karar verdim. Amaçsızca dünyayı gezip hayatın ne sunacağına bakmak bir hayli cazipti aslında ama o günlerde evimi, annemi bırakmaya hazır değildim. Kent kırsalında, Yangdong'daki evimde kalacak ve tam olarak kararımı verene kadar beni idare edecek ufak bir iş bulacaktım.