Ben enerjinin vücut bulmuş hâliyim. Tüm uzaydaki enerjiyi dengelemekten sorumlu olup tüm canlıların enerjisini dönüştürmek benim işim. Enerjisinden sorumlu olduğum varlıklar bana şöyle seslenir:
"EVREN"
İçinde canlı yaşamı olan bütün gezegenler benim gözetimim altındadır.
Bütün canlılar pozitif ve negatif enerjiyi içlerinde barındırırlar. İnsanlar, hayvanlar, cinler, böcekler, periler ve binlerce farklı canlı bu canlılara örnek gösterilebilir.
Bu canlıların olumlu düşünceleri ve mutlulukları pozitif enerjinin oluşumuna sebep olur. Olumsuz düşünce ve stres ise negatif enerjinin oluşmasına sebep olur.
Canlılar pozitif veya negatif enerjiyi dışa vuramadıkça enerji içlerinde çoğaltıp yetiştir. Bu çoğalan enerji belli bir süre sonra canlının içinde o kadar birikir ki içlerine sığamaz ve patlar. Patlayan enerji varlığın etrafında bir çeşit aura gibi sarmalar.
İşte ben tam olarak burada devreye giriyorum. Belli bir sıra ile gezegenleri gözaltına alıp, varlıkların enerjilerini dönüştürüyorum. Peki hangi enerjiyi neye dönüştürüyorum?
Bana verilen göreve göre pozitif, yani olumlu düşüncenin patlamasıyla oluşan aurayı canlının yararına olacak şekilde dönüştürürüm. Mesela şansa dönüştürebilirim. Eğer şansa dönüşen aura az ise olaylar bir insanın yolda yürürken 5 lira bulması şeklinde sonuçlanabilir.
Diğer bir şekilde eğer ki şansa dönüşen pozitif aura çok fazlaysa bir insanın piyangoyu kazanması bile mümkün hâle gelebilir.
Negatif aura ise maalesef en çok dönüştürdüğüm aura çeşitidir. Negatif aura insanın zararına olacak şekilde dönüşür. Negatif aurayıda şans ile örneklendirmek mümkündür. Mesela şansa dönüşen negatif aura az ise bir insanın eline kıymık batabilir.
Aynı şekilde şansa dönüştürdüğüm negatif aura çok fazlaysa bir insan kollarını ve bacaklarını kaybedip sakat kalabilir. Tabiki ölümle sonuçlanmazsa..
***
Su canlılarının gezegenindeki görevim bittikten sonra gözaltına alınma sırası Dünya'ya gelmişti. Bu gezegen benim favorilerim arasında olan nadir gezegenlerden birisidir. Bu gezegeni özel kılan şey ise içerisinde çok fazla canlı çeşiti barındırmasıdır. Bu gezegende insanlar, hayvanlar, bitkiler, böcekler, sualtı canlıları ve ruhani canlı olan cinler yaşıyorlar. Her ne kadar insan ırkı bu dünyaya hükmettiğini düşünsede cinler insanların düşüncelerini manipüle ederek kararlarında sapmalara yol açabiliyorlar.
Ama aslında bu gezegende yaşayan canlılar birbirine muhtaçtırlar.
Yani bir düşünsenize, arılar olmasa bitkiler yaşayamaz. Bitki olmadan insanlar ve kara hayvanları ölürler. İnsanlar olmazsa cinler beslenemezler. Böylelikle Dünya'da kalan canlılar deniz canlıları ile sınırlanır.
Açıkçası bunu ne zaman anlayacaklar bilmiyorum. Umarım çok sürmez.. neyse ben kendi işime bakayım.
Böceklerde aura sızıntısına çok fazla denk gelmedim. Denk geldiklerim ise bir arının kraliçe arı olması veya üzerine su damlayıp ölmesi gibi şeyler oluyor genelde.
Hayvanlarda da yiyecek meyve, et bulması veya üzerlerine birşeyler düşmesi gibi şeyler oldu.
Gelelim insanlara. İnsanlar yaradılışlarının gereği olarak enerji patlamaları çok sık gerçekleşir. İnsanların enerji patlamalarının yaklaşık %65 i negatif aura yayar.
Çünkü çok fazla stres altında kalıyorlar ve umutsuzluğun onları yönlendirmesine izin veriyorlar.
Birçok insanın enerjilerini dönüştürdükten sonra bu güne kadar dünyada hiç tanık olmadığım bir garipliğe tanık oldum.
Pek fazla insanın olmadığı taş döşeme bir yolda yürüyen ortalama bir pozitif auraya sahip bir kadını izlerken bir yandan da o aurayı neye dönüştüreceğimi düşünüyorum.
Kadın yürürken karşısından 15 yaşlarında bir kız geliyordu. Kız kadının yanına yaklaştıkça kadının aurası bu çelimsiz kıza doğru çekilmeye başladı. Kız, kadınla yanyana geldiğinde kadındaki bütün aura kıza geçmişti bile. Kadının yüzündeki gülümseme yavaşça kaybolmuştu.
Açıkçası bu, gördüklerimden ilk şüphe duyuşumdu. Gördüklerime inanamadığım için bu kızı incelemeye karar verdim.
Kızı tarif etmek için bir kelime arasaydım o kelime 'paçoz' olurdu. Kız küt saçlı olmasına rağmen saçları darmadağınıkdı. Kıyafeti pis değildi ama aşırı yıpranmış ve üzerinde belli belirsiz dikiş izleri vardı.
Vücudunun hiçbir bölgesinde bakımdan eser yoktu.
Bu paçoz kızı takip etmeye başladım.
Kız her an bayılacakmış havasıyla yürümeye devam etti. Yüzünde en ufak bir tebessüm işareti yoktu. Yolun ilerisinden bir grup insan geliyordu. Adamlar çok yorulmuşlardı. Yanılmıyorsam işten dönüyorlardı ve hepsinin etrafında negatif aura vardı.
Kız yavaş adımlarla ilerlerken adamlar da gittikçe yaklaşıyordu. Yanyana geldiklerinde önceki kadınla olan aynı şey olmuştu. Kız adamlarda ne kadar negatif aura varsa kendine çekiyordu. Bütün aurayı çektikten sonra kızda hiçbir değişiklik olmazken adamların yüzlerindeki bütün somurtmalar gitmişti ve yerini poker surata bırakmışlardı. Üstelik kambur yürüyüşleri de düzelmişti.
Gördüklerim karşısında birkez daha şok oldum. Bu paçoz kız beni birkez daha şaşırtmayı başardı.
Beni şaşkınlığım devam ederken kız eski bir evin kapısının önünde durdu ve elini kapı koluna doğru uzattı. Bir süre bekledikten sonra elini kapı kolundan çekti ve yüzüne götürdü. Yanaklarına bir çeşit masaj yaptıktan sonra gülümsemeye çalıştı.
Kız gülümsemeye çalıştıkça içerisindeki pozitif aura garip bir şekilde dalgalanmaya başladı. Bir süre sonra bu paçoz kızın pozitif aurası patladı ve etrafını yoğun bir pozitif aura kaplamaya başladı.
Bu kızı izledikçe şaşırmamak elde değil. Çünkü az önce gram aura yaymayan paçoz şimdi benim bile hiçbir dünyalı da görmediğim kadar aura toplamıştı. Bir ağızım olsaydı şimdi sonuna kadar açık olurdu.
Kız kapı koluna tekrar uzandı ve ardından kapıyı açtı. İçeri girip kapıyı kapattı. Ayakkabılarını çıkarıp duvarın kenarındaki gazete parçasının üzerine koydu. Odalardan birine girdiğinde bir çekyatın üzerinde yatan yaşlı bir kadın vardı. Kız açık olan kapıya iki kez tıklattı ve gülümseyerek yumuşak bir ses tonuyla konuştu.
"Anneanne ben geldiiim"
Kadın hemen gözlerini açtı ve kendini zorlayarak konuşmaya çalıştı.
" Ahh- oşgeldin bitânem"
" Daha iyi misin? "
" Bu kadar kendini yormasan daha iyi olurdum "
" Hehe. Ben kendimi yormasam senin yaşlı maaşınla geçinemeyizki anneanne "
Kız hâlâ şirin davranıp pozitif aurasını yaymaya devam ediyordu. Yaşlı kadın duygulanıp gözyaşları dökmeye başladı
" Senin hakkını nasıl öderim ben kızım "
" Takma kafana anneanne bunları. Sen iyileş yeter bana. "
Onlar konuşurken diğer odanın kapısı açıldı ve içeri 12 yaşlarında tek ayağı olmayan koltuk değneği kullanan bir erkek çocuğu girdi.
" Abla! Hoşgeldin. "
Dedi çocuk heyecanlı bir ses tonuyla.
Kız, çocuğu görünce yanına koşmaya çalışarak gitti.
" Ahh! Bitânem benim nasılsın bakıyım? "
" Seni çok özlüyoruz. 2 gündür eve gelmiyorsun. İşlerinden birini bıraksan olmazmı ? "
Kızın suratına ki gülümseme küçüldüğü gibi etrafındaki aura dalgalanmaya başlayıp birazı azaldıktan sonra çocuğa sıkıca sarılıp saçlarını okşadı.
" Bende seni çok özledim.. "
Kız, çocuğu ıslak ıslak öptükten sonra bıraktı ve içerideki odaya yöneldi. Bir anda kızın etrafındaki aura dağılmaya başladı. İçerideki odaya girdi ve yerde serili olan yatağa yatıp bir anda uykuya daldı.
Açık olmak gerekirse kızın nasıl bir hayat yaşadığıyla zerre kadar ilgilenmiyorum. Benim işim o düzensiz aurayla ilgilenmek. Bana duygusuz diyebilirsiniz ama emin olabilirsiniz ki ben bunlardan daha kötü hayatlarda gördüm.
Her neyse. Artık uyuduğuna göre dengesiz aurayla ilgilenmem gerekiyor.
Yapabileceğim çok birşey yok aslında. Ama yinede en azından bu kızla konuşmam gerek. İlk olarak kızın ruhunu bedeninden alıp boş bir uzaysal alana taşımam gerek. Uyku halinde olduğu için bu çokda zor olmayacak..
YOU ARE READING
Evrenin Konuştuğu Kişi
FantasyBu kız Dünya'da yapmaması gereken bir şey yaptı ve Evren onu yaşayabilmesi için başka bir gezegene gönderdi. Ailesini geride bırakmak istemeyen kız, kardeşini de kendisiyle beraber Terra'ya kadar sürükledi.. Abla kardeş fantastik bir yerde ne yapaca...
