Zaman birçok şey katardı insana, bazen sabrettiği için sevdiğini getirir bazen beklerken geç kalındığı için sevdiğini götürürdü. Sevdiğim geldi mi, gitti mi, gelecek mi bilmiyorum. Tek bildiğim artık bekleyecek gücümün kalmadığı.
4 yıl önce
Gözlerimi açtığımda güneşin odama haddinden fazla ışığını sergilemesi yatağımdan sıçramama sebep oldu. Telefonumdan saate baktığımda her günkü gibi geç kalmıştım okula. Hiçbir zaman duyamayacak mıydım ben bu alarmı? Hızlı hareketlerle gardırobuma yöneldim. Kıyafetlerimi yatağa fırlatarak bir yandan da kendime kahve için su hazırlıyordum. İsterse düğünüme geç kalacak olayım - ki zaten bu gidişle kesin kalırım- o kahve içilecek arkadaş! Üstümü giyinmiş, tam anlamıyla eksiksiz hazırlanmıştım. Şu anda evden çıkacak olursam ders başlamadan yetişmem mümkündü ama kahvemi içmemiştim. Bir yanda sabah sabah bedenime zarar ruhuma fayda verecek kahve diğer yanda okul. Bildiğimiz okul, hiçbir özelliği hiçbir cazip yanı olmayan okul. Televizyon kumandasını alarak televizyonu açtım. Bilgisayarın tuşuna basarken bir yandan da telefondan sosyal medya dozumu alıyordum. Hayat felsefem olan '' Radyasyonsuz yaşayamam. '' cihazlarını açtığıma göre kahvemi almaya mutfağa geçtim. Bilgisayarı maillerime bakmak için açmıştım aslında bunu telefondan da yapabilirdim fakat telefondan da başka bir sosyal medyayla uğraşacaktım. Televizyonun pek bir vasfı yoktu aslında maksat ses olsun. Kahvemi ağır ağır içerken ve maillerime bakarken yaklaşık 1 saattir oyalandığımı fark ettim. Yine müdürden işiteceğim azarlar beynimi doldururken müdürün aslında çok naif biri olduğunu düşünüyordum. Sadece bana karşı kuralcı ve baskıcıydı. Bunun sebebi ise babamın çocukluktan bu yana arkadaşı olmasıydı. 3 tane oğlu vardı ve sanırım kızı olmadığından ve babamla olan samimiyetinden beni kızı gibi görüyordu. Ne kadar azarlanmaktan bıkmış olsam da bir yandan da hoşuma gidiyordu. Babamı kaybettikten sonra baba sevgisinin yokluğunu görmemek iyi bir şeydi. Yerini tutamıyor olsa da. Çalan telefonun ardından irkildim.
Arayan: Ayyüce
Cevapla
- Efendim.
- Sanki ne diyeceğimi bilmiyormuş gibi efendim deme bana.
- Çıkıyorum beş dakikaya.
- Beş dakika dediğine göre ders bitiminde anca gelirsin sen. Gelmene ne gerek var ki sen gelince biz gitmiş olacağız zaten.
- Abartma sadece 2 ders kaçırdım.
- Rahatlığın ve umursamazlığın beni öldürecek.
Kapat
Çok panik bir kızdı Ayyüce. Hemen olumsuz yorumlar yapar hemen problem yaratırdı. Halbuki ne olacaktı derse girmediysem. Ayakkabılarımı giydim tam kapıyı kapatacakken anahtarımı almadığımı fark ettim. Genç yaşta unutkan birisi olmuştum bile. Telefonumun sesini duymamla telefonumu masada bıraktığımı fark etmem bir oldu.
Görüntülü Arama: Ayyüce
Çıktığımdan emin olmak için görüntülü arıyordu.
Cevapla
- Kızım bu ne hal yıkamadın mı yüzünü.
- Ne var yüzümde.
- Gözündeki rimeli silmeni geçtim bari serçe parmağınla gözündeki çapağı al. Ne kadar özensizsin.
- 10 dakikaya oradayım.
Kapat
Hızlı adımlarla yürürken beynimde tekrarlanan cümle. '' Ne kadar özensizsin. '' Peki ne zamandır özensizdim ben. Neyse önemi de yoktu. Çantamdan kulaklığı çıkarmak için elimi attım ve o an aslında çantamı almadığımı fark ettim. Koşarak eve gitmek beni çok yoracaktı. Eğer gitmezsem de hem geç kaldığım için azarlanacak hem de çantasız geldiğim için sorumsuz öğrenci kimliğini bugün de taşıyacaktım. Neyse kimliğim de çantamdaydı zaten yeni bir kimlik kazanmanın kimseye zararı yok. Ben bu kararı verene kadar çoktan okula gelmiştim bile. Etrafıma bakınıp müdürün olmadığını gördüm. Yüzüme takındığım gülümsemeyle emin adımlarla ilerlerken bir ses durmama ve yüzümün düşmesine sebep oldu. Müdürün sesi diye düşündünüz değil mi? Bende öyle olsun isterdim hatta akşama kadar nasihat dinleyecek olsam da. Bu ses Emrah' ın sesiydi. Bir isim çıkmıştı ağzından. '' Bahar'' diye bağırmıştı. Gözümün seğirmesi yine başlamıştı. Çünkü benim ismim Bahar değildi. Onun ağzından başka bir kızın ismini duymak yaktı canımı. Bu ismin en yakın arkadaşım olması daha da çok yaktı. Ve bu seslenişinin sevgilisine oluşu çoktan küle çevirmişti canımı. Gözlüğümü düzelterek devam ettim. Merdivenleri çıkarken müdürle karşılaştım. Bir bu eksikti diyen iç sesimi onaylar şekilde gözlerimi devirdim.
- Eylül!
- Müdür bey.
- Bu kaçıncı evladım bu kaçıncı. Neden anlamıyorsun. Dilimde tüy bitti. Seni adam edeceğim diye saçlarım beyazladı. Ah o babanın hatırı olmayacaktı ki o zaman nasıl da atıyordum okuldan. Ne kavgan biter ne vukuatların. Okuyacak iş sahibi olacak desem bu sorumsuzlukla imkansız. Belki değişir diyeceğim gönlüm el vermiyor.
- Sıkıntı yok hocam.
- Sıkıntı yok mu? Ben sana sıkıntı edebileceğin bir şey demedim zaten. Sıkıntı sensin.
Kafamı hafifçe sağa çevirmem ile Emrah ve Bahar' ı sarılırken görmem bir olmuştu. Bu sefer gözyaşlarımı tutamadım. Usulca süzüldü yanağımdan.
- Eylül ben öyle demek istemedim kızım. Lütfen ağlama. Biliyorsun baba nasihatleri bunlar. Senin iyiliğin için söyledim. Hadi kızım elini yüzünü yıka ve rica ediyorum artık kendine gel.
Gözyaşlarımı koluma silip merdivenleri çıktım. Koridorda ilerlerken o sarılış geldi yine aklıma. Yumdum gözlerimi içime akıttım gözyaşlarımı. Düşünmeyecektim. Başka bir şey düşünmeliydim. Müdürün baba nasihatleri geldi aklıma. Değişmezsin diyordu. Ben hep böyle değildim ki. Yorgun değildim, sorumsuz değildim, umursamaz değildim ve en önemlisi mutsuz değildim. Köşeyi dönmemle Ayyüce ile çarpışmam bir oldu ve kitapları elinden düştü.
- Of Eylül millet köşe dönüşü karşı cinsiyle çarpışır ve aşk başlar. İlgi alanıma girmiyorsun. Bu şekilde bana numaralar yapma.
Anlamsızca baktım suratına.
- Şaka yapıyorum kızım ya. Neyse hadi gel zaten çok geç kaldın. Bari ders başlamadan girelim de şu aldığım notların fotoğrafını çek. Çünkü biliyorum ki yaz desem ben mi dersin en fazla. Gördüğüm kadarıyla zaten çantan da yok. Nerede çantan?
- Kızım motorun soğusun ya azıcık sus. Geldiğimden beri riv riv riv. Çantamı evde unutmuşum yolun yarısında fark ettim.
- Bence artık kendine çeki düzen verip değişmelisin.
Herkes ne kadar meraklıydı beni değiştirmeye. Gerçekten değişmeli miydim?
KAMU SEDANG MEMBACA
Bal
NonfiksiKaan Tangöze' nin o yere göğe sığmayan aşkını anlatan kelimeydi; Bal.
