"Daha iyi görünüyorsun."
"Çünkü daha iyiyim."
"Güzel." diye mırıldandı ağzındaki lokmasını yutarken.
Her sabah olduğu gibi -zorunlu olarak- aynı kahvaltı sofrasındaydık. Yalnız yemekten nefret ederim, demişti ilk itiraz edişimde. Sonrasında yeni bir itiraz gelmemişti.
Kahvaltı genellikle sessiz geçerdi. Mutfağı dolduran tek ses çatal, bıçak, tabak, bardak ve onlar gibi cansız nesnelerin çıkardığı sesler oldurdu.
"Onlar bile bizden daha canlı." diye düşünmeden edemezdim. Yine de umursamazdım. Çünkü Min Yoongi ile susmak, konuşmaktan çok daha kolaydı. Yapmam gereken tek şey ona ayak uydurmaktı.
Konuşursa, konuşurdum.
Sorarsa, cevaplardım.
Susarsa, sormazdım.
Onun hayatına ve yatağına girdiğim günden beri böyleydi bu.
Yani yaklaşık 2 senedir.
Başta sadece aynı evi paylaşıyorduk. Yanında olmam ona yetiyordu.
Asla onun yanından ayrılmam sanıyordu.
Ama ayrılmıştım. Kaçmıştım.
Evine taşındıktan tam olarak 6 ay sonra.
Evet, gerçek yüzünü gördükten sonra 6 ay dayanabilmiştim.
Ama ilk 2 ay onun işleri yüzünden ve belki de asıl yüzünü en baştan göstermek istemediğinden, gayet sıradandı.
Bu yüzden ona 4 ay diyelim.
Ülke sınırlarından çıkmıştım.
Arkama bakmadan kaçmıştım.
Sahte kimlik, sahte pasaport...
Dünyanın en saçma ülkesiydi belki de gittiğim yer.
İzimi kolayca kaybettiririm sandım.
Aptaldım.
Ve Min Yoongi oldukça zekiydi.
Ben gittiğim yerde daha ilk gecemi geçiremeden beni parmağıyla koymuş gibi bulmuştu.
Bizzat kendi gelmişti.
Sanki her şey normalmiş gibi,
sanki buraya birlikte gelmişiz gibi...
Banyodan çıktığımda karşılaştığım manzara, beni şaşkınlıktan destek aldığım duvarla bütünleştirirken; o sigarasını yakmış, yatağımın üstüne uzanmış, kıvrık dudaklarıyla beni izliyordu.
"Güzelsin." demişti. "Üstündeki tüm paçavralara rağmen dikkat çekmeyi başarıyorsun. Hormonlarım seni görür görmez çığlık çığlığa bağırmaya başlıyor. Ama aptalsın. Hem de fazlasıyla."
O gece ağzını yalnızca bu sözleri sarfetmek için açmıştı.
Bense içimden konuşup, bağırıp hatta kızması için bile yalvarırken; karşısında öylece gözlerimi gözlerine dikmiş, göstermediği öfkesinin bir an önce dinmesi ve yaşattığı acının bitmesi için karşılık vermeden bekliyordum.
Sadece o gece yaşadıklarım, kaçma planımı aklımın en ücra köşelerinden bile itmiş, intihara sürüklemişti.
Eve döner dönmez yaptığı ilk şeyse, şimdiye kadar yaptıklarının yanında beni en fazla şaşırtanıydı.
Yaklaşık 1000 kişiye ev sahipliği yapan, son zamanların en gösterişli düğünü.
Üzerimde taşıdığım gelinlik alandaki tüm ışıklandırmalardan daha parlak, benim kendi bedenimden çok daha ağırdı.
Bakan herkes bir daha dönüp bakıyordu.
Hayır masum değildi.
Cüretkardı.
Suratımdaki makyaj, mutsuzluğumu bile kapatan nitelikteydi.
Tam olarak Min Yoongi'nin eşine yaraşır şekilde.
Dışarıdan gören herkes gıpta etmişti. Bunu çıplak gözlerimle bile görebiliyordum.
Ülkenin en zengin, en karanlık, en rütbesi yüksek, en ünlü insanlarıydı aramızda bulunanlar.
Buna rağmen gece boyunca bakışlar üstümüzden eksilmemiş, flaşlar bir an olsun sönmemişti.
Gazetelerde, dergilerde aylarca haberlerimiz yapılmıştı.
Eve geldiğimizdeyse, saatler önce olan düğün bizimki değilmiş gibi; karanlığın Yoongi tonu olan odayla buluşmuş bedenim, Yoongi'nin bizzat kendisi tarafından odaya kitlenmişti.
"Olanlar göze fazlasıyla renkli gelmiş olabilir."
dedi kapının ardından.
"Seni aldatmasın. Bu bir ödül değil, bu bir ceza. Kalbini bir silah olarak kullandın. Ve yenildin. Şu anda bu odaya bağlı olduğun gibi ömrün boyunca da bana bağlısın. Sadece ufak bir hatırlatma."
***
Bu hikaye 2020'den beri taslaklarımda duruyormuş. Diğer hikayelere yb gelene kadar yayımlayayım bari.
Not: angst'tır.
Not 2: tamamlanmıştır.
Not 3: çerez niyetine hüpletin.
YOU ARE READING
Heal me | min yoongi
Fanfiction"Öyleyse peşimden gel." dedim son kez açılan dudaklarımla. "Bu dünyada sevmeyi beceremedik biz."
