1. Kurtuluş

1.3K 264 572
                                        

"Herkes buradaysa anlatmaya başlayayım o zaman!" dediğimde ilk gün ki heyecanın kokusunu duymuştum şimdiden.

"Eh, anlat bakalım." dediler. Derin bir nefes alıp başladım;

"Nerede doğduğumu, ailemin kimler olduklarını bilmiyorum ve hatta beni birinin doğurduğunu dahi bilmiyordum. Kendimi bildim bileli ahırda, hayvanlarla birlikte kalıyordum ve beni birinin doğurduğunu bir hayvandan öğrenmiştim. Daha doğrusu bir hayvandan anlamıştım. Bir gün bir inek, yavrusunu, kendisinin tıpkısını doğurduğunda anladım beni birinin doğurduğunu. Yani doğurmuş olduğunu. Ayağımda zincirle yaşadım onca sene. Her gün düzenli olarak yemek ve suyumu verirlerdi ama asla konuşmazlardı benimle. Benimle konuşmayı bırak ahıra girince ve çevresinde dahi konuşmazlardı.

Konuşmayı öğrenemedim bu yaşıma kadar ve hatta insanların konuştuğunu dahi bilmiyordum. İneklerle keçilerle yaşadım, her gün aynı sesleri duyuyordum. Bir gün bile o ahırdan dışarıya çıkartmadılar, bende ayağımdaki zincire o kadar alışmıştım ki, çıkma-kaçma gibi teşebbüslerde bulunmadım. 

Bir gün ayağımdaki zinciri çözdüler. Ahırın içerisinde beyaz bir kum ile sınır çizdiler. Ayağıma ve zincire bakıp durdum uzun bir süre. Çizginin dışarısında 2 adam vardı. Tabi ki ben anlamıyordum ne yaptıklarını, ne olup bittiğini.  İlk defa beyaz kum görüyordum. Yaklaştım... Kendi sınırımı biliyordum, alışmıştım artık. Bağlı iken ulaşabileceğim yerdeydim ve kum benden 1 metre uzaktaydı. Oturdum, daha fazla gidebileceğimi bilmiyordum. Sonra tekrar yerime döndüğümde İki adam ahırdan çıkıp gittiler. Aradan biraz zaman geçtikten sonra dışarda ki ışıklar söndü içerideki ışıklar yandı. Hayvanlar dönmüştü. Stche ile ettiğimiz bir sohbette keçi, koyunların çok erken uyuduğunu hemen hemen akşam olduktan bir iki saat sonra uyuduğunu öğrenmiştim. Bende hayvanlarla bir uyuyup onlarla bir uyanıyordum. Yeniden dışarıda ki ışıkları açmışlardı yani güneş doğmuştu." dedim gülümseyerek. 

 Zaten ahırın dışarı yoktu benim için. Hayvanları sürekli çıkartırlardı. Şuan düşününce insan merak etmez mi diyorum ama orada ki psikolojim yediğim dayaklar galiba merakı bırak düşünmemi bile engelliyordu.

Dışarıyı görmedim hiç, neredeydim, neresiydi orası, o insanlar kimdi, bana neden öyle davranıyorlardı bilmiyordum. Güneşi bile görmemiştim, geceyi, yıldızları, ağaçları, dağları, denizleri ve daha nice sayısız dünya güzelliklerini. 

Ahır uzun bir koridor gibiydi ve iki araba genişliğindeydi. Bende en sonunda kalıyordum, orada yatıp orada kalkıyordum mecburen. Ahırın bir penceresi vardı güneş girerdi ama benim göreceğim yerde değildi. Sanırdım ki bazen dışarıda ki ışıkları bazen de ahırın içindeki ışıklar yanardı. Soğuk günler olurdu yani kış günleri, üzerime sadece bir battaniye verirlerdi hepsi bu.

 Bir gün silah sesleri geldi bir anda. Tabi ben o zamanlar silah sesini bilmediğim için o zamanki hissiyatımla anlatayım. 'Bir gün sesler geldi, sert sesler, ineğin ayağıyla yemliğe vurmasından bile daha sert ve daha gürültülü. O sesler her çıktığında dışarıda ki insanlar hayvanlar gibi sesler çıkartıp, böğürüp bağırıyorlardı.'" dedim.


"Silah seslerinden sonra kapı açıldı, kapı bile göremeyeceğim yerdeydi ve sadece sesinden anlamıştım, o paslı gıcırtıdan. O da her gün duyduğum sesler arasındaydı. Ahıra birisi girdi ve ahırı ateşe verdi. Bir anda ahır alev aldı ve o gün ilk defa ateşi görmüştüm. Çok mutlu olmuştum yeni bir şey gördüğüm için, hayretle ateşe bakıyordum. Belki de ilk defa o rengi görmüştüm hayatımda ama mutluluğum çok kısa sürmüştü. Ahır samanlıktı ve alevler çok çabuk yayılıyordu. Ateşi gördüğümde içime doğan mutluluk ateşin yaklaşmasıyla beni daha da mutlu ediyordu. Lakin yediğim dayaklarda bile o kadar acı çekemeyeceğim bir şey oldu ve:

DejavuWhere stories live. Discover now