DOĞUM ÖLÜM ZEHİR

40 6 0
                                        

Bilinmeyen bir zamanın, bilinmeyen bir yerinde, ıssızlığın içinde doğdu Zeye. Geceyi aydınlatan dolunayı kıskandırır nuruyla bir avazda ışıdı köhne barakanın içine. Ceylan gözleri, ipek saçları, ay yüzü öylesine kıskanılası bir özenle tasarlanmıştı ki bugüne kadar göz değen hiçbir yüze benzemiyordu yüzü. Belli ki vakit almıştı yaratıcının tornasında. Kokusundan, sesine her şeyi incelikliydi Zeye'nin. Yüz yedi yaşındaki ebe kadın, daha ilk bakışta anlamıştı onun diğerleri gibi olmadığını. Ana rahminden fani tarafın yoluna düştüğü an odanın kandilleri daha bir parlamış, kan kokusuna amber karışmıştı. Öyle parlıyor, öyle ışıyordu ki barakanın zemininde, ışığıyla herkesin gözünü kamaştırmış, az önce son nefesini veren annesinin ölüsünü gölgelemişti. Kimse Zeye'den gözünü ayırıp Esfa kadına bakamıyordu. Ebe kadın istemsizce elini yüzüne siper ederek hemen yanındaki çaputu kapıp sarmaladı Zeye'yi. Kapı önünde merakla bekleyen babasının kucağına kavuşturmaktı niyeti. Fakat o daha kapıya ulaşamadan diğer kadınların şaşkınlık nidaları yankılandı barakada. Zeye'nin doğumuyla kamaşan gözler o sarılıp sarmalanınca kendine gelmiş, etraftaki çulu çaputu daha iyi seçer olmuştu. Gözlerdeki ışık perdesi kalkınca Esfa kadının gittiği anlaşılmıştı. 

Ebe kadın kucağındaki Zeye'yi başka bir kadının kucağına verip Esfa'nın başında diz çöktü. Korkuyla baktı ölü bedene. Esfa, sanki Zeye'si yaşasın diye bedenini, ruhunu, nefesini, ışığını vermişti. Ebe kadın yine de emin olmak istedi bu gidişten. Kulağını kalbine dayayıp eliyle nefesini kontrol etti. Gitmişti Esfa. Zeye'sini sarıp sarmalayamadan belki de sırf o yaşasın diye terk etmişti bu cihanı. Ebe kadın Zeye'yi kaptığı gibi kapıda aldı soluğu. Nefi'ye bir kızı daha olduğunu fakat Esfa'nın kendilerini terk ettiğini söyledi. Nefi inanmadı ebe kadının sözlerine. Yeni doğmuş kızının yüzüne bile bakmadan sertçe itti tahta kapıyı. Barakanın ortasında boylu boyunca yatan Esfa'ya ilerledi ağır aksak adımlarla. Ebe kadın peşi sıra adımladı. Karşısına geçip usulca izledi Nefi'nin gözlerini. Üzüntüden kederden eser olmayan gözleri, öfkeyle nazar ediyordu etrafa. Zeye'yi arıyordu öfkeli bakışları. Zeye, olan bitenden habersiz tebessümle bakıyordu kucağında durduğu ablası Şefka'nın yüzüne. Nefi, usulca yaklaştı Şefka'ya. Şefka, babasının kardeşini almak istediğini düşünerek çocuk kollarındaki bebeği uzattı. Nefi, gözünü Zeye'nin yüzünden ayırmadan onu istemediğini söyledi. Nefi'ye göre uğursuzdu Zeye ve bu hanede yeri yoktu. Nefi'nin dilinden dökülenler Şefka'nın Zeye'ye daha sıkı sarılmasına sebep oldu. Küçük kızın gözlerine yaşlar hücum etmiş kucağında kardeşiyle annesinin baş ucunda diz çöküp ağlamaya başlamıştı. Aynı anda hem annesini hem kardeşini kaybetmişti Şefka. Nefi, barakadan çıkıp gidince kadınlar ne yapacağını bilmez halde baktı birbirine. Ortada ölü bir beden, yeni doğmuş bir bebek ve bebeğe sıkı sıkı sarılmış bir öksüz vardı. 

Şefka'nın yakarısını kimse duymuyor, Zeye'yi ne yapacaklarına dair fikir yürütüyorlardı. Hiçbiri bu öksüze sahip çıkmayı kabul etmiyordu. Yoksul köylü kendi çocuklarına zor bakıyordu. Sofralarına eklenecek bir boğaza daha güçleri yetmezdi. Ebe kadın sahip çıkmak istediyse de yaşından dolayı cesaret edemedi. O da yakında yolcu olduğunu biliyordu. En iyisi bebeğin de ölmesiydi. Hem eninde sonunda olacağı bu değil miydi? Ortada kalmış el kadar bebek kimsesiz nasıl hayatta kalabilirdi? Şefka, her ne kadar ona bakabileceğini haykırdıysa da sözlerini duyan olmadı. Ebe kadın Şefka'nın elinden aldığı Zeye'yi ölü annesinin göğsüne koydu. Zeye, annesinin ölü bedeninden yaratanın kendine lütfettiği rızkını emmeye başlamıştı. Artık onun da çok vakti kalmadığını söyledi ebe kadın. Esfa'nın ölümüyle zehirlenen sütü çoktan geçmişti Zeye'nin kursağından. O da zehirlenmişti artık. Sabahı göremeyecek, güneşin nasıl doğduğunu hiçbir zaman bilmeyecekti. Belli ki bu kadar yazılmıştı hayat defterine Zeye. Şefka, eğilip yaşlı gözlerle öptü annesinin yanaklarından. Kardeşinin kokusunu çekti derin derin. Zeye'nin kara gözlerinin içine baktı af dileyerek. Kapkara bedenin üstündeki nur yüzlü Zeye gülümsedi ablasına. Seni affettim der gibi baktı kara gözlerle Şefka'ya. Sonra gömdü başını ölü annesinin memesine. Hayata inat, kana kana içti ölümü kendine can veren bedenden. Kadınlar, hep bir ağızdan gidenin ardından dua niyetine mırıldandıkları ağıta başladı. Sesleri yükseldikçe Şefka'nın hıçkırıkları artıyor, barakanın ortasındaki annesi ve kardeşine göz yaşları sel olmuş akıyordu. Çok geçmeden ağıt bitti, kandiller söndü, kapıya kilit vuruldu. Barakadaki Esfa ile Zeye karanlığın kollarına teslim edildi. 

SÜT ZEHRİTempat cerita menjadi hidup. Temukan sekarang