1. Bölüm - Psikopat

4.1M 50.6K 9.3K

​Ankara'ya taşınmamızla hayatım bir anda değişti. Beş gündür bu şehirdeyiz ve ben buraya hâlâ alışamadım. Bambaşka bir şehirde hayata yeniden başlamak çok berbat hissettiriyordu, hatta bu durumdan ölesiye nefret ediyordum.

Ucuz kafelerin masalarına yerleştirilen adi mumlar gibiydim. Ne ortama romantik bir hava katabiliyordum ne de ışığımla çevremi aydınlatabiliyordum. Etrafımı geçtim, kendime bile yararım yoktu. Bir anda görkemli salonların şaşaalı şamdanlarını süsleyen bir mumdan yüz tanesi beş liraya satılan değersiz ve özensiz bir muma dönüşmüştüm. Şimdi içinde bulunduğum ev, ucuz mumların dışındaki adi teneke gibi beni sınırlandırıyordu. Eridikçe taşamıyordum, yavaş yavaş akıp etrafa saçılamıyordum, kendi hayatıma bile ulaşamıyordum.

Peki, tanımadığım bir şehirde, sevmediğim bir evde benim ne işim vardı?

Babam İzmir'in en önemli inşaat şirketlerinden birinin sahibiydi. İşleri daha da büyütmek amacıyla ortaklarına güvenip yeni bir ihaleye girerek tüm parasını büyük bir projeye bağladı. O proje bir türlü gerçekleşemedi. Yatırdığımız parayı kaybettik ve altından kalkamayacağımız bir borca battık. Bu durum bizim için büyük bir çöküş oldu. Önce evimizi satmak zorunda kaldık, ardından da kıymetli eşyalarımız borçlarımızı kapatmak için açık artırmayla satıldı. Elimizde hiçbir şey kalmayınca ailemle Ankara'ya taşınmaya mecbur olduk.

Babam eski bir arkadaşının yanında mühendis olarak çalışmaya başladı. Artık ne yazık ki kendi işinin sahibi değil ve toparlanabilmemiz için mütemadiyen çalışmak zorunda. Her ne kadar eskisi gibi zengin bir hayatımız olamayacaksa da bizim için elinden geleni yapıyordu.

Annem ve babamla işte bu yüzden Ankara'ya sürüklendim. Adım Buket, on yedi yaşındaydım. Bir kardeşimin olmasını çok isterdim, zor günlerimde yanımda olup benimle dertleşecek bir ablam olsa hiç fena olmazdı mesela, fakat ne yazık ki yalnızdım.

Babama göre artık daha dikkatli harcama yapmalıydık. Buna nasıl alışacağımı bilemiyordum. Eskiden annemin limiti olmayan kredi kartlarını kullanarak istediğim her şeyi alırdım. Beğendiğim şeyin fiyatına bakma alışkanlığım yoktu. En yakın kız arkadaşlarımla sürekli alışverişe çıkar, Alsancak'a iner ve en ünlü mağazaların bulunduğu Gül Sokak'ın altını üstüne getirirdik. Tasasız bir şekilde hayatımızın tadını çıkarırdık. 

Hafta sonlarıysa bazen arkadaşlarımla, genelde de sevgilimle buluşup Bornova'ya gider, geç saatlere kadar Forum Bornova'da vakit geçirirdik. İzmir'de heyecanlı, diri bir hayatım vardı. Daha şimdiden bu özgürlüğümün ve sınırsız alışveriş günlerimin eksikliğini çok fena bir şekilde hissediyordum. Geride bıraktığım renkli hayatımı ve arkadaşlarımı her gün özlemle anıyordum.

Ankara'da yaşadığımız semt hiç tekin bir yer değildi. Burası, Ankara'nın neresi, onu bile bilmiyordum. Eskiden yaşadığımız iki katlı villayı düşününce bu evde yaşarken yüzümü buruşturmamak için kendimi zor tutuyordum. Çocukluğumu geçirdiğim, doğum günü partilerimi verdiğim bahçemiz, kitap okumak için sığındığım çatı katımız, büyük ve aydınlık mutfağımız, anılarımla dolu olan ev İzmir'in en görkemli semtlerinden Mavişehir'deydi. Şimdi yaşadığımız semtimizin tam zıttı diyebileceğim şekilde denize sıfır, harika bir manzarası vardı.

Bahçemizin sürekli bakımı yapılan çimlerini bile özlüyordum. İlkbahar ve yaz aylarında kahvaltımızı deniz manzarasında yapar, temiz havayı içimize çeke çeke güne başlardık. Ayrıca ne zaman canım sıkılsa deniz kıyısındaki parkurlarda yürüyüş yapar, kafamı dağıtırdım. Şimdiyse evden çıkmayı bırakın, camdan dışarı bakmaya bile korkuyordum.

Şimdiki evimiz eski bir apartmanın en üst katıydı. Mavişehir'deki terasımızın komik bir kopyası gibiydi; küçücük bir balkonla dar bir sokağa bakan iç karartıcı bir manzarası vardı. Her sokak başında kavgaların olduğu bir mahallede oturuyorduk. Siren seslerini duymadığım bir gün yok diyebilirim, her gün mutlaka insanı huzursuz edecek büyüklükte bir olay oluyor ve polisler gelmeden bağrışlar kesilmiyordu. Polisi görmeden sakinleşemeyen insanlar arasında yaşıyorduk sanki. 

Kendi halinde evlerine giden insanları hem sözleri hem de bakışlarıyla taciz eden köşe başındaki serserileri hiç saymıyorum bile, çok tehlikelilerdi. Bazıları benim yaşlarımdaydı. En çok da onlardan korkuyordum.

Eskiden nereye gitmek istersem şoförümüz beni götürürdü. Kimseyle muhatap olmak zorunda kalmazdım.

Ah, eski rahat ve özgür hayatım, seni çok özleyeceğim!

Babam artık sıradan bir çalışan olduğu için burada bir kolej ücretini ödeyemeyeceğinden özel okul yerine, evimize en yakın olan liseye kayıt yaptırmak zorunda kaldık. Elveda özel hocalar, elveda özel okullar.

İşte, her şey benim için tam da bu noktada başladı.

PsikopatBu hikayeyi ÜCRETSİZ oku!