Gelen mesajla kafamı karşımda ki çocuktan ayırıp telefonumu almaya koyuldum. Kimden geldiğini gördüken sonra ne yazdığıyla bile ilgilenmedim,umrumda değildi. Çünkü genelde sevgiliniz sizi aldattığı zaman umurunuzda olmazdı. Ben de aynen öyle yapıyordum. İlk günler ağladım çünkü okul içinde bilinen çok güzel ve mükemmel bir ilişkimiz vardı fakat görünen o ki beni ve tüm okulu çok güzel uyutuyormuş. Bu düşüncelerden ayrılıp ben ve boynuzlarım kantine çıktım. Düşüncelerime o kadar dalmışım ki bakıştığım çocuk hala ona baktığımı sanmış olmalı. Yanından geçerken tüylerini diken diken edecek bir bakış ile birlikte göz kırptım.
Kantinden kahvemi alıp son dersin olduğu sınıfıma doğru yürüdüm. Dersim fizikti ve hiç ama hiç bu kadar yoğun düşüncelerle bu derse katlanabileceğimi sanmıyorum bu yüzden kendime kıyak geçip okulun arkasına geçtim. Müzik dinlerken o yoğun düşüncelerime daha da dikkatimi verip kahvemi yudumladım.
Okul zili çaldığında eve gitmek için yolları uzatıp, etrafı izleyerek ve insanlara bakınarak geçtim. Yürümeyi seviyordum ve evimi sevmiyordum. Aslında pek sevmediğim söylenemezdi, seviyorum fakat tek yaşadığım için epey sıkılıyorum. Bu yüzden her günümü yolları uzatarak ve insanları inceleyerek geçiriyorum. Ayrıca her gün evimin yakınında ki parka gelip bir kaç saatimi ayırıyordum. Bir şeyler yaptığım söylenemezdi yalnızca paketimdeki dallardan eksiltiyor ve düşünüyordum. Aklıma Chris'in attığı mesaj geldi, telefonumu arka cebinden çıkarıp mesaja tıkladım.
Chris: Senden son bir şans istiyorum, yalvarırım. Sadece bir kerelik aptalca siktiğimin hatasıydı. Özür dilerim sevgilim.
Me: senin için kelimeler sarf etmeyeceğim. Yalnızca söylemek istediğim tek bir şey var; hayatımda seni istemiyorum.
Yazdığıma son bir kez daha baktıktan sonra yolladım ve hemen engelledim. Biraz kinci ve güven takıntısı olan insanlardanım. Kabul etmeliyim ki hayatımda olan insanların işi zordu ve bu yüzden şu andan itibaren hayatımda kimse yoktu. Bunu gülünç ve acınası bulduğum için kaç saattir oturduğumu bilmediğim bu parkta kendime buruk bir şekilde güldüm. Tam kalkacakken "hey" sesini duydum ve salıncakta arkamı döndüm. Hey diyerek karşılık verdim ve sanki yanımdaki salıncağa oturmak için geri cevap vermemi beklemiş gibi hızlıca yanıma yaklaştı. Dikkatlice adımlarını ve yüz ifadesini inceliyordum.
Kabul etmeliyim yakışıklıydı ama ondan daha yakışıklılarını tanıyorum. Ama uzun ve biraz tombul yüzü dikkat çekiyordu. Düz kahverengi gözleri vardı ama baktıkça bakmanızı sağlıyordu, dövmelerinden bahsetmek bile istemiyorum yüzündeki tatlılığa fazlasıyla seksilik katıyordu. İncelememi anlamış olacak ki konuşmadan önce hafifçe öksürdü ve "bana öyle bakma, korkmaya başlıyorum" söylediklerinin üzerine utanmıştım ama bunu belli etmedim hafifçe kıkırdayarak "kusura bakma, insanları incelemek tamamen alışkanlık" pekala, yalan değildi. Adının Justin olduğunu öğrendiğim bu çocuğa ısınmıştım. Samimi ve gayet kibardı. Bizim okulumuzda olmasına rağmen bir kez bile görmemiştim. Chris gözümü tamamen boyamıştı ve onun aptal,yalan sevgisi yüzünden okuldaki böyle varlıkları görmediğime inanamıyorum. Evet daha iyilerini gördüğümü söyledim ama konuştukça gözümde daha da yakışıklı ve seksi oluyordu.
Normalde kaldığımdan 2saat daha geç geldim çünkü gerçekten konu konuyu açıyordu. Sevmiştim ilk defa kendimi yalnız hissetmemiştim. Yarın okul çıkışı kaykay parkına gitmek için anlaşmıştık. Flört etmeye mi çalışıyordu yoksa arkadaş olmaya mı anlamadım ama bir sorun olacağını ayrıca ondan hoşlanacağımı sanmıyorum. Yine ve yine derin düşüncelerimi karnımdan gelen guruldamalar böldü. Geç saatte yemek yemekten gerçekten nefret ediyorum ama karnımdaki sesin susması için bir kase mısır gevreği ve süt yedim. Telefonumda oyalanmaya bile fırsat kalmadan duş aldıktan sonra uyuya kaldığımı sabah anladım.
