Birkaç tweet attıktan sonra bu yıl düzenlenecek olan Victoria Secret defilesine kimin katılacağını düşünmeye başlamıştım.
Her iki yılda bir kez VS mankenleri, benim çalıştığım ajansın da sponsor olduğu bir defileye katılırlar. Sponsor olan her ajanstan birer tane manken de VS mankenleriyle podyumda boy gösterir. Bu yıl olacak defileye kimin katılacağı en çok konuşulan konuydu bu aralar. Defileye katılacak olan manken ajansın internet sitesinden duyurulacaktı. Ve ben sabırsızlıktan delirmek üzereydim.
Yattığım yatakta doğrulup komidinin üzerinde duran telefomumu elime aldım. Rozerin 7/24 sabahladığı için ona mesaj atmaya karar verdim. "Sanırım çıldırmak üzereyim. Uykunun u'su yok. Birlikte sabahlayalım" diye mesaj attıktan sonra gelecek cevabı bekledim. "Gelirken cips ya da çekirdek al. Bir de kola bitmiş kesin kola almalısın." cevabı gelince görüldü atarak ekranı kapattım. Üzerimdeki Garfieldlı pijamayı umursamadan cüzdanımdan on TL alarak aşağı indim.
Plana katmadığım ufak bir sorun vardı. Ediz salonda sabahlıyordu. Beni gördüğü anda izlediği filmi durdurup yanıma geldi. "Vay vay vay! Demek gecenin üçünde evden çıkmayı düşünüyorsun. Peki nasıl olacak bu iş?" dedi ve baş parmağını işaret parmağına sürterek para işareti yaptı. "Git cüzdanımdan al bir şeyler. Sanki hiç yapmıyorsun ya." diyerek geçiştirdim.
Mükemmel çoraplarımın üzerine parmak arası terlik giyerek Türk olmanın gururunu yaşadım. Kapıyı annemlerin duymamasını umarak yavaşça kapattım. Sonrasında koştura koştura apartmandan çıktım.
********
Ben kafamdan aşağı dökülen buz gibi suyla uyanırken Ediz her günki ritüelini gerçekleştirmiş olmanın verdiği gururla gülümsüyordu.
"Bir kere de adam gibi uyandırsan şaşırırım kemirgen." dedim ve kafasına bastırarak yataktan kalktım. "Hey! Sabahın yedisinde eve geldiğini annemler bilmiyor. Yani henüz... Şu kemirgen konusunda-" derken lafını bölüp aşağıya doğru bağırdım "Anne ben dün gece Rozerin'lere gittim!" Sonra da odamdaki banyoya girdim.
Her zaman böyle olurdu. Annemlere söylerdim ama bir olay çıkmazdı. Sonuçta on dokuz yaşındaydım.
Tabi banyoda da yanlız kalamadım. Ediz kapıya yumruklar atıyordu. "Bana kemirgen demeyi kes göktaşı bozuntusu!" Ona kemirgen dememin nedeni bulduğu her şeyi yemesiydi. Onun bana göktaşı bozuntusu demesinin nedeni adımın Dolunay olmasıydı ve ay ona göre sıradan bir göktaşı bozuntusuydu.
Banyoda işim bittikten sonra kapıyı açtım ve karşımdaki sinirden kızarmış Ediz'i umursamadan aşağı indim.
Mutfaktan gelen koku kahvaltıyı babamın hazırlamış olduğunu gösteriyordu. Böyle güzel kokan krepleri sadece babam yapabilirdi çünkü.
Mutfağa girdiğimde fikrimin doğru olduğunu anladım. Babam krep yapıyordu ve bu en sevdiğim yemekti!
Babamın yanağından öperek "Günaydın" dedim. O da bana günaydın dedikten sonra masadaki her zamanki yerime geçtim ve babamın önüme koyacağı krepleri beklemeye başladım.
Babamın önüme koyduğu 6 tane kreple aşk dolu bakışmamı yaşadıktan sonra hepsinin arasına Nutella sürmeye başladım. Annem benim bu halimi görünce "Nasıl bu kadar yiyip de mankensin sen?" diye sordu. "Bünye anacım bünye. Ne kadar mükemmelim ya!" diyerek kreplere yumuldum.
*****
Kahvaltımı bitirdiğimde odama çıktım. Her zaman idealim olan siyah tişört ve siyah tayt kombinimi giyip saçlarımı da olduğu gibi bıraktım.
Telefonumdan saate baktığımda sonuçların 1,5 saat sonra açıklanacağını gördüm. Ama fark ettiğim diğer şey geç kalıyor olmamdı. Hızla aşağı indim ve beyaz converselerimi giydim. Tam evden çıkacakken annemin o kutsal cümlesini duydum.
"Dolunay bekle! Çöpleri vereceğim."
Yok arkadaş. İster 9 ister 19 yaşında olalım, ister sadece öğrenci ister model olalım o çöpler atılacak!
*****
Kulaklığımı takmış ve 5SOS'ın Broken Home şarkısını dinlerken başımı cama yaslamış, işe gidiyordum. Gayet iyi bir sahneydi ilk başlarda. Sonradan kafamın saniyede altmış kere cama çarpmasıyla kafamı camdan çektim. Sonuçların açıklanmasına son yarım saat kalmıştı...
Ajansın önüne geldiğimde otobüsten indim ve arka cebimden giriş kartını çıkarttım. Güvenlik kartımı alıp kart okuyucuya okuttuktan sonra bana geri verdi ve ben de arka cebime geri koydum.
Asansörün önüne gittim çağırma düğmesine bastım. Sonuçta 14 katı yürüyerek çıkamazdım değil mi? Asansör geldiğinde bindim ve 14. katın düğmesine bastım. Asansör na kadar sallana sallana, her an düşecekmiş gibi çıksa da sonunda sağ salim varmıştım. Odama doğru ilerlemeye başladım. Odama girdiğimde diğer kızlara selam verdim ve 10 kişilik masanın bana ayrılan yerine oturdum.
Telefonumu bilgisayarımın yanına koydum ve bilgisayarı açtım. Maillere bakmaya başladım. Birkaç tane tebrik mesajı gelmişti. Ne olduğunu daha anlayamadan telefonum saniyede kırk kere titremeye başladı. Tam telefonu elime aldığım sırada Can aramaya başladı. Telefonu hemen açtım
"Of sabahtan beri kırk tane bildirim geldi. Ölecek miyin 3 ay ömrüm mü kal-" derken sözümü kesti ve çığlık atmamı sağlayan o cümleleri sıraladı. "Kes lan gerizekalı. Victoria Secert mankenleriyle podyuma çıkacaksın buna seviniceğine bana kızıyosun!" Attığım çığlıktan sonra 'kulağımı siktin' temalı küfürlerini sıralarken diğer odadaki kızlar da şaşkınca odaya girdi.
Ben elimdeki telefona öylece baka kalmışken diğer kızlar 'ne oldu' diye birbirlerine soruyorlardı. Odaya Selin girdi." Ne olucak. Hanımefendi çekilişi kazanan kişinin kendisi olduğunu telefonda arkadaşından öğreniyo!" diyince "Şu an mutlu olmasam ağzınla burnunu yer değiştirdim ama dua et mutluyum lan yelloz." diye Selin'e sarıldım birden.
"Iy git be yılışık." dediğinde "Sevinmek de mi yasak zalımın gızı!" diye bir kroluk yaptım. Diğerlerinin gülme sesleri her yerde yankılanırken bir tanesi fazla tanıdıktı. Arkamı döndüm ve karşımda gördüğüm kişiyle mutluluğum en en en zirvelere kadar çıktı. "Lan Mete!"
YOU ARE READING
DOLUNAY
Teen FictionEn büyük hayali New York'a taşınıp aşığı olduğu Luke Hemmings'e tekrar sarılmak olan sosyal medya fenomeni bir kızdı Dolunay. 9 arkadaşı ve sevgilisi dışında fazla kimseyle konuşmayan, ama konuşunca da susturulamayan bir kız. Okul dışında mankenlik...
