"Mutluluk kapısı kapandığı zaman bir gün mutlaka bir diğeri açılır, fakat kapalı kapıya o kadar çok bakarız ki, yeni açılan kapıyı göremeyiz."
************************
Bugün hastaneden aradılar, sanki bekliyormuş gibi açtım telefonu ama konuşamadım bir ihtimal belki yanılıyorsundur dedim kendime. Muhtemelen karşı tarafta benim gibi konuşacak vaziyette değildi ki o da suskundu bu suskunluğu sesim titresede "Alo" diyerek bozdum.
- Bella hastaneye gelir misin?
- Anneme birşey mi oldu?
- Lütfen hastaneye gel telefonda konuşmak istemiyorum.
- Peki geliyorum...
Annem 6 ay önce kanser hastalığına yakalanmıştı o günden beri hastanede gözetim altında ne zaman hastaneden arasalar kalbim ağzıma geliyor. Sanırım bugün yine aynı durumu yaşıyorum açıkçası ne diyecek çok merak ediyorum önemli bişey olduğu belli sesi hiç iyi gelmiyordu.
Annemle Kanada'da küçük bir kasabada yaşıyoruz. Babamla annem ben 2 yaşındayken boşanmışlar kendisi Türk olduğu için orda yaşıyor ama izinli olduğu dönemler beni görmeye geliyor ve sadece bir hafta birlikte zaman geçiriyoruz. 365 günden sadece 7 gün babamla bana ait. Insan 7 gün babasına doyabilir mi? Keşke boşanmasalardı o zaman her gün görebilirdim. Hafta sonları belki hokey maçı bile yapabilirdik.
Eğer Kanadalı'ysanız hokey maçını bilmemeniz mümkün değil. Buzun üzerinde kayarak maç yapmak oldukça eğlenceli. Ama babamın yeni bir ailesi var artık 5 yıl önce evlendi ve 3 yaşında bir oğlu varmış ismi Arda. Hiç görmedim babam yanıma geldiği zaman fotoğraflarını gösterdi. Birden abla olduğumu o an hissetmiştim ama bişey de söylemek gelmemişti içimden sadece "tatlıymış" diyerek geçiştirdim. Bana bir gün Türkiye'ye geldiğinde o zaman yakından görmüş olursun demişti ama ben hiç Türkiye'ye gitmeyi düşünmüyordum. Ne yapacaktım ki orda? Babamın bana öğrettiği bir kaç türkçe cümleyle nasıl iletişim kurabilirdim oranın insanıyla, hem benim insanları hakkında dahi fikrim yoktu. Bunları düşünürken bile gerilmiştim. Ama babamın demesine göre insanları çok sıcak, misafirlerini çok güzel ağırlayan, yurdunu seven kişilermiş. Muhakkak öyledir ama insanın başka bir ülkede yaşaması ilk başlarda gözü korkutabilir ki bu gayet normal çünkü dili bilmezseniz ne bir arkadaşınız olur ne gezebilirsiniz ne de bir işte çalışmaya kalkabilirsiniz. Benim gözümü de en çok bu korkuttu. Tabi bunlar biraz da bahane insan büyüdüğü yeride bırakmak istemiyor.
Annem Kanadalı babam iş için geldiğinde burda tanışmışlar sevmişler birbirlerini evlenme kararı almışlar ilişkilerinden 1 yıl zaman geçtikten sonra dedem ne kadar istemesede annem dinlememiş bu yüzden dedem annemle hala konuşmaz evlendiği zaman tüm bağlarını kesmiş. Kesmemiş olsaydı zaten şuan kasabada yaşıyor olmazdık çünkü dedem oldukça varlıklı bir insanmış yani öyle diyorlar ben dedemi hiç görmedim de.
Ben doğunca annem adımı Bella koymak istemiş babamda Eda olmasını isteyince iki ismim oldu Eda Bella. Bu mutluluk sadece 3 yıl sürmüş. Farklı din farklı kültür farklı ülke diye diye aileler annemle babamın arasını açmaya yetmiş. Sonuç boşandılar...
16 yaşındayım haftaya doğum günüm artık 17 oluyorum. Zaten babam yok annemde bu seneki doğum günümde hasta ve ben pek kutlayacak sevinçte değilim.
Neyse ben hasta demişken beni hastanede bekliyor doktor, acilen gidip ne olduğunu öğrenmeliyim.
YOU ARE READING
Ömür Dedikleri...
Teen Fiction"Hayat üç günden ibarettir; dün, bugün, yarın" Benim hayatımda tam olarak böyleydi. Düne kadar hiç bir sorununuz yokken ansızın başınıza gelen bir olay bugünkü hayatınızı oldukça etkiler. Bende annem hastalandıktan sonra fazlasıyla etkilenmiştim. H...
