BÖLÜM-1

60 14 0
                                        

"İyi ki doğdun Bade, iyi ki doğdun Bade, iyi ki doğdun, iyi ki doğdun, mutlu yıllar sana!"Ve kulakları sağır edicek türden bir alkış sesi. '17' rakamından oluşan mum, pastamı süslerken tek amacım o mumu ordan kaldırıp, buradaki herkesi kovup huncarca çikolatalı ve çilekli pastayı yemekti.Ancak ortam buna müsait olmadığı için böyle birşey yapamadım ve bana sarılan Işıl'ın sarılışına karşılık verdim.

Işıl'la 13 yaşındayken tanışmış, zaman ilerledikçe en yakın arkadaşlar haline gelmiştik.Koyu kahverengi saçları ağzımın içine girince ve nefes alış verişim zorlaşınca onu yavaşça ittirdim.Daha soluklanamadan bu sefer İrem sarıldı ,Işıl'ın üzerimde bıraktığı etkiyi farketmiş olacak ki çok sıkıştırmadı.Sonrasında ise Volkan gelip dudaklarıma küçük bir buse kondurup kulağıma "İyi ki doğdun bebeğim" diye fısıldadı.Bu sözüyle aptal aptal sırıtmaya başladım.Volkan'la üç aydır çıkıyorduk.

Diğer arkadaşlarım da gelip tebrik ettikten, hediyelerini verdikten ve ne yazık ki pastamdan yedikten sonra dördümüz kalmıştık.Yığılmış olduğum köşe koltuktan kalkıp hayalimi gerçekleştirmek üzere kalan pastanın yanına gittim.

Pastanın yarısına gelmişken nezaketen diğerlerine de sordum.Işıl ve İrem tok olduğunu söylerken, Volkan birşey demeyip yanıma geldi ve bu sefer burnumdan öptü,sanırım pastayı yerken pek temiz davranmamıştım. Hafifçe kıkırdadıktan sonra bende onun dudaklarına bir öpücük kondurdum.Işıl da artık bıktığını belli edercesine,

"Yeter be öpüşüp koklaştığınız!Biz burada yalnız yalnız otururken siz önümüze geçmiş hiç utanmadan imrendiriyorsunuz."Işıl'ın bu dediğine yüzümü buruşturup, pastama geri döndüm.

Yaklaşık bir saat sonra Volkan, Işıl ve İrem gitmiş evde tek başıma kalmıştım. Yarım saat sonra annemler gelicekti, o süre zarfında ise evi toplayıp temizledim.

Kendimi yatağıma atıp telefonumu çıkardım, kulaklığımı takıp en sevdiğim müzik grubu olan 'five seconds of summer'ın 'Jet Black Heart' şarkısını açıp tavanımı izlemeye başladım. Müzik dinlerken hep kendi hayatımı gözlerimin önünde canlandırırdım, küçük bir şehirde yaşıyordum: Kantıra Semti ve bu küçük şehrin içerisinde küçük bir ilçede: Bahareli . Bahareli benim hayatımdı zaten küçük olan ilçenin her metrekaresini avucumun içi gibi bilirdim.

Gözlerim günün yorgunluğuyla beraber kapandı. Ağladıkça ağlıyor "Hayır!" dar bir sokak. "Bırakın!". Gözlerimi aniden gelen zilin sesiyle açtığımda bunun bir rüya olduğunu anladım. Annemler gelmiş olmalıydı. Kalkıp aşağı-evimiz iki katlı dışı ahşap görünümlü, kahverengi ve krem tonlarında döşenmiş, zemin katın bir kısmı camekan olan sıcacık bir evdi-kata indim ve kapıyı açtım. Annem üzerinde şık bir abiyeyle içeri girerken "Hoş bulduk" dedi. Babam da takım elbisesiyle içeri girdi ve ayakkabılarını çıkattılar . Bir davete katılmıştılar. Annem Güleser, bronz tenli, dalgalı kahverengi saçlı, kahverengi gözlü hoş bir kadındı. Babam Murat, sarışın, kıvırcık saçlı ,ela gözlü ve uzun boyluydu. Ben ise düz sarı saçlı ve kahverengi gözlüydüm.

Annemler tam içeri geçerken zil tekrar çaldı. Abim gelmiş olmalıydı. Kapıyı açtığımda tahminimin doğru olduğunu gördüm. Abim Çağatay esmer ve çakır gözlüydü. Arkadaşlarıyla dışarı çıkmıştı oradan geliyor olmalıydı. O ayakkabılarını çıkarırken yukarı, odama çıkıp üzerime şort ve tişört geçirip saçlarımı ev topuzu yaptım. Dişlerimi odamın küçük banyosunda fırçaladıktan sonra annemlere "Ben yatıyorum!" diye seslendim. "Tamam hayatım, iyi geceler!" annem de bana seslendi.

Sıradan bir hayatım vardı, fazlasıyla sıradan. Her gün aynı rutini yaşıyordum ve açıkçası bundan sıkılmıştım: Okula git, dersi dinle, İrem ve Işıl'la konuş, Volkan'la takıl, eve gel, ailenle konuş, ödev yap, yat zıbar. Gözlerim artık tavanı izlemekten bıkmış olacaklar ki göz kapaklarım onları yavaşça örttü ve uyku beni içine çekti.

Sabah çalar saatimin o iğrenç ve hayatımın en büyük işkencesi haline gelen sesiyle uyandım. Uzanıp işkence aletini kapattım ve yarı açık gözlerimle yatağımda oturur pozisyona geldim. Ayaklarımı yataktan sarkıtıp ayağı kalktım ve küçük banyoma ilerleyip yüzümü yıkadım. Dişlerimi fırçalayıp dolabıma yöneldim. Askıdan beyaz, beli büzüştürmeli, dizimin birkaç parmak üzerinde biten, belden aşağısı geniş ve uç kısmında delikli işlemeler bulunan elbisemi çıkarttım, üzerimdekilerden kurtulup elbiseyi üzerime geçirdim. Saçlarımı tarayıp kafama bir papatya tacı kondurdum. Yarım kot ceketimi giyip, açık mavi , desenli kot çantamı da alıp evden çıktım.

******

Okulun önüne geldiğimde güvenlikçimiz Esma Abla beni karşıladı ve bahçeye adımımı attım. Sınıfa geldiğimde çoğu kişi grup olmuş konuşuyordu. Okulumuz göl kenarında olduğu için sınıfımızın da çok hoş bir manzarası vardı. Sınıflar çok kalabalık değildi on beş ila yirmi kişi arasında mevcutlar değişkenlik gösteriyordu. Arkadaş grupları genellikle üç veya dört kişiden oluşuyordu. Sınıftaki diğerleriyle pek muhattap olmazdım. İrem ve Işıl fısır fısır bir şeyler konuşuyorlardı. Yanlarına gidip "Günaydın" dedim. İrem konuşmaya başladı "Günaydın, biz de tam şu yeni gelen çocuk hakkında konuşuyorduk"

"Yeni çocuk?"

"Evet, adı Savaş ve bizim sınıfa geliyor" diyerek söze girdi Işıl, belli ki bu işten kendine pay çıkartmak istiyordu, gerçi İrem'in de ondan geri kalır yanı yoktu.O sırada biyoloji hocası sınıftan içeri girince sırama oturdum, nerden fırladığını bilmediğim Volkan da yanıma oturdu, Volkan genellikle dersle pek ilgilenmezdi o yüzden yine rutinimizi gerçekleştirdik ben not tuttum o telefonuna baktı ve ben yine not tuttum bu sefer sıraya kafasını koyup beni izledi.Ders blok ders olduğu için henüz yarısına gelmiştik ki kapı çalındı, içeriye koyu sarı saçlı okyanus mavi gözlü bizim yaşlarımızda bir çocuk girdi. Hoca çocuğa bakarak :

"Boş bir yere geçebilirsin canım"dedi ve anlatmaya devam etti. Çocuk en arkadaki boş sıraya yerleşip hocayı dinlemeye başladı.

******

Günün geri kalanı da pek hareketli değildi , Işıl'la İrem çocuğa yanaşmanın binbir türlü yolunu denerken ben ise onlardan bıkmış Volkan ve arkadaşlarıyla takılmıştım.

Son teneffüs kantinden dondurma almak için sıraya girdim. Evet, dondurmayı çok seviyorum, herkes gibi ama benim içimdeki dondurma aşkı bambaşkadır. O sırada Savaş denen çocuk yanıma yaklaşıp kot ceketimin cebine katlanmış bir kağıt attı ve kulağıma şöyle fısıldadı:

"Bu notu evde , odanın banyosunda açıp oku. Soru sorma. Ve sakın başka biryerde açayım deme!"çok kısık sesle söylemişti ve ben bile zor duymuştum. Sonra kantinciye "İki çikolatalı dondurma!" dedi ve uzatılan dondurmalardan birini bana uzattı, diğerini de kendine aldı ve tezgahın üzerine bir miktar para bırakıp gitti. Tabi bide arkasında şaşkın şaşkın bakan bir adet Bade bıraktı. Ve tabi cebimdeki notla akşamı zor ettim.

Günün sonunda Volkan beni eve bırakmayı teklif etti, bende yorgun olduğum için kabul ettim. araba evin önünde durduğunda bana döndü, bende ona döndüm.Bir süre birbirimize baktık. Yaklaşıp dudaklarına küçük bir öpücük kondurdum, beni kendine çekip uzunca öptü ve "Sonra görüşürüz bebeğim" dedi. Arabadan inip kapının önünde durdum ve zili çaldım. Kapıyı abim açtı selam verip içeri girdim ve odama çıktım. Üzerime eşofman altı ve bol bir tişört geçirdim ve notu alıp banyoya girdim.Tuvaletin kapağını kapatıp üzerine oturdum ve notu okumaya başladım:

Merhaba Bade ;

Sanırım kusursuz bir hayatın var öyle değil mi ?Aslında ben... Nasıl diyeceğimi bilmiyorum ama hayatın kusursuz filan değil, etrafın senin için tutulan oyuncular ve  mikro kameralarla dolu şu an bunu muhtemelen aptal bir şaka sanıyorsundur ama öyle değil.Çünkü ben de o oyunculardan biriyim bizi parayla tutuyorlar. Volkan, Işıl ,İrem,Ailen... Hepsi on beş yaşındayken sana yapılan bir hipnozla hayatının bu olduğuna ve bu insanların seninle bir bağı olduğuna inandırıldı.Bilim adamları seni bu kameralardan izliyorlar ve seneye bu kayıt parçalarını birleştirerek bir dizi yapmayı planlıyorlar.İnan bana senin önceki hayatın nasıldı ben de bilmiyorum. Bu nottan kimseye sakın bahsetme. Bahsedersen veya ortalık yerde açarsan hem senin, hem de benim başım çok büyük derde girer.

SEN SAHTESİN BADE KALKAN!

KUSURSUZWhere stories live. Discover now