Tanıtım

98 10 3
                                        

Lanet olsun! Lanet alarm! Nefret ediyorum. Ben uyumayı seviyorum.

Neden erken kalkıyordum ki? Okul 2 gün önce bitmişti daha doğrusu lise. Aptal kafam! Alarmı kapatmayı unutmuşum. Üşengeçliğim yüzünden alarmı kapatma işini akşama bırakmıştım. Hazırlanmak ve balo o kadar zamanımı çalmış ve aklımı dağıtmıştı ki alarmı kapatmamıştım. Bu sabahta kalkıyordum.

Haa pardon. Öncelikle kendimi tanıtayım. Ben Melek Yılmaz. Ailemin biricik kızıyım. Anlayacağınız Yılmaz Holding'in tek varisiyim. Ailem zengindi. Ben ve efsane egom hariç insanları küçümsemem. Sırf para bakımından benden ya da bizden daha düşük bir seviyeye sahip oldukları için, paramla nispet yapmam, yapamam.

Birazcık kendimden bahsedeyim hem belki uykum gelir.

Ben zeki bir öğrenciyim. Ressam olmayı istiyorum. Küçük bir yaşta resimlere olan ilgim başladı. Bayağı uğraşılmış resimler görüp küçük yaşımda bende çizmek isterdim. Bunun için videolar izlemeye başladım. Daha sonra kurslara yazıldım ve böyle devam etti. Arkadaş çevrem geniş fakat dostum yok. Tek sorunum çok meraklı olmak. Ha bir de çabuk sinirlenmem ve olayları kafamda kurgulamam var. Bir de inatçı olmam. Ah, bu mükemmel kafatasımda ne kadar olay dönüyor?

Bu güne kadar hiç sevgilim olmadı. Aşık olmak bir yana kimseden hoşlanmamışımdır bile! Ben dergilerde gördüğüm ultra yakışıklı erkeklerden sonra gerçek hayattaki erkeklere bakmıyorum. Onları ezmek için değil ama gerçekten fark ortada değil mi?

Annem Cansel Yılmaz, ailemizin en sakin üyesidir. Ünlü hatta çok ünlü bir kuafördür. Kendi işini kendi büyütmüş, emek nedir bilen, sabırlı ve bir o kadar da narin bir kadındır. Onu üzmeyi aklımda yazdığım kağıda, uçurumdan atalı 19 yıl olmuştu.

Babam Erkan Yılmaz, Holding'in başındaki tek isim. Haftada bir kaç gün eve gelir ve kendine izin verir. Bu sırada onu görme imkanım olur. Babamdan ayrı büyümedim. Sadece son bir kaç yıldır böyle çalışıyor. Cumartesi-Pazar demeden çalışır ve hırslıdır. Onun için önce aile ardından iş gelir. Bazı akşamlar eve gelmez. Bazı akşamlar da işi eve getirir. Mükemmelliyetçidir.

Sesimin güzel olduğunu söylerler. Piyano ve gitar çalabiliyorum. Öğrenirsem daha fazlasını çalabilirim. Müzik dinlemeyi hatta şarkı söylemeyi severim. Karanlık fobim var hemde çok fena. Karanlık bir odada bir saniye bile bulunsam kalp krizinden geberebilirim. Astım hastalığım var onu da söyleyeyim. Gebermek demişken; utangaçlığım beni öldürebilir. Fanatik Fenerbahçeli bir kızım diğer kızların tam tersine. Küfürbaz değilim ancak sinirlenmişsem, ömrünüzde duymadığınız ve muhtemelen bir daha duymayacağınız küfürleri üretirim.

Ah hadi ama! Uykum gelmiyor. Dün balomuz vardı. Geç yatmak zorunda kalmıştım ya da tercih, her neyse. Sürünerek odamın içindeki lavaboya gittim. Rutin işlerimi halledip odama geri döndüm. Dolabımdan gri bir eşofman altı aldım. Onunla uyumlu olarak bir de gri bir eşofman üstü giyindim. Fakat eşofman üstüm kısaydı ve göbeğim gözüküyordu. Ah göbeğim mi dedim? Fiziğim göbeğimi kaldıramayacak kadar güzeldi ve dün içtiğim alkollü içeceklerin bir etkisiydi. Bilirsiniz anlık bir şişlik. Yoksa göbeğin g'si bile bende bulunmuyor. Kahverengi saçlarıma ne kadar özen göstermesem de, saçma şekilde güzel bir topuz yaptım.

Hoplaya zıplaya, şarkı mırıldanarak aşağı indim. Mutfakta kahvaltı hazırlayan Güloş'a baktım.

"Güloş'um günaydın!" dedim ve tontiş yanaklarını sıktım. Güloş yani Gülfer abla bizim ailemizin bir parçasıydı. Güloş abla benim annem sayılırdı. Doğduğumdan beri bana o bakıyormuş. Tonton yanaklım bana bakıp gülümsedi sadece. Tezgaha oturup, dilimlediği salatalıkları yemeye başladım. Bana baktı ve yine güldü.

"Erkencisin bugün kuşum." dedi. Yalnızca olumlu anlamda kafamı salladım. Bir süre sonra aşağı annemler indi. Kısaca günaydınlaşma faslını gerçekleştirdik ve kahvaltıya oturduk. Kurt gibi hatta ayı gibi aç olduğum için salamlara uzandım. Babam;

"Şşş" diyerek nazikçe vurdu. Ona sorar gözlerle baktım.

"Misafirlerimiz var." dedi düz bir sesle. Hemen somurttum. Kısa bir süre sonra kapı çaldı zaten. Annem ve babamın ayağı kalkmasıyla bende ayağı kalktım. Kapıdan içeri giren insanlara bir göz attım. Tanımıyordum, yani yemeğimi bölecek kadar önemli değillerdi. Gelen insanlara bakmayı kestim. Ama sonra geri döndüm. Eğer tanışmaya kalkacaklarsa, ellerini sıkıp öyle önüme dönecektim. Rezil olmak ya da saygısız gibi görünmek istemezdim.

Gelen kadın samimiyetle gülümsedi. Annemin arkadaşı olabileceğini düşündüm. Babamın işi anneme kıyasla daha resmi olduğu için daha ciddiyetli bir tavır takınmaları gerekirdi, değil mi? Elimi sıktı ve beni kendine çekip sarıldı.

"Ayy canım, ne kadar güzelsin sen öyle! Ben Yağmur Öncel."

"Melek Yılmaz. Memnun oldum." dedim kısaca ve en içten gülümsemelerimden birini ona yolladım. Sonra adama yöneldim.

"Tamer Öncel." diye tanıttı kendini ve elimi sıktı. Bu resmiydi işte. Aynı şekilde kısaca:

"Melek." diyerek cevapladım. Hep birlikte uzun, cam masaya oturduk. Herkes derin bir sohbete daldığı sırada kapı yine çaldı. Adım seslerinden Güloş'umun kapıyı açtığını anladım. İçeri gelen çocuk bana baktı ve gözlerini devirdi. Hayatımda hiç görmediğime yemin edebilirdim. O kimdi bana göz devirebiliyordu? Sen kim köpek diye cırladı içimdeki cazgır ses.

Sandalyeme iyice yerleştim. Babam boğazını öksürür gibi bir ses çıkararak temizledi ve bakışları bana yöneldi.

"Aslında seninle daha önceden konuşmalıydım. Ama zamanım olmadı kızım." ifadesizce babama baktı.

"Deden ve Kuzey'in dedesi bir anlaşma yapmışlar. Torunlarının, yani senin ve Kuzey'in evlenmesiyle ilgili. Böyle olsun istemezdim. Para önemli değil fakat deden bizim için önemli biri. Vasiyetini yerine getirmek büyük bir şey." dedi kaşlarımı çattım. Kuzey dediği az önce bana göz deviren o ukala mıydı? Ben onunla evlenmeyecektim. Sinirden titreyen ellerimi masaya koydum. Annem tehlikeyi anlamış gibi tek elini omzuma koydu.

"NE?" dedim. Babam bana bakmayı kesti ve tabağına baktı.

"İstesen de istemesen de evleniyorsun. Kuzey'le evleneceksin."

Hışımla ayağı kalktım. Ani kalkışımın etkisiyle sandalyem geri devrildi.

"Baba sen ne dediğinin farkında mısın? Ben kimseyle evlenmeyeceğim. Daha yaşım kaç?" Bağırışlarım göğüs kafesimin hızla aşağı yukarı hareketlenmesine sebep oluyordu. Karşımdaki babam, yanında annem ve evde de 'sözde misafirler' olmasa şu an küfür ediyor olurdum. Babam da, annem de hatta sözde misafirler de ayağı kalktı.

"Evleneceksin!" diye hafif sesini çıkaran babama sinirle baktım. Nefretle. Ondan böyle bir şeyi asla beklemezdim. Biricik kızıydım ben onların...

Neden orada olduğunu bilmediğim vazoyu alıp yere fırlattım. Vazo büyük bir gürültüyle kırılırken tüm gücümle bağırdım.

"EVLENMEYECEĞİM! SIKIYORSA EVLENDİRİN!" Bağırırken yerimde sürekli hareket ediyordum. Ani kalkışım yüzünden devrilen sandalyeme takıldım. Neredeyse düşecekken adının Kuzey olduğunu öğrendiğim çocuk kolumdan ve belimden tutarak düşmemi engelledi.

"Böyle yapma kızım. Kendine zarar vereceksin." dedi babam. Anneme çaresizlikle baktım. Neden konuşmuyordu? Neden beni savunmuyordu? Yoksa o da mı evlenmemi istiyordu? Bir anneme bir de babama baktım.

"Siz istediğiniz kadar evleneceksin diyin. O imzayı asla atmayacağım, anlıyor musunuz?" diyerek arkamı döndüm. Sinirle merdivenlere koştum. Arada bir de sinirle çığlık attım tabii.

Odama girip kapımı yine tüm gücümle kapattım. Sinirden kolumu tırnaklamaya başladım. Ayağımla kapıya tekme attım. Sonra ayağımın acısına bir de küfür savurdum. Kolumda hissettiğim sıcak sıvıyla gözlerimi koluma çevirdim. Tırnaklarım gerçekten uzundu ve kolum kanıyordu. Umursamadım. Bundan daha önemli şeyler vardı.

Ben zorla evlendiriliyordum!





Uzun bir aradan sonra hepinize kocaman bir merhabaa. Değişik bir kurgu ile karşınızdayız. Beğenmenizi umuyoruz. Hepinizi seviyoruz. Bir dahaki bölüm görüşmek üzere!

Zamansız (Jarbara Fan Fiction)Stories to obsess over. Discover now