The End

307 33 26
                                        

Küvetten taşan suyun zeminde çıkardığı ses ile arkamı döndüm. Sanki birazdan bunun bir önemi kalacakmış gibi koşar adım küvete ilerleyip çabucak suyu kapattım.

Soğuk suyla ıslanan zemin adım atmayı zorlaştırırken, küvetin baş ucundaki gramafon tatlı bir melodiyle geniş ve sade banyoyu doldurdu. Hoş melodi kulaklarımda ulaşırken müziği daha iyi hissetmek istercesine gözlerimi kapattım. Dudaklarımın arasından çıkan birkaç mırıltı şarkıya eşlik ederken ağır ağır gözlerimi araladım.

Vücudum hala küvete dönükken başımı hafifçe çevirip yan duvarda asılı duran beyaz kenarlıklı aynaya baktım. Yüzüm normalden birkaç ton daha beyaz ve gözlerim de alabildiğine kırmızıydı. Vücudumu ağır hareketlerle aynanın tam karşısına konumlandırırken dudaklarım alayla kıvrıldı.

Aynaya yansıyan bedenim, içinde sakladığı acıyla vedalaştı.

Gülüşüm derinleşirken sol elimin işaret ve orta parmağı şakağımda ufak bir keşfe çıktı. Şakağımdan yanağıma ordan da alt dudağımın yumuşak derisine inen parmaklarım zihnime, izlediği yolu kaydediyor, kusursuz tenimin sakladığı tüm günahları gün yüzüne çıkarıyordu. Sol elim yüzümdeki keşfi sonlandırıp lavabonun mermer zeminine indi. Ağırlığımı iki kenardan lavaboya tutunan ellerimin üzerine verip aynaya doğru hafifçe eğildim. Karşımdaki aynaya sanki bana söyleyecek bir şeyi varmış gibi dikkatle bakıyordum.

Ancak ne o bir ses verdi ne de ben kendimi affedecek son cesareti kendimde bulabildim.

Sarsak hareketlerle dikleştim ve beyaz elbisemin eteklerini sürükleyerek küvete ilerledim. Normalde sıcacık suda saatlerce yıkanan ben buz gibi soğuk suya saniyeler içinde kendimi bıraktım. Bedenimin tamamı ve uzun saçlarımın yarından çoğu suyun içine girerken vücudumu acı dolu bir titreme aldı. Dişlerimin takıntısı gramafondan yükselen melodiye karışırken acı yerini hafif bir uyuşukluğa bıraktı.

Ve böylece zamanın geldiğini anladım.

Küvetin kenarındaki genelde kadeh koymak için kullandığım mermer rafın üstünde üç haftadır kendine yer edinmiş olan jileti parmaklarımın arasında zorlukla da olsa tutabildim.

Ne o? İntihar etmeyi birden akla estiği için yapılan bir şey mi sandınız?

Hayır, hayır. Bu... bu daha komplike bir şey.

Bunu uzun zamandır planlıyordum.

Üç haftadır her şu küvete girdiğimde bir şey beni vazgeçiriyor. Buz gibi sudan çıkıyor ve daha bir az önce kendimi öldürmeye kalkmamışım gibi aranıza karışıyordum.

Ancak farkındayım bu kez yapacağım.

Parmaklarımın arsında tutmakta bile zorlandığını jileti ağır ağır kolumun ince derisine yaklaştırdım. Sivri ucunu tenime sertçe bastırırken dudaklarımdan acı dolu bir inleme kaçtı . Her ne kadar vücudum çokça uyuşmuş olsa da acı tarif edilemez bir biçimde bedenimi sardı. İlk damlalar bedenimin esaretinden kurtuldu. Önce ince, kadife kırmızı bir çizgi oluştu bembeyaz tenimde. Ardından ufak sızıntı yerini oluk oluk kana bıraktı. Ancak durmadım. Jiletin her bir hareketi etimi daha fazla parçalarken akan kan küvetteki suyu ve ardından beyaz fayanslarla döşeli banyo zeminini kırmızıya boyadı.

Her zerreme hayat veren kan öylece akıp gitti. Sanki hiç benim olmamış gibi...

Jilet kolumu boydan boya yardığında artık acı katlanılabilirdi. Bu yüzden ben de beni ölümün sıcacık kollarına hızlıca bırakacak ikinci kesiği atmadım. Bedenimden akan kanın yavaş ve acılı bir şekilde beni karanlığa itmesini bekledim. Çünkü ruhumun hala bedenimde bulunduğu son dakikalarda gerçekten yaşadığımı hissetmek istedim.

Belki de bu yüzden merdivenlerdeki adım sesleri koridorda yankılanırken bilincim hala yerindeydi. Ve bu yüzden o içeri paldır küldür girdiğinde kapıyı kilitlemediğim için kendime küfredecek kadar ayıktım. Ancak yine de o an için neden orda bulunduğunu sorgulayamadım. Tıpkı gözlerinden düşen yaşları anlamlandıramadığım gibi.

EVERGREEN Stories to obsess over. Discover now