1.BÖLÜM

148 31 123
                                        

DEFNE YILMAYA

Koşarken tek düşündüğüm bir sonraki adımım oluyordu. Her şeyi unutuyordum. Zaten normal bir anda da çok taktığım söylenemeyen her şeyi siktir ediyordum. En iyisi de kimsenin beni durduramamasıydı. Asla. Durduramazlardı. Tek bir şey dışında.

Sarsak adımlarla yavaşlayıp ellerimi dizime koydum. Önce sadece çok hızlı olan nefesim şimdi bir ıslık sesine dönüşmüştü. Nefes alamıyordum çünkü nefes alabilmek için önce vermem gerekiyordu. Bir süre dikleşemedim. Düzelmeye çalıştım. Kendime bir şans tanıdım. Bayılacağımı düşündüğüm anda ilacımı dudaklarıma götürdüm.

Tek bir şey beni durdurabilirdi. Elimdeki küçük mavi tüpe bağımlılığım.

Ama sonuç olarak ben dışında kimse durduramazdı.

Sonuç olarak ben Defne'ydim.

Kibirlenmiyorum ama öğretmenler de arkadaşlar da beni engellememeleri gerektiğini yıllar önce öğrenmişlerdi. En azından 8 yıl olmuştu.

Yurda döndüğümde kendimi elli kızın sıraya girdiği lavaboya attım. Hepsi duş almak için bekliyordu. 18 tane kabinden 7 tanesi çalışınca bu durum alıştığımız bir durumdu. Havlumu kaptığım gibi sıranın başına ilerledim. Benim için de sıra tutan kıza elimi uzattım.

"Sağ olasın."

Kız cevap vermedi. Adı Rana'ydı. Herkesten daha az konuşur herkesten daha az kavga ederdi. Bu yüzden de onunla anlaşabiliyordum. Zaten benden kıdemliydi. Doğduğundan beri buradaydı.

Daha geldiğim ay onunla sözsüz bir anlaşma yapmıştık. Birbirimizin arkasını kollayacaktık. Anlaşmanın bağlamı yine bu tuvaletti. Sırayı bozan bir kızı beraber dövmüştük.
Aslında kavgacı bir tip değilim ama kız sırayı bozmakla kalmamış, uyarılarıma hakaretle karşılık vermişti. E ben de daha 10 yaşındaydım.

Tabi birkaç olaydan sonra tek dostum olmuştu. Ama tanıştığımız gün o gündü.

Havluyu asıp içeri girdiğimde üstümdekileri kenara attım. Diğerlerinin aksine ben duşa havluyu üstüme dolayıp giremiyordum. Kabinin dışında askı vardı. Kıyafetlerimi içerde çıkarıp aralık kapıdan oraya asıp suyu açtım. Çıkarken havluyu alıp vücuduma doladım. Sadece girerken dolamıyordum. Çıkarken gayet rahattım. Askıdaki paçaları ıslanmış eşofmanıma bakıp göz devirdim. Ama ne yapalım. Bazı alışkanlıklar değişmiyordu. Rana içeri girerken avuçlarımızı birbirine vurduk.

Alışkanlık.

Kahvaltıya indiğimde çoğu kızın her sabah neden duş aldığını düşünüyordum. Hangi mal sırf uyuduğu için duş alırdı? Rana ve onun tayfasına göre bunu çoğu kız uykuyu defetmek için yapıyordu. Eh. Sorgulamaya hakkım yoktu.

Rana'nın çetesinin oturduğu masaya en yakın masaya çöktüm. Onlarla aynı masaya oturmazdım. Ne kadar bu yurttaki en yakınlarım olsalar da. Kahvaltı tepsimde sabahları katlanabildiğim tek şey olan çay vardı. Üniformamı giyip okul yolunu tuttuğum da rüzgâr saçımı kurutuyordu. Uzun olduğu için kurutucu kullanmayı sevmiyordum. Zaten bir de onun için sıra bekleyemezdim. Her şey için yeterince sıra vardı. Okula girmeden önce şapkamı taktım. Böylece buz tutmuş kafam rahatladı. Sıraya geçtiğimde biri hızla omzuma vurdu. Sırıtıp o tarafa döndüm. Purocu.

Aslında gerçek adı Fatih'ti ama daha 9. Sınıfta Kemal Sunal' a özenip puro yediği için o Purocu'ydu.

"Bazen senin bu liseye sınavsız geldiğini düşünüyorum."

Göz kırptı.

"Belki."

"Geç sırana. Beni rahat bırak. Şurada kalmış üç ay mezuniyete. Attıracaksın beni."

YILMAYAHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin