Hayatta her şeyin bir karşılığı olduğuna inanırdım.
Hatalarımızın bedelleri olduğu kadar, yaptığımız iyiliklerin de bir ödülü olduğunu düşünür, bunu kendi kendime sık sık hatırlatırdım. Hayatımı buna göre yaşıyor, ucunda kendimi ezdirmek olsa bile kimsenin kalbini kırmamaya çalışıyordum.
Her hikayeye bir başrol yetmezdi. Ben o kadar silik ve sıradan bir karakterdim ki benim hikayemi renklendirecek ikinci bir başrole ihtiyacım vardı ve bu ihtiyacı iliklerimde bile hissedebiliyordum. Hayatım boyunca o ikinci başrolü aradım durdum, ama onunla lisenin ilk günü tanışmış olduğumu çok sonra farkettim.
Park Chanyeol.
Herkes gibi ben de onun kimseyi umursamayan, dalgacı ve kendini beğenmiş kişiliğine biraz hayran olmuştum. O da herkesin kendisine nasıl baktığını biliyor, ama kimseye bakmama konusunda sabit bir çizgiyi takip ediyordu. O muhteşem bir ikinci başroldü. Çok satılan dergilerin kapak modeli bile olabilirdi aslında.
Her şey lisenin son yılında başladı.
Bir tıp öğrencisi olabilmek için gece gündüz çalıştığım sıralarda, o zamanlar felaket diye nitelendirdiğim bir olay yaşadım. Ailem diyebildiğim tek insanın ölüyor olduğunu yıkıcı bir şekilde öğrenmiş, ülkenin diğer bir ucunda bulunan, çocukluğumu geçirdiğim o fakir sayılabilecek şehre dönmüştüm.
Oraya gittiğimde annemin çoktan ölmüş olduğunu öğrendikten sonra, bir ay boyunca annemin evinde yaşadım ve pişmanlıklarımın beni boğmasına izin verdim. Tıp fakültesi umrumda bile değildi artık.
Yine ağlamaktan yorgun düştüğüm ve içten içe kendimle çok büyük savaşlar verdiğim bir gece, zaten çok sağlam olmayan kapı deli gibi yumruklanmaya başladı.
O günden sonra benim hikayem, iki başrol oyuncusuyla kaldığı yerden devam etti. Sadece, artık daha renkliydi.
YOU ARE READING
Hello December
FanfictionSev beni... Biliyorum biliyorum, demekle olmaz böyle, ama yalvarırım sana sev beni. Boşa gitmesin bendeki o kocaman sevgi. Tekrar aralığa döndürme dünyamı.
