****************

427 27 25
                                        


Trafikte, olduğu yerden bir adım bile kıpırdamayan taksinin arka koltuğunda ağlıyordu. Bugün annesinin öldüğü gündü. Hiç tanımadığı annesinin...

Sonunda dayanamadı. Eğilip taksimetreye baktı ve yazan miktarı şoföre uzatıp kendini arabadan dışarı attı. Yüzüne çarpan buz gibi rüzgara aldırmadan, hızlı adımlarla yürümeye başladı.

Telefonu çalmaya başladığında hala ağlıyordu. Telefonun ekranına baktı, sonra gözyaşlarını silip sesini düzeltmeye çalıştı.

"Efendim appa."

"Neredesin Kyungsoo?"

"Apgujeong'a geçiyorum. Bir şey mi oldu? Sesin telaşlı geliyor."

"Hayır hayır, mezarlıktan sonra seni göremedim, nereye gittiğini merak ettim sadece. Ne zaman gelirsin?"

"Bilmiyorum. Lusso'da Kris'le buluşacağım ama çok geç kalmam herhalde."

"Peki. Akşam yemeğe mutlaka gel."

"Tamam tamam. Şimdi kapatmam lazım, ellerim dondu."

Telefonu kapattığında, sesinin titrediği anlaşılmadığı için rahat bir nefes verdi. Saatine baktı, acele etmesine gerek olmadığını gördü.

Annesi öldüğünde sadece 1 yaşındaydı. Ona dair hatırladığı tek şey sıcaklığıydı. Babası fazla anlatmazdı annesini, anlatamazdı. Adam ne zaman çok sevdiği karısından bahsetmeye başlasa, gözyaşlarını durduramazdı ve susardı. Bu yüzden annesini hep babaannesinden dinlemişti Kyungsoo.

Babasıyla annesi birbirlerini çok severek evlenmişlerdi. Hani eski filmlerde "sevişerek evlendiler" denirdi ya, işte öyle. Babaannesi hep birbirini bu kadar seven başka bir çift görmediğini söylerdi. İşte bu sevgi yüzünden, babası bir daha evlenmemişti. Kyungsoo'yu babası büyütmüştü.

Babaannesi, annesinden bahsederken bir şey daha derdi. Kyungsoo, annesine çok benziyordu. Onun gibi siyah saçları ve Asyalı insanlarda çok rastlanmayan iri gözleri vardı. Tıpkı annesi gibi.

Hem annesinin umuduydu o. 5 yıllık zorlu bir tedaviden sonra kucağına aldığı ufacık beden, onun en büyük umuduydu. Doktorlar çocuk sahibi olmalarının neredeyse imkansız olduğunu söylediğinde yıkılmıştı genç kadın. Sonra değişik tedavileri araştırmaya başlamış, farklı doktorlarla görüşmüş, yurt dışında tedavi imkanlarını incelemişti. Sonunda 5 yıllık mücadelesi sonuç vermiş, "Kyungsoo"yu kucağına almıştı. Genç kadın, yavrusunun kokusuna doymak için sadece 1 yılı olduğunu bilemezdi. Sadece 1 yıl sonra, evde otururken gelmişti ölüm. Sinsi bir anevrizma anne oğulu ayırmıştı birbirinden. Genç kadın, oğlunun şimdiki halini görse, kim bilir ne kadar mutlu olurdu. 1 yaşındayken bıraktığı bebeği şimdi 25 yaşındaydı.

Şimdi buz gibi havada, atkısına sımsıkı sarınmasına rağmen titreyerek yürüyordu Kyungsoo. Seul'ün hiç bu kadar soğuk olduğunu hatırlamadığını düşündü. Atkısını kulaklarına kadar çekiştirdi, sonra bere takmadığı için kendine küfür etti. Sonra bir küfür de taksiden indiği için...

Kafeye girdiğinde Kris'in çoktan gelmiş olduğunu gördü. Önündeki kül tablasında 3 tane izmarit vardı.

"Özür dilerim, çok trafik vardı." dedi Kris'i öperken.

"Önemli değil canım, ben de zor geldim zaten." dedi Kris. Sonra Kyungsoo'nun elini tutunca gözlerini kocaman açtı, "Ellerin buz gibi olmuş, yürüyerek mi geldin?"

"Evet, çok bunaldım takside." dedi Kyungsoo omuz silkerek.

"Kendine hiç dikkat etmiyorsun, hasta olacaksın." dedi Kris ve sevdiği adamın iki elini birden ellerinin arasına aldı. Arada bir ağzına yaklaştırıp hohlayarak ısıtmaya çalıştı. Bir yandan da gülümsüyordu genç adam. "Ne güzel gülümsüyor." diye düşündü Kyungsoo.

You've reached the end of published parts.

⏰ Last updated: Nov 12, 2018 ⏰

Add this story to your Library to get notified about new parts!

Kış GüneşiStories to obsess over. Discover now