sezione 4: storia

216 29 8
                                        

Sezione 4:  Storia

''Ludwig, bir insan kaç kere ölebilir?''

Ludwig Feliciano'ya baktı. Gözleri gökyüzünde bir yere odaklanmıştı. Sanki sadece onun görebildiği bir şeye bakıyordu.

Cevap vermeyince Feliciano güldü. 

''Ben de öyle düşünmüştüm.''

Sanki onunla konuşmuyordu. En sonunda gözlerini gökyüzünden ayırıp Ludwig'e baktı. Parmaklarını Ludwig'in gözlerinin yakınına değdirip ''Gözlerin bana birisini hatırlatıyor.'' dedi. Konuşmak için ağzını açmıştı ki Feliciano devam etti.

''Beni hatırlıyor musun?''

Ludwig bir an ürkmüştü. Sesindeki ciddiliği korumaya çalışarak ''Tanışmışsak bile hatırladığımı sanmıyorum.'' dedi.

Feliciano bir an parmaklarını çekip dudaklarını sıktı. Canı acıyormuş gibiydi.

Sonra sanki az önce ağlamak üzere olan o değilmiş gibi ayağa kalkıp elini Ludwig'e uzattı.

''Beni hatırlayacaksın, emin ol!''

++++

Ludwig Rusya'nın bu kadar soğuk olacağını tahmin etmemişti.

Elini birbirine sürtüp elini ısıtmaya çalıştı, ancak bunun bile işe yaradığı söylenemezdi.

Ancak soğuk olsa bile Alman askerleri hızla ilerliyordu. Ve bu yüzden belki de uzun bir zaman sonra rahat bir uyku uyuyabilmişti. Canı acıyordu, evet. Ülkelerin canı her zaman acırdı. Ölen her insan bir acı olarak dönerdi onlara. Ancak İkinci Dünya Savaşı başladıktan sonra canı daha fazla acımaya başlamıştı. Bazen kendini öldürse ne olurdu diye düşünürdü.

Ancak ölüm bir kaçış olsa bile ölemezdi.

Derin bir nefes verip yanında taşıdığı birasından birkaç yudum aldı. Votka gibi sıcak tutmuyordu, ancak yine de işe yaradığı kesindi.

Rahatladığını hissederek omzunu gevşetti.

''Uhm... Bay Ludwig?'' 

Kapadığı gözlerini açarak yanına gelen askere baktı. Asker Ludwig'in devam etmesini istediğini fark ettiğinde ''Bay Felicino geldi.'' dedi.

Ludwig askere boş boş bir süre baksa da güldü. ''Yalan söylemenin gereği yok.'' dedi.

''Yalan söylemiyor ki Ludwig.''

Askerin arkasındaki kapıda duran Feliciano'ya baktı. Askere çıkmasını emrettikten sonra Feliciano'ya sarıldı. ''Yüce Tanrım, Feliciano neden geldin?''

Feliciano gülerek ''Seni merak ettim Ludwig.'' dedi.

Ludwig bir süre Feliciano'ya baksa da gülümsedi. ''Gelmene sevindim.''

Feliciano'nun suratı bir an kıpkırmızı kesilse de hemen ''Ah, şarap getirdim.'' bavulunu açtı. 

++++

''Ludwig, hiç ölmek istedin mi peki?''

Ludwig Feliciano'ya ve yerdeki cesetlere baktı. Cesetlerin yarısının başı yoktu, diğer yarısının ise karnı deşilmişti.

Ludwig başını cesetlerden çekip üstü kıpkırmızı olan Feliciano'ya baktı. Saçlarından kan damlaları akıyordu, ve yüzünde ufak bir gülümseme vardı. ''Belki.'' diye cevapladı Ludwig.

''Peki öldürülmek istendin mi?''

''Evet.''

Feliciano biraz duraksasa da  Ludwig'e uzanıp dudaklarına ufak bir öpücük kondurdu. Gülümsemesini genişleterek ''Sorun değil Ludwig, artık seni koruyacağım.'' dedi.

Ludwig Feliciano'nun dudaklarından onun dudaklarına bulaşmış kana dokundu.

''Artık kimse sana zarar veremeyecek.''


YN: Normalde bunlar üç bölümlük kısa olaylardı, ancak gerçeği söylemek gerekirse o üç bölümü yazarsam oldukça sıkıcı olacaktı. Ve ben de bu yüzden üç bölümü birleştirdim. Yey!

Ve oh, yeni hikaye yayınladım. Ve Rochu.

Ve angst.

Ona bakarsanız sevinirim!

VE YENİ KAPAK YEEEY

Neyse, kendinize iyi bakmayı, oy vermeyi ve düşüncelerini belirtmeyi unutmayın! Benim için değerlisiniz! Ciao!





pioggia //geritaWaar verhalen tot leven komen. Ontdek het nu