Türkan Teyze

203 17 3
                                        

Bugün Türkan teyzeyi ziyarete gidecektim. Onun için hazırlanıyordum.

"Seni nereye bırakayım?" Diye sordum Eylül'e.

"Beni de Berke'lere bırak o zaman."

"Ne yapacaksın orda?"

"Hiç biraz sohbet ederiz Alp motorla kaza yapmış bir de ona bakarım."

"Geçmiş olsun dileklerimi ilet!"

"Sen kendin söyle. Zaten ağır değilmiş durumu. Sadece düşmüş. Kolu azcık soyulmuş. O kadar!" Dedi.

"Tamam ben de bir geçmiş olsun der çıkarım." Dedim ve makyajım bitti.

Arabaya bindik ve Berke'lere geldik. Ikisi beraber kalıyordu. Ben de Eylül'le gidip zile bastım.

"Hoşgeldin Eylül. Alp içerde geç!" Dedi Berke telefonla uğraşırken. Onun bu haline göz devirdim. Beni bile fark etmemişti.

"Geçmiş olsun Alp. Ne oldu?" Dedim

"Oo kankam Kumsal da gelmiş!"dedi Gökalp ve üzerime atladı.

"Seni tanımasam bana yürüyorsun diyeceğim Gökalp!" Dedim alayla.

"Beni tanıyor musun ki?"diye sorunca donup kaldım.

"Sadece şakaydı kanka!" Diye devam etti.

"Çok şükür!" Dedim rahatlamışca.

"Ne oldu lan sana?"diye dalga geçtim Alp'le.

"Ayy! Ölüyom! Yardım edin!"diye her zaman ki gibi abarttı. Ben onun bu haline gülümseyerek göz devirdim.

"Neyse ben de bir lavaboya girip gidiyim." dedim.

"Ev senin gibi kullan!" Dedi Alp.

"Zaten benim!" Dedim ben de gülümseyerek.

Lavaboya girip sadece elimi yıkadım. Elime siyahlık bulaşmışdı çünkü. O sırada hızla kapı açıldı.

"Pardon ben boş sanıyordum!" Dedi Berke.

"İşim bitmişti zaten gelebilirsin." Dedim ve çıkmak için hamle yaptım. Ama o önümü kesti. Ben sola gittim o da gitti. En sonunda sağa gittim o da gitti. Sola adım atıp sağdan çıktım.

"Reflekslerin iyi değil ATAHAN!"

"Senden sonra bozuldular!"

"Bence doğarken bozukmuş onlar! Ben sadece defolu malı dikmeye çalışmıştım. Ama yarım kalmıştı. Yani hala defolusun."

"Dikmeye devam edebilirsin?" Dedi sorarca.

"Ben başka defolu buldum bile! O tren kaçalı çok oldu ATAHAN!" dedim ve salona geçip son kez geçmiş olsun diyip Eylül' e gidiyorum diye haber verdim.

Arabaya binip huzurevinin yolunu tuttum. Yolda bir kitapçıya uğrayıp aksiyon ve polisiye iki kitap aldım. Huzurevine gelince Türkan teyzenin odasına geldim. Kapıyı tıktıkladım. İçeri girdim ama kimse yoktu. Bahçeye çıktım. Bir masaya oturmuş önünde bir kitap vardı ama okumuyordu. Birisine bakıyordu. Baktığı tarafa baktım. Ağacın altında tekerlekli sandalyede kitap okuyan onun yaşlarında bir amcaya bakıyordu.

"Oo anne abayı yakmışsın." Dedim sandalyeye otururken.

"Kumsall! Öyle bir şey değil! Kimseyle konuşmuyor! Üzülüyorum onun için. Daha yeni geldi bir de. Sen de hoşgeldin!" Dedi bana dönüp gülümseyerek.

"Senin için konuşabilirim."

"Ciddi misin? Çok sevinirim. Nasıl yapacaksın?" dedi heyecanla.

"Sen sadece ne tür kitaplar okuduğunu söyle."

"Kitaplar aksiyon kitaplarına benziyor."

"Tamam bende de şansıma bir tane aksiyon var!" Dedim ve ona dur işareti yapıp amcanın yanına gittim.

"Merhaba!" Dedim neşeyle. Başını kaldırdı şöyle bir süzdü beni sonra başını sallayıp kitabına geri döndü.

"Annem sizin yeni geldiğinizi söyledi. Siz de kitap seviyormuş-"

"Annen niye huzuevinde? Madem çocuğusun neden bu iğrenç yerden götürmüyorsun onu?"

"Siz yanlış an-"

"Ben doğru anladım. Evlisin kocan onu istemiyor. Ya da sen istemiyorsun onu buraya getirdin değil mi?"

"Gerçekten yanlış anladınız. Benim gerçek annem değil sadece kendimi ona çok yakın hissediyorum ve anne diyorum. Genellikle o bana hep akıl verir. Beraber kitap okuruz. Ben ona hep kitap getiririm. Bugün de onu ziyarete geldim ve sizin için telaşlandığını söyledi. Bu kitabı da sizin için almamı istedi." Başını kaldırıp gözlerimin içine baktı. Yalan söylediğimi sanmıştı.

"Kan bağınız yok yani?"

"Yok yalan söylemiyorum. Isterseniz sizi onunla tanıştırabilirim?" Dedim kaşlarımı kaldırarak. Biraz düşündü sonra başını salladı.

"Sizi götürmemi ister misiniz?"

"Yok gerek yok." Dedi ve ayağa kalktı.

"Bu sandalye daha rahat oluyor o yüzden!" Dedi gülümseyerek.

"Senin adın neydi?"

"Kumsal."

"Kumsal! Hep giderdim ama buraya gelince izin vermiyorlar. Ben de Ahmet." Dedi gülümsemeye devam ederek.
Beraber Türkan teyzenin yanına geldik. Onlar tanıştılar ben de yanlarında az durup kalktım. Arabada giderken telefonum çaldı.

"Efendim Emel teyze." Dedim arabayı sağa çekerken.

"Kumsal. Kızım mantı yaptım sen seversin. Oralarda da bulamazsın şimdi gel istersen?"

"Tamam Emel teyze eve yakınım zaten beş dakikaya ordayım." Dedim ve kapattım. U dönüşü yaparak eve geldim. Kapının açılmasıyla içeriden gelen mantı kokusu beni benden alıyordu. Babam daha gelmemişti. Annem de beni mutfakta masada bekliyordu. Kesin bir şey diyecekti. Bu sinsi bakışı biliyordum ben. Tedirginlikle mutfağa adım attım.

"Anne?" Dedim tek kaşımı kaldırarak. Emel teyze de hemen önüme mantı dolu tabağı koydu. İkisi benden bir şey saklıyordu. Annem yumuşak sesiyle sordu.

"Kumsal?" Ben o sırada matıya yumulmuştum.

"Önöe?" Anne demeye çalıştım ama ağzım doluydu.

"Anne?" Diye tekrarladım sorumu bir kaşık daha alarak. Tam yutarken annem;

"Tunç kimdi hani bana eskiden anlattığın çocuk?" Ben öksürmeye başlayınca hemen annem yanıma geldi. Emel teyze zaten ayakta yanımda duruyordu.

"Ben dedim size o mantıya dayanamaz bu soruyu salonda sorun diye!" Dedi Emel teyze telaşla ilacımı ararken. Yediklerimi yutmuştum ama bu sefer nefes darlığım başlamıştı. Emel teyze koştura koştura odama çıktı.

"P-poş-poşet fa-falan v-verin" dedim zorlukla. Nefes alamıyordum. Sonra gözlerim kararmaya başladı. Son hissettiğim şey sandalyeden yere düşüp bedenimin soğukla buluşmasıydı.

Romantik Şizofren *Yaz Macerası*Where stories live. Discover now