Bugün hayatımın en önemli günlerinden biri olabilirdi.
Ya da en kötü kararımı verdiğim gün.
Bunu o zaman bilmiyordum.
Sabah erkenden kalkmış, aynanın karşısında üzerimdeki üniformaya bakıyordum. Lacivert ceket, beyaz gömlek ve okulun armasının işlendiği kravat...
Her şey fazla kusursuz görünüyordu.
Belki de bu yüzden kendimi garip hissediyordum.
Çünkü bu okulda okuyan insanların çoğu için burası sadece bir ortamdı.
Benim içinse hayatımda karşıma çıkabilecek en büyük fırsatlardan biriydi.
Aldığım burs sayesinde buraya kabul edilmiştim.
Ve bunu hâlâ tam olarak gerçekmiş gibi hissedemiyordum.
Çantamı omzuma geçirip son kez aynaya baktım.
"Tamam, Izuku..."
Derin bir nefes aldım.
"Bunu yapabilirsin."
Okulun önüne geldiğimde birkaç saniye olduğum yerde kaldım.
Burası...
Gerçekten bir okul muydu?
Devasa taş bina, geniş bahçe, kusursuz düzenlenmiş yollar ve girişin önünde sıralanan arabalar...
Arabaların çoğunun fiyatını tahmin bile edemiyordum.
Öğrenciler de en az okul kadar dikkat çekiciydi. Kimisi arkadaşlarıyla gülerek içeri giriyor, kimisi telefonuyla uğraşıyor, kimisi de daha arabasından iner inmez birkaç kişi tarafından karşılanıyordu.
Çantamın askısını biraz daha sıkı tuttum.
Buraya ait değilmişim gibi hissediyordum.
Tam o sırada yanımdan geçen bir kız bana gülümsedi.
"Sen de yeni misin?"
Şaşkınlıkla ona döndüm.
"E-Evet."
"Ben de!"
Gülümsemesi biraz daha genişledi.
"Uraraka Ochako."
"El sıkışabiliriz," dedim aceleyle. "Ben Midoriya Izuku."
"Burslu olan çocuk sen misin?"
Bir an duraksadım.
"Evet."
"Ben de."
Bunu söylerken yüzündeki rahatlama dikkatimi çekti.
Sanki o anda ikimiz de aynı şeyi düşünmüştük.
En azından bu okulda tamamen yalnız değildik.
Birlikte girişe doğru yürümeye başladık.
"Okul gerçekten inanılmaz, değil mi?" dedi Uraraka.
"Evet..."
"Buradaki öğrencilerin çoğu çok zenginmiş. Hatta bazı ailelerin okul yönetimiyle doğrudan bağlantısı varmış."
"Öyle mi?"
"Evet. Mesela Bakugo ailesi."
Adını duyduğum anda ona baktım.
"Bakugo ailesi?"
Uraraka başını salladı.
"Okuldaki en güçlü ailelerden biri. Hatta okulun bazı bölümlerinin yapımında onların da desteği varmış."
Tam o sırada girişin önündeki kalabalığın hareketlendiğini fark ettim.
İnsanlar bir anda kenara çekilmeye başlamıştı.
Önce ne olduğunu anlayamadım.
Sonra onu gördüm.
Sarışın saçları, sert bakışları ve üzerinde okul üniforması olmasına rağmen diğerlerinden tamamen farklı duran bir havası vardı.
Yanından geçen insanlar ona bakıyor ama hiçbiri yaklaşmıyordu.
Sanki herkes onun kim olduğunu biliyordu.
"İşte o."
Uraraka'nın sesini duyunca tekrar ona döndüm.
"Bakugo Katsuki."
Gözlerimi tekrar ona çevirdim.
Bakugo...
Nedense ilk izlenimim hiç iyi olmamıştı.
Tam o sırada Bakugo'nun bakışları benimkilerle kesişti.
Bir saniye.
Belki iki.
Sonra gözlerini benden çekti.
"Ne bakıyorsun?"
Sesini duyduğumda irkildim.
"Ne?"
Yanımdan geçerken omzuyla hafifçe bana çarptı.
Elimde tuttuğum dosyalar yere düştü.
"Ah!"
Hemen eğilip kağıtları toplamaya başladım.
"Önüne baksana, Deku."
Elim havada kaldı.
Deku...
Bu kelimeyi daha önce de duymuştum.
Japoncada "Deku", işe yaramaz veya beceriksiz biri için kullanılan küçümseyici bir ifadeydi.
Başımı kaldırdığımda Bakugo çoktan birkaç adım uzaklaşmıştı.
"Bana neden Deku dedi?"
Uraraka yanıma çömelip yere düşen kağıtları toplamama yardım ederken omuzlarını silkti.
"Bilmiyorum. Belki seni sinirlendirmek istemiştir."
Kağıtları elimden alıp çantama yerleştirdim.
Ama gözlerim hâlâ onun üzerindeydi.
Bakugo Katsuki.
Daha ilk günümde karşılaştığım ve muhtemelen hayatım boyunca unutamayacağım ilk insan.
O zamanlar bunun nedenini bilmiyordum.
Sadece ondan hoşlanmadığımı düşünüyordum.
Ne kadar yanıldığımı ise çok sonra anlayacaktım.
Devam Edecek
KAMU SEDANG MEMBACA
THE ELİTE┃BakuDeku
Fiksi PenggemarPrestijli bir okul. Güçlü aileler. Saklanan sırlar. Ve herkesin birbirinden gizlediği bir gerçek. Midoriya Izuku, bursla kabul edildiği prestijli akademide kendisini hiç ait olmadığı bir dünyanın içinde bulur. Burada para, güç ve soyadı her kapıyı a...
