❝Bakışlarında isterken yok olmak...❞
Rüzgarlı ve sıcak bir temmuz sabahı. Hava aydınlanmamış ve saat daha çok erken. Şehrin bittiği kısımdan başlayan dağın eteklerinden yukarı doğru uzanan yolda birkaç araba farı kendini belli ediyor. Aynı zamanda en tepede piknik yapmak için olmazsa olmaz bahçesi olan bir kafe ve hemen yanındaki huzur evinin ışıkları fark ediliyor. Dağın arkasındaki mandıranın bacalarından dumanlar yükseliyor. Daha saat oldukça erken olduğu için beyaz duman havadaki sisle birleşiyor. Açık olan pencereden etraftaki ordan oraya giden arabaların mazot kokusu ve fırınlardan yükselen ekmek kokusu içeri doluyor.
E yok daha neler... bahsinin geçtiği kadar romantik bir dünyada yaşamıyoruz ki yaşasaydıkta böyle bir giriş biraz fazla masalsı olurdu..? Hadi başa saralım.
50lerindeki yaşlı kadın normalde şurdan şuraya adım atmaya üşenecek durumda olabilecekken, herhalde kendi adını bile hatırlamayacak kadar sarhoş olması ona elde edilmez bir güç vermişti. Ayrıca şuan sinir krizi geçiriyor olmasıda ona etraftaki eşyaları yıkıp dökmek için ekstra kuvvet veriyor gibi görünüyordu.
Yemek masasının dibinde duran kadın eline geçirdiği sandalyeyi televizyona doğru sert bir şekilde fırlattığında Chan, balkon kapısının yanında sinirden saçlarını çekiştirmeyi bırakıp sandeliyeyi yakalamaya koşerken karşısındaki kadına söylenmeye başladı.
"Ulan! Ulan elalemin halası büyücü olur falcı olur. Birde bizimkine bak amına koyayım!"
"Bebeğimi bana ver. Bebeğimi bana ver duydun mu ibnenin evaldı!"
Kadın sarhoşluğun etkisiyle kekeleyerek ama bağırarak yayık bir ağızla konuştuğunda Chan kendisine edilen hakaretleri duymazlıktan geldi. Tek istediği kadını başından defetmekti. Kendisinden iğreniyordu. Eniştesi öldüğünde kendisini başka erkeklere yarandırmak zorunda hissetmesi başlı başına iğrençlikti ama şuan çığlık attığında ağzından çıkan salyalar ve leş gibi kokusu ondan dahada iğrenmesine neden oluyordu. Koruması gereken bir bebek ve eniştesinin vasiyetinde çocuğa Chan'ın bakmasını istediği için içinden içinden sövmesi gereken bir kaderi vardı.
"Bebeği sana vermeyeceğim!"
"Ben onun annesiyim!"
"Anneliğini ayıkken hatırlarsan konuşuruz. Siktir git evimden!"
Kadın bakışları keskinleşti. Sanki birşey hatırlamış gibi yada karşısındakine karşı bir koz bulmuş gibi göz bebekleri titredi. Heyecanlanmış gibiydi. Sanki karşısındakinin acı çekmesinden hoşnut olacaktı.
"Sen ne zamandan beri aile kurabiliyorsunda benim çocuğuma babalık yapacaksın?"
Chan'ın bakışları boşluktaydı. Ama duyduklarıyla ciddileşti. Sanki nereden vuracağını iyi biliyordu karşısındaki. Dudaklarındaki küçük gülümseye iğrenerek bakıyordu. Birazdan karşısındaki kişiye dönüşmekten korkuyordu Chan. Kontrolünü kaybetmekten korkuyordu.
"Sen... sen onun annesi değilsin. Doğrumakla anne olunmuyor anla şunu!"
Kadın çığlık atıp yemek masasının örtüsünü yere çaldığında ve üzerindeki vazo çok sesli şekilde kırıldığında balkondan gelen ağlama sesleriye oraya döndü Chan.
"Siktir git evden. Nolursun. Hangi erkeğin kapısına gideceksin git ama benden ve bebekten uzak dur."
Sesinin titrediğini karşısındakinin idrak edemediğini düşünmek istiyordu. Dayanamıyordu. Gözlerini istemsizce çok kırpıyor sanki gözlerini yerinden çıkarıyorlarmış gibi hissediyordu. Ağlamak istemiyordu. Bunalmış hissediyordu. Göğüsünde bi ağrı belirmişti. Bu 30una gelmiş, kartlaşmış bir eleman olduğu yüzüne vurulduğu için değildi. Sadece koruması gereken insanları artık koruyamıyormuş gibi hissediyordu. Göz kulak olması gereken bir bebek vardı ama sahip çıkamıyormuş gibi hissediyordu. Kendisinin bebeği değldi ama bunu çok fazla hissetmesi acıtıyordu.
YOU ARE READING
Pretty But Mental [CHANGCHAN]
FanfictionSana olan ilgim yenemeyeceğin duygusal bir kum torbası. İlk başta derslerle ilişiğimi kestiğimde konuşmayıda keseceğim yakın olduğum bir biyoloji hocasıydın. 3. Senede de mezuna mı kalsaydım? Hayır çünkü aramızdaki bu garip çekim harika olan bir lan...
![Pretty But Mental [CHANGCHAN]](https://img.wattpad.com/cover/415235406-64-k233075.jpg)