0.1

25 1 1
                                        

1 Eylül 2007

Jeongguk, onuncu yaş günü için sabırsızlanıyordu. Çok sevdiği arkadaşlarına artık ayak uydurabileceğini düşünüyordu. Arkadaşları kendinden o kadar büyük olmamasına rağmen aralarındaki farkı elli metre öteden görebiliyordunuz. Ona ayrımcılık yapmayan, her zaman kendisini kollayan tek bir kişi vardı. Taehyung.

Taehyung'la okulda tanışmışlardı. Daha sonrasında aynı mahallede yaşadıklarını farkettiler. Grupla tanışmadan önce tanıştıkları ve beraber takıldıkları için birbirlerine daha bağlıydılar. Diğerleri Jeongguk'u çoğunlukla dışlıyor, yanlarına ellerinden geldiğince yaklaştırmıyorlardı. Sadece Taehyung diğerlerine karşı çıkıyor, Jeongguk'un da ekipten biri olduğunu, etkinliklere onun da katılması gerektiğini düşünüyordu.

Yaptıkları şeylere rağmen Jeongguk onları çok seviyor ve her zaman aralarına karışmaya çalışıyordu. En büyükleri olan Seokjin, on beş yaşındaydı. En küçükleri tahmin edileceği üzere Jeongguk'tu, ama bugün o da on yaşında bir çocuk olacaktı. Çok sevdiği arkadaşı Taehyung'la aynı yaşa yaklaşacaktı. Taehyung ondan iki yaş büyük olmasına rağmen, Aralık doğumlu olduğundan Jeongguk'la yaşları en yakın olandı.

Jeongguk sabahtan beri bütün arkadaşlarının evini gezip davetiye dağıtmıştı. Son olarak Taehyung'un evine gelmişti, ona davetiye vermesi gerekiyordu ama gereksiz heyecanlıydı. Sonunda kapıyı çaldığında, kapıyı Taehyung'un annesi açmıştı. "Bugün doğum günü partim var da, Taehyung hyunga davetiye getirmiştim."

Karşısındaki kadın ona gülümsedikten sonra elindeki davetiyeyi aldı. "Tamam tatlım, Taehyung'a veririm bunu."

"Teşekkürler." Gülümseyerek karşılık verdikten sonra arkasını döndü, zaten arkasını döndüğü anda kapı arkasından kapanmıştı.

Geriye sadece beklemek kalmıştı.

--

Akşam 18:00'da artık hazır olan parti hazırlıklarıyle gülümsedi Jeongguk ve annesi. Birazdan misafirler gelirdi.

Tam bunları düşünürken, kapı çaldı. Jeongguk heyecanla kapıya koştu. Sabah giydiği giysilerini giymiyordu. Üstünde kırmızı ve siyah tonlarını taşıyan bir tişört, altında ise gri bir kot pantolon vardı. Rahat olmasa bile güzel duruyordu.

Kapıyı açtığında bütün arkadaşlarını bir arada bulacağını sanmıştı. Ne de olsa, onlar bir gruptu, ekipti. Beraber gelirler diye düşünmüştü.

Şimdi ise karşısında tek başına, elinde hediye kutusu tutan Taehyung duruyordu. Taehyung'u görünce tabii ki mutlu olmuştu ama en azından doğum gününde diğer arkadaşlarını da görmeyi beklemişti.

Belki şakadır diye düşündü, belki kapının yanına saklanmışlardır, Taehyung içeri girince ortaya çıkacaklardır. Jeongguk bunları düşünürken, Taehyung çocuğun yüz ifadelerini birer birer inceliyor, ne düşündüğünü anlamaya çalışıyordu. Bozulduğunu anlamıştı, gözlerinin yavaş yavaş dolduğunu görüyordu. Daha fazla böyle durmaya dayanamayıp, çocuğu kendine çektiği gibi kolları arasına aldı. Şuan kapının önünde sarıldıklarını, geçenlerin veya ailelerinin göreceklerini düşünmediler. Sadece sarıldılar.

Sarılmaya başladıkları anda Jeongguk ağlamaya başladı. Bunun üzerine Taehyung, Jeongguk'a daha sıkı sarılıp, kulağına özür dilerim diye fısıldamaya başladı.

"Özür dilerim Jeongguk, özür dilerim. Ne kadar ikna etmeye çalışsam da ikna olmadılar. Jeongguk çok üzülür dedim, dinlemediler. Gidelim dedim, bize ne dediler. Özür dilerim, hepsi benim suçum. Özür dile-"

"Daha fazla devam etme Taehyung. Biliyorum, ikna etmeye çalıştın ama başaramadın. Yaşım hepinizden küçük olabilir ama salak değilim. Bana nasıl davrandıklarını görebiliyorum ama elimden bir şey gelmiyor. Tek arkadaşımın sen olmasını kabullenemiyordum, ama artık kabulleniyorum. Bana tek değer veren, tek umursayan, tek arkadaşım olan sensin." Jeongguk bunları söylerken, Taehyung da ona katılıp ağlamaya başlamıştı. İkisi beraber, en mutlu olmaları gereken günde, balkonun kapıya uzanan merdivenlerinde ağladılar.

Sakinleştiklerinde Jeongguk daha fazla burada durmamaları gerektiğini düşünüp içeri sürükledi Taehyung'u. "Daha fazla moral bozmaya gerek yok, gel beraber eğlenelim. Biz birbirimize yeteriz sonuçta, değil mi?"

"Tabii ki!" Jeongguk'un bu sözleri üzerine gülümsemeye başladı Taehyung. Jeongguk gerçekten pozitif enerji saçan bir çocuktu. Keşke ben de böyle biri olabilsem diye düşündü. Çevresindeki insanlar, özellikle ailesi onun somurtkan, aksi bir insan olduğunu söylerlerdi. Bu yüzünü hiç görmemiş biri vardı, Jeongguk. Onun yanında mutsuz veya somurtkan olmak imkansızdı. Pozitiflik saçan biri olduğundan, çevresindeki her insanı güldürebilecek bir yapıya sahipti.

Parti odasına girdiklerinde Taehyung'un ağzı açık kalmıştı. Sadece Jeongguk ve annesinin yaptığı parti hazırlıkları gerçekten onu büyülemişti. Nasıl olmuştu da sadece iki kişi böyle bir iş çıkarabilmişti? "Vay be!"

Taehyung'un tepkisine karşı Jeongguk küçük bir kahkaha attı. "Kaç saatte yaptınız burayı?" Taehyung'un sorusunun üstüne düşündü, "Sanırım sabah dokuzdan beri uğraşıyoruz. Değmiş mi?"

"Tabii ki değmiş! Çok güzel olmuş ellerinize sağlık." O sırada içeri giren Jeongguk'un annesi teşekkür edip pastayı getirdi. "Mumları getireceğim, beraber fotoğraf çekeriz çocuklar."

Az önce ağladıklarını kimse tahmin edemezdi, şuan birlikte olduklarından çok mutluydular.

Az sonra mumlarla beraber gelen Jeongguk'un annesi, mumları pastaya yerleştirecek ve Jeongguk üflerken fotoğrafını çekecekti.

Bunlar yaşandıktan sonra Taehyung'la birlikte omuz omuza verdikleri bir fotoğraflarını çekti. En sonunda hepsi beraber toplu bir fotoğraf çekindiler.

"Ben sizi yalnız bırakayım, bir şeye ihtiyacınız olursa söylersiniz. Zaten pastayı kestim, tabaklar da burada, yemek isterseniz kendiniz halledersiniz. Olur mu?"

"Tabii olur anne. Sonuçta beş yaşında çocuk değiliz." Annesi sadece kafasını sallayıp odadan çıktı.

Koskoca odada yalnız kalmışlardı. "Ee, ne yapacağız? Benim hiç doğum günü partim olmadı, bilmiyorum Jeongguk..."

"Çok özel bir şey yapmamıza gerek yok ki, seninle olduğu sürece özel ve güzel olur zaten. O yüzden sıkıntı yok. İstersen önce pasta yiyelim sonra düşünürüz ne yapacağımızı."

Taehyung, Jeongguk'un bugün farklı olduğunu hissediyordu. Tabii normalde de ona iltifat ediyordu ama bugün bir farklı gibiydi. Yine de, bu farklılığı sevmişti.

Jeongguk, annesinin koyduğu tabaklardan iki tane aldı, kestikleri pastadan en büyük iki dilimi seçti, ikisini farklı tabaklara koydu ve en büyük dilimi Taehyung'a uzattı.

"Teşekkürler Ggukie." gülümsedi Jeongguk, "Ne demek Taehyungie..."

Bir kaç saat böyle geçti. Beraber pasta yediler, şarkı dinleyerek dans ettiler, en sonunda Jeongguk'un daha konforlu olması açısından iki kişilik alınmış yatağında oyun oynamaya başladılar.

"Hadi kim daha yükseğe zıplayacak yarışması yapalım!" Büyük bir coşkuyla konuşmuştu Jeongguk. Taehyung sadece gülümseyip, zıplamaya başladı.

"Hadi ama hyung! Daha yükseğe zıplayabilirsin!"

Bunu söyledikten sonra kendisi de zıplamaya başlamıştı. Birkaç dakika daha zıpladıktan sonra nefes nefese kalıp durmuşlardı. "Ben kazandım!" Jeongguk, hızlı nefeslerinin arasında bağırmıştı.

"Evet Ggukie, sen kazandın." Yorgunlukla kendini yatağa attı Taehyung. Jeongguk da hemen yanına konumlanmıştı. Yorgunlukları iyice baş göstermişti. Yavaş yavaş gözleri kapanırken Taehyung son bir kez, "İyi ki doğdun Ggukie." demişti.






kucuk mınnacık enıklerımMmMm sızı sevıorum😭💕✨🧿

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

kucuk mınnacık enıklerımMmMm sızı sevıorum😭💕✨🧿

mumlar ve hediyeler.Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin