Taehyung, sıradan bir İngilizce öğretmeni olarak hayatına devam etmektedir. Ancak yıllar sonra aldığı gizemli bir mesaj, geçmişte gömdüğünü sandığı anıları yeniden gün yüzüne çıkarır.
Bazı insanlar unutur.
Bazıları ise asla unutmaz.
Selamm ilk fic Eğer yazım yanlışı olursa bildirin lütfen ve oy verinnn😭🩷 șimdiden teşekkürler
Taehyung
Sabahın ilk ışıkları perdelerin harasından usulca odaya süzülürken gözlerimi açtım. Dışarıda yağmur, gökyüzüne sessiz bir melodi bırakıyordu. Ne öylesine şiddetliydi ne de tamamen dinmişti... Sanki sadece kendini hissettirecek kadar yağıyordu.
İşe gitmek için hazırlanırken üzerime kalın ceketimi geçirdim. Aynanın karşısında birkaç saniye durup saçlarımı düzelttim. Kendime son kez baktım. Yüzümde ne büyük bir mutluluk ne de belirgin bir yorgunluk vardı. Sadece her sabah olduğu gibi, yeni bir güne başlamaya çalışan sıradan bir insandım.
Evden çıkıp otobüs durağına doğru yürümeye başladım. Yağmurun serinliği tenime dokunurken sokaklar alışılmadık bir huzur taşıyordu. Yaklaşık on dakika sonra durağa vardığım anda otobüs de geldi. Şans bugün benden yanaydı galiba.
Boş bir koltuğa oturup telefonumu çıkardım. Saat 07.30'u gösteriyordu. İşe yetişmek için hâlâ vaktim vardı. Camdan dışarı bakarken yağmur damlalarının camın üzerinde bıraktığı ince izleri izledim. Yaklaşık yirmi beş dakika sonra iş yerime vardım. Otobüsten iner inmez yağmur hızını artırdı. Sanki gökyüzü beni sınarcasına daha da hırçınlaşmıştı. Ceketimin yakasını kaldırıp hızlı adımlarla binaya girdim.
Koridordan odama doğru ilerlerken, köşeyi döndüğüm anda biriyle sertçe çarpıştım.
Bir anlığına zaman durmuş gibiydi.
Şaşkınlıkla başımı kaldırıp bir adım geri çekildim.
"Affedersiniz..." dedim, hafif mahcup bir sesle.
Yanından geçip gidecektim ki adamın sesiyle ona döndüm.
"Burada mı çalışıyorsunuz?"dediğinde Başımı hafifçe sallayarak,"Evet..." diye cevap verdim.
Yüzünü ilk kez dikkatlice inceledim. Ama o, benden çok daha uzun süredir bana bakıyormuş gibiydi. Gözleri, sanki yüzümde unuttuğu bir anıyı arıyordu. Bu bakışlar içimde açıklayamadığım hafif bir huzursuzluk bıraktı.
"Bir şeye ihtiyacınız mı var?" diye sordum.
Cevap vermedi.
Sadece gözlerini benden ayırmadan bakmaya devam etti.Sessizlik bazen sözcüklerden daha ağırdı.
Rahatsızlığımı belli etmemeye çalışarak hafifçe gülümsedim.
"Herhangi bir konuda yardıma ihtiyacınız olursa resepsiyondan destek alabilirsiniz."
O an sanki düşüncelerinden sıyrıldı.
"Ben... İngilizce eğitimi almak için gelmiştim." Kısa bir duraksamanın ardından ekledi. "Siz İngilizce öğretmeni olmalısınız, değil mi?"
İstemsizce küçük bir tebessüm ettim.
"Evet, İngilizce öğretmeniyim. Ama yetişkinlere ders vermiyorum. Ben çocuklarla çalışıyorum." Omzumun üzerinden koridorun sonunu işaret ettim. "İsterseniz sizi yetişkinlere ders veren öğretmenimize yönlendirebilirim."
Adam, tek kelime etmeden yüzümü incelemeye devam ediyordu. Bakışları üzerimde birkaç saniye daha oyalandı. Ardından hiçbir şey söylemeden benden uzaklaşıp resepsiyona doğru yürüdü.
Derin bir nefes alıp arkamı döndüm ve odama geçtim.
Çocuklarla çalışmayı seviyordum. Bir ara yetişkinlere de ders vermeyi denemiştim ama kısa süre sonra bundan vazgeçmiştim. Masama oturup kendimi toparladıktan sonra duvardaki saate göz attım. Saat henüz 08.20'ydi. Dokuzda çocuklar gelecekti.
Önümde duran kitapları açıp bugünkü ders planını gözden geçirmeye başladım.
...
Çocuklar gelmişti. Bugün sınıfta toplam on beş kişi vardı. Hepsini sırayla tahtaya kaldırıyor, İngilizce kelimeleri yazmalarını istiyordum.
Sıkıcı ders işlemeyi hiç sevmezdim. Bu yüzden dersleri bazen oyunlarla daha eğlenceli hâle getirirdim.
"Bakın çocuklar," dedim gülümseyerek. "Şimdi tahtaya beş tane resim çizeceğim. Siz de bunların İngilizce karşılıklarını kâğıdınıza yazacaksınız. Sonra tek tek hepinizin kâğıdını kontrol edeceğim. Eğer herkes doğru yazarsa hafta sonu sizi istediğiniz herhangi bir yere götüreceğim. Anlaştık mı?"
Sözüm biter bitmez sınıfı heyecanlı sesler doldurdu.
"Eveeet!"Hepsi aynı anda mutlulukla bağırırken yüzümde istemsiz bir tebessüm oluştu.
...
Ders sona ermişti.
Çocukların hepsi bütün kelimeleri doğru yazmıştı. Onlarla gurur duyuyordum. Daha altı ile dokuz yaş arasındaydılar ama her zaman büyük bir istekle çalışıyorlardı. Yetişkinlerle ders yaptığım zamanlarda ise işler hiçbir zaman böyle gitmezdi.
Sınıfı toparladıktan sonra odadan çıktım ve resepsiyona doğru yürüdüm.
"Odamin anahtarını sana bırakıyorum. Yarın gelmeyeceğim," diyerek anahtarı resepsiyondaki kadına uzattım.
"Görüşürüz."
Bina çıkışından ayrıldım.Yarın pazardı; sonunda kendime ayırabileceğim bir gündü.Hava oldukça soğuktu. Otobüs beklemek istemediğim için telefonumdan bir taksi çağırdım. Birkaç dakika sonra taksi geldi. Kapıyı açıp içeri bindim ve arkamdan sessizce kapattım.
...
Eve vardığımda saat 19.10'u gösteriyordu. Bugün çok yoğun bir gün geçirmediğim için kendimi rahat hissediyordum. Eve girer girmez paltomu çıkarıp askılığa astım. Ardından odama geçip üzerimi değiştirdim. Kısa siyah bir şort ve beyaz bir atlet giydikten sonra banyoya gidip yüzüme soğuk su çarptım.Başımı kaldırıp aynaya baktım.Yoğun bir gün yaşamamış olmama rağmen yüzüm hâlâ yorgun görünüyordu.
Banyodan çıkıp kendimi yatağın üzerine bıraktım. Biraz kitap okumayı düşünüyordum ki telefonuma aniden gelen mesaj sesi düşüncelerimi böldü.
Telefonu elime alıp ekranı açtım.
+010 467**** I'm not surprised you didn't recognize me, Taehyung. (Beni tanımadığına hiç şaşırmadım, Taehyung.) Goruldu — 19.28
اوووه! هذه الصورة لا تتبع إرشادات المحتوى الخاصة بنا. لمتابعة النشر، يرجى إزالتها أو تحميل صورة أخرى.
Jungkook
اوووه! هذه الصورة لا تتبع إرشادات المحتوى الخاصة بنا. لمتابعة النشر، يرجى إزالتها أو تحميل صورة أخرى.
Taehyung
AY UMARIMMM ILERLIYEN BOLUMLERDE BEGENIRSINIZZ 😭😭🩷🩷