"Nereye kayboldu bu çocuk Gren!"
"Karıcım sakin ol. Bulacaklar, şövalyelere söyledim."
"Sebastian, bana bir su getir."
Krallıkta bu kaoslar dönerken Felix yasak ormana girmişti bile. O meraklı bir prensti. Sarıya çalan saçları, zarifliği ile bilinirdi ama bir o kadar da agresifti. Ona bulaşanı affetmez. Oracıkta boğazına oku saplardı.
Atı ile ilerlerken çalılıklardan bir ses duydu. Oku yanındaydı. Tabii, okunu almadığı zaman yoktu da. Okunu sessizce çıkarttı ve sesin geldiği yere doğru doğrulttu.
"Kimsin sen, Çık ortaya!"
Felix seslendiğin de atlı bir şövalye çıktı çalıların içinden.
"Ne işin var burada minik prens?"
"Bizim krallıktan mısın?"
Dedi kafasıyla şövalyeye diklenerek.
"Böyle sorarak cevabı alabileceğini sanmak ayrı komik minik prens ama evet bizim krallıktanım. Beni, kral Gren gönderdi. Ailenin ne kadar endişelendiğini biliyor musun?"
"Bu beni ilgilendirmiyor. Artık büyüdüm."
"Büyümedin minik prens."
"Bana minik prens deme!"
Dedi ve daha çok gerdi yayını.
"Tamam, sakin olun prens ama geri dönmemiz gerek."
"Daha meyve bile toplayamamıştım. Ne acelesi var bunların."
Diye mırıldandı Felix.
Yasak ormandan çıkıp krallığa doğru gitmeye başladı Felix ile adı Hyunjin olan şövalye.
Krallığa geldiğinde Felix'e ceza vermişlerdi. Odasını kendisinin toplamasını gerektiğini söylemişti annesi. Tabi ki de Felix istememişti ama kurallar buydu. Bu arada Hyunjin, Felix'i korumak için görevlendirilmişti. Ama krallık yakında bir savaşa girecekti ve Hyunjin Felix'e göz kulak olamıyordu. Bu yüzden şuanlık onu abisi Changbin gözetliyordu.
Felix odasını istemeyerek de olsa toplamaya başladı. Bir yandan da söyleniyordu. Birden Changbin girdi Felix'in odasına. Felix arkasını dönüp ona uzun uzun baktı. Changbin bu bakışı çok iyi biliyordu.
"Tamam, öyle bakma kapını çalıp girmem gerekirdi."
"Noldu abi yine, niye geldin?"
"Odana gelmem icin bir şey olması mı lazım Felix?"
"Ne bileyim, bir aralar savaş için bugün geliyorlarmış diye korkutuyorsun benim de elimi ayağıma dolaştırıp 'şaka yaptım!' diyorsun!"
Changbin gülmeye başladı.
"Gülme ya!"
Deyip elindeki yastığı fırlattı Felix.
"Atma şu yastıkları her seferinde, Kirleniyor!"
"Ya abi, çık odamdan."
"İyi be iki dakika uğraşmaya gelmiyor
sana da."
"Hem bana şu adını bilmediğim şövalye göz kulak olmayacak mıydı?"
"Onun adı Hyunjin ve çok heveslisin sanırım?"
"Ne hevesi be, çok sinir bozucu."
"Neden sinir bozucu."
"Minik prens deyip duruyor."
"Cidden bunun için mi?"
"AY GİT ARTIK SİNİRLİYİM ZATEN!"
"Ay tamam, yemedik."
Diyerek odadan çıktı Changbin.
Biraz sonra tekrar kapı açıldı.
"Yine ne var abi!"
Arkasını döndüğünde abisi yerine Hyunjin'i gördü Felix.
"Pardon, sen miydin."
Diyerek boğazını temizledi Felix.
"Sorun ne?"
Dedi ardından.
"Kraliçe Eleanor gönderdi."
"Neden?"
"Yanınızda durmam için."
"Yanımda durup ne yapacaksın git kapının dışında dur."
"Kraliçe Eleanor içeride durmamı emretti. Kaçabilirmişsiniz."
"Napacağım, camdan atlayıp köylülere beni tutmalarını mı söyleyeceğim."
"Bana böyle dendi minik prens. Hem sizi yemem merak etmeyin."
"İyi, şu köşede dur."
Hyunjin, Felix'in dediğini yapıp odanın bir köşesine geçti. Ardından miğferini çıkarttı ve yanındaki masaya koydu.
Felix'in gözleri Hyunjin'e kaydı. Neredeyse büyüleniyordu.
"Miğferini geri tak."
"Çok sıcak oldu prensim. Hem neden?"
"Dikkatim dağılıyor."
Dedi ve sesini temizledi.
Felix, Hyunjin'e baktığında sırıttığını gördü.
"Niye sırıtıyorsun. Komik mi?"
"Özür dilerim. Aklıma bir şey geldi de prensim."
Dedi ve daha çok sırıtmaya başladı.
Felix, hızla Hyunjin'in yanına gidip hançerini boğazına doğrulttu.
"Tamam, sakin olun minik prens."
"Sinirimi bozma ve sadece sus."
"Pekâlâ, gülmeyeceğim."
__________________________________
Bence güzel oldu ya😋
Her neyse bu arada bu fici şu şarkılar ile okuyabilirsiniz.
-hatırla sevgili (en çok bunu öneriyorum)
-golden brown slowed
-love story
-filozof
-golden brown ve love story mix
Ben deneyimledim cok gusel oluyo😋
Herneyse sonra goruşuruzz🌷
YOU ARE READING
Prens|Hyunlix
FanfictionYıl 1410... Felix saray kurallarından, sırtına yüklenen o prenslik unvanından ve herkesin ona kırılacak bir cam eşya gibi davranmasından çok sıkılmıştı. Hyunjin ise hayatını sadece görevine, kılıcına ve krallığa adamış, sarayın en genç şövalyesiydi...
