İtalya, Floransa, Taehyung'dan bir mektup.
Sevgili Jeon,
Beni gerçekten tanıyorsan, kelimelerle aramın ne kadar kötü olduğunu bilirsin. Bu mektubu yazmak zorunda hissettim kendimi, yoksa içimde kalacaktı. Fakat affet beni, nasıl başlayacağım hakkında bir gram fikrim yoktu. Sana nasıl hitap edeceğim hakkında, hangi kelimeleri seçeceğim hakkında.
Tahmin ediyorum ki, yaklaşık bir saattir mürekkebin başında oturuyorum ve sana yazacaklarımı düşünüyorum. Bir insanı bu kadar düşündüren ne var sende, yirmi yılımı bunu çözmeye ve anlamaya çalıştım. Yine de gördüğün gibi, buradayız. Senin, benim nerede ne yapıyor, kiminle olduğumdan bir fikrin yokken masanın başında oturup sana bir şeyler yazmaya çalışan benim.
Yetimhaneden gittiğinden, çocukluğumuzdan beri, yüzünü bir kez olsun görmemiştim. Yalnızca yeni ailenin seni nereye götüreceğini öğrenmiş, fakat çocuk halimle elimden bir şey gelmemişti. Ta ki geçen haftaya kadar.
Dostlarım diyebileceğim beyefendiler ile gittiğim o yeraltı barında, havanın ne kadar sıcak olduğunu bile çok net hatırlıyorum, karşımda çok eskiden, eskilerden gelen bir çift göz gördüm. Seni, Jeon. Seni ve bana çocukluğumuzdan beri bana şefkat ile bakan gözlerini. Ah, o gözlerini bir kez olsun aklımdan çıkarabilmiş olsaydım keşke.
Fakat, senin acelen vardı.
Bir yere yetişmeye çalışıyordun, her zaman olduğu gibi. Zamana yetişememiş, ardında kalmıştın. Bir koşuşturma halindeydin seni gördüğümde. Ne bir selam verebildim, ne de yanına gelebildim. Hatırladığım tek şey, kocaman açılan gözlerim ve şaşkınlık ile sana dönen suratımdı.
Duramamıştın.
Seni yeniden görmek, beni yetimhane zamanlarına götürdü. İlk arkadaşlığımıza, ilklere, her şeye, iliklerime kadar. İlk gidişine, ilk yanımda oluşuna.
İtalya, Roma'dan bir ailenin seni aldığını, sabahın bir üzüntüsüyle öğrenirken yapabildiğim tek şey haftalarca ağlamaktı. Yalnızca on dört yaşındaydım, sen ise benden iki yaş büyük, bana orada göz kulak olan dostum, abim, ilk aşkımdın. Çocukluğumdun.
Bu mektubu daha çok içimi döktüğüm bir şey olarak görebilirsin, ilk başlangıcımızı böyle yapmak benim de isteğim değildi. Üzüldüğümde, bundan ne kadar nefret ettiğini biliyorum. Ama beni biliyorsun, kelimelerle konuşurken ne kadar uğraşmak istemesem de yazdığımda durduramıyorum kendimi.
Her neyse, devam ediyorum...
Jeon, bir hafta önce seni gördüğümden beri, çocukken ailenle taşındığın evde olduğunu varsayarak oraya gönderiyorum bu mektubu. Tek dileğim ise sana ulaşması. Eskileri yâd etmemiz, yüzünü yeniden görebilmek. Lütfen, bu dileğimi gerçekleştir.
Çocukken yaptığımız gibi, saat kulesinin karşısındaki büyük ağacın altında buluşalım. Oraya yeni bir kafe açılmış diye duydum, kahveleri de berbatmış. Gel benimle ve ne kadar berbat olduğunu gör.
Umarım bu mektup eline en kısa sürede ulaşır, ve de yeniden görüşebiliriz. İşte o zaman, o zaman Jeon, ne kadar şanslı olduğumuzu, kaderin bizi yeniden bir araya getirdiğini anlayabilirim.
En içten dileklerimle Kim Taehyung.
***
Giriş bölümünü biraz daha kısa tutmak ve Hyung'un hislerini, biraz da olsa geçmişlerini açıklamak için kısa tuttum. Ve bir mektup şeklinde yazmak istedim. Buralarda yeniyim, umarım severek okursunuz.
ESTÁS LEYENDO
Visions of Gideon.
Fanfiction"Sen benim ilk ve son yazımsın." Biz arkadaştık, ama bilirsiniz. Fransızlar şu ifadeye sahiptir, "amitié amoureuse" bir aşk arkadaşlığı. Bir 1997 yazı, seneler sonra yeniden bir araya gelen sanatsever Kim Taehyung ve onun çocukluk aşkı olan Jeon Jun...
