Katabasis : The Hierophant

58 3 0
                                        

{--------------------}

Geleneklerin ördüğü duvarlar sarsıldığında, kutsal sayılan her bağ kendi inancını sorgular. Gerçek, sana öğretilen dogmaların arkasında değil; kendi ellerinle yıktığın o sahte mabetlerin enkazındadır. Unutma; bazen en büyük sadakat, bir yalana isyan etmekle başlar...

{--------------------}

The Cinematic Orchestra- To Build a Home

"There is a house built out of stone...

This is a place where I don't feel alone,

This is a place where I feel at home."


Mahallenin üzerine çöken ikindi güneşi, taş döşeli yolları altın sarısına boyarken, büyük nakliye aracı dar köşe başını gıcırtıyla döndü. Hemen arkasından kendi arabamızla onu takip ediyorduk. Ciğerlerimi buranın yabancı havasıyla doldurarak derin bir nefes aldım ve yanımda oturan güzel sevgilime kaçamak bir bakış attım. Luhan, bulduğumuz bu küçük ama zamana meydan okuyan tatlı kasabaya gözleri parıldayarak bakıyordu.

"Sevgilim baksana, yakınımızda bir park da var," dedi tebessüm ederek, parmağıyla yeşilliklerin arasını işaret ederken. "Sıkıldığımızda buraya gelebiliriz. Hem bak, orada tek başına duran bir salıncak da var; beni sallarsın, olmaz mı?"

"Geliriz tabii. Hatta çok seversen, burada küçük bir çadır bile kurabiliriz." Gözlerini hafifçe devirdi. Böcekleri hiç sevmezdi; dışarıda, doğanın ortasında savunmasız uyuma düşüncesi onun gibi narin bir ruh için tam bir kabus olmalıydı.

"Gıcık Sehun benimle dalga geçmeye bayılıyorsun. Ya örümcek falan gelirse biz uyurken?" Sesindeki tonlama, cevaplamamı istediği bir sorudan ziyade, beni koruyucu rolüme büründürmek için tasarlanmış tatlı bir tehdit mesajıydı sanki. Önümüzdeki nakliye aracı yavaşlayıp bizde ardından durduğumuzda konuşuyorduk bunları. Arabadan inmeden Luhan'a döndüm. O yumuşacık yanaklarını ellerim arasına aldım. Uzun yolculuğumuzda kimi zaman uyuyup kimi zaman ön camdan yüzüne çarpan güneşten dolayı ıslanıp dağılmış sarı saçlarını elimle geriye doğru taradım.

"Seni ben korurum, güzelim" dedim, sesime tüm dünyayı susturacak bir güven katarak.

Bundan emin olduğunu belli edercesine, daha güçlü bir gülümsemeyle avuçlarıma birer öpücük kondurdu. Arkamdaki camı işaret ederek iki katlı, duvarları açık yeşile boyanmış evi gösterdi. Verandasındaki beyaz ahşap çitler ince bir işçilikle örülmüş, çatı katının altın rengi işlemeleri eve 1900'lerden kalma bir havaya katmıştı. Bahçesinde ise zamana yenik düşmüş, muhtemelen evle uyumlu olması için vaktinde yeşile boyanmış ama şimdilerde beyaza yüz tutmuş kırık dökük bir posta kutusu duruyordu.

"Yeni hayatımıza merhaba."

Merhaba dedim kısık sesle. Bundan çok da uzun zaman önce değil yaklaşık sekiz ay önce aktif bir dedektiftim. Annem küçüklüğümden beri sezgilerimin güçlü olduğunu, kimsenin görmediği detayları fark ettiğimi söyler, Küçük Sherlock'um derdi bana. Ben de yeteneğime güvenip bu mesleğe atılmıştım. Öyle alelade işlerle, kocasını takip ettiren kadınlarla ya da miras peşinde koşan hayırsız evlatların davalarıyla uğraşan sıradan bir dedektif değildim. Faili meçhul cinayetleri, kayıp vakalarını inceliyordum. Fakat çocukluk hayalimin peşinden koşarken, trajik bir biçimde öğrenmiştim ki; bu meslekte sadece keskin bir zekaya değil, çelikten bir psikolojiye de sahip olmak gerekiyordu.

Memento Mori: ChanBaekStories to obsess over. Discover now