"Derler ki çocukluk aşkları hiçbir zaman unutulmaz. Kalbin en saklı köşesinde yıllara inat yaşamaya devam eder."
4 Temmuz 2015
Tek bir kelime, anlık bir karar bir insanın tüm hayatını değiştirmeye yeterlidir. Anlık bir heyecanla verilen kararlar sonları usul usul yazar. Kaybedilecek insanları, hayatları kararlaştırırlar.
Kader sinsice örer ağlarını. Acımasızca karar kılar.
O günde kaderin kararını çoktan verdiği bir gündü. Köyde tam bir şenlik havası vardı. Cıvıl cıvıl çocuk sesleri, büyüklerin anlattığı hikâyeler. Kadınların yemek yaparken ettiği sohbetler. Yaz tatilinin mutluluğu, okuldan kurtulan gençlerin sevinci ve bir arada olduğu için şükür duyan aileler.
Mutluluk akan suratlardan ikiside Feraye ve Akif'ti. Feraye, her sene olduğu gibi bu senede okul kapandığı an soluğunu babaannesinin yanında almış, tek başına köye gelmişti. Elinden gelse bu küçük köye yerleşir, İstanbul gibi gürültülü bir şehire hiç gitmezdi.
Feraye için köy hep bahaneydi. Aslında o her yaz Akif için gelirdi. Akif, onun çocukluğuydu. En değerlisiydi. Ailesinin ihmalkârlığının içinde bulduğu en iyi insandı.
Akif ise Feraye dışında bir kız bilmezdi, görmezdi. Varsa yoksa çilli suratlı Ferayesi vardı. Çocukluktan bu yana beraber büyüyen ikili gelecektede beraber olmayı düşler, birlikta hayaller kurarlardı. Her tatil bir söz verilir, hayallerinin içine birbirlerini eklerlerdi. Masumiyetleri hiçkimsede yoktu. Kalplerindeki masumiyetleri yüzlerine yansırdı.
"Birgün okul okumak için İstanbul'a geleceğim."
Sahil kenarında oturmuş, denizi izlerken yine hayallere dalmışlardı. Kalplerindeki saflık, toyluk; fikirlerine, düşlerine yansıyor henüz hayatın acılarını hissetmiyor tanımıyorlardı.
Onlar için dünya toz pembeydi. Hayalleri hep önemliydi ve o hayaller elbet gerçekleştirdi. Gerçeklik ve hayallerin zıtlığına esir olmaktan kaçarlarken gerçekliğe esir olacaklardı.
"Ne güzel olur, beraber okula gideriz."
Akif, yıllardır Feraye'ye olan aşkını gizliyordu. En yakın arkadaşı olan Feraye'ye senelerdir aşıktı. Akif'in aşkı hiç kimsede yoktu. Saf sever, Feraye'nin dikkat etmediği her şeye dikkat eder, onunla ilgili her şeyle ilgilenirdi fakat dili söylemeye varmıyordu. Aşkını itiraf edemiyordu. Halbuki utangaç bir çocuk değildi sadece korkuyordu. Üzülmekten, canının yanmasından ve Feraye'yi kaybetmekten ölesiye korkuyordu.
Onun için Feraye çok farklıydı fakat üzücüydü. Akif'in annesi Zuhal oğlunun hislerini anlıyor, fark ediyordu fakat her ne kadar Feraye'yi çok sevsede oğlunu üzeceğinden emindi. Ne de olsa anneler hissederdi...
Bu yüzden Akif korkuyordu. "Annem haklı çıkarsa, ne yapacağım?" Diye sorgulayıp duruyor, adım atamıyordu. Sadece onu fark etmeden izliyordu. Gülümsediğinde yanağının kenarındaki küçük çukuru seviyordu. Gözlerinin kenarındaki kırışıklıkları seviyordu. Çocukluklarında Feraye'nin yaralı dizleri ve ellerini severdi büyüdüklerinde ise Feraye'nin açtığı kalp yaralarını sevmeye devam etti.
"Çocuklar hadi yemek hazır!"
Akif'in annesi Zuhal'in seslenmesi ile oturdukları yerden kalktılar. Feraye, Akif'in koluna girdi, başını omzuna yasladı ve yürümeye başladılar. Akif uzun bir soluk aldı, iç geçirdi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kuğuların Kalbi
Teen Fiction"Derler ki çocukluk aşkı asla unutulmaz. Kalbin en saklı köşesinde, yıllara inat yaşamaya devam eder." Masum küçük kız... Hiç düşündün mü? Hayatını mahvettiğin biri var mı diye? Hiç aklına gelmedi mi? Hiç vicdanın sızlamadı mı? Söylesene... Sen on y...
