1. Bölüm

6 1 0
                                        

Ayaklarıma bakarak yürüyordum. Kulağımda kulaklık, Kahraman Deniz - Böyle Sever, sırtımda çanta. Ellerim cebimde, başım öne eğik. Üstümdeki mont ve atkı daralttığı için durdum, boynumu kaldırıp biraz nefes aldım. Tabi Çankırı burası; soğuktan sümüğünüz bile donar. Yüzümün göz altlarıma kadar olan kısmını Çankırı ayazı sayesinde geri hemen içeri soktum. Yürümeye devam ettim.

Göz aşinalığından kaynaklı yurda yaklaştığımı anladım, kafamı kaldırıp etrafa baktım. Evet yaklaşmıştım ama çıkmam gereken hayvan gibi bir yokuş vardı. Sağ tarafımda kalan camiden başlayarak etrafımı süzdüm.

İki sokak lambasının arasında, karanlık ve yağmurdan dolayı çok göremesem de, 2-3 adam vardı. Bir adamı aralarında itip kakıyorlardı. Biraz bekleyip izledim. Ardından biri, yanındaki adamların varlığından destek almış olacak ki, adamı sol kolundan bıçakladı. Bıçaklanan adam yere, dizlerinin üstüne çöktü. Adamın suratına vurmaya devam ettiler.

Ben sadece öyle izledim, dona kaldım. Sonra bir şey oldu içimde, adamlara doğru koştum. Belki deli cesareti dersiniz. Belki yardım etme içgüdüsü. Ben de emin değilim. Sadece koştum. 2-3 adamla nasıl baş edeceğimi bilmeden koştum.

Ben karşıya geçerken polis sireni duyuldu. İki kişinin yukarı doğru kaçtığını gördüm. Hemen dizleri üstüne yere çökmüş adamın yanına gittim. Onun gibi dizlerimin üstüne oturdum. Sağ eli ile sol kolundaki yarayı tutuyordu, ağzı yüzü kan içindeydi.

İrkildim, ilk defa başıma gelen bir şeydi bu. Refleksle önce kulaklığımla atkımı boynuma indirdim. Çantamı yere koyup içini telaşla açtım. Peçete, bez, adamın koluna bağlayabileceğim herhangi bir şey aradım, yoktu. Adam da durumu anlamış gibi boğazından gelen hırıltılı ve kısık sesle "Gerek yok, kalkmama yardım et yeter." dedi. "Emin misin? İyi değilsin" dedim. "Evet, gayet eminim" dedi. İknâ olmuştum nedense. Gözlerine baktım. Gece ne kadar karanlıksa gözleri de o kadar yeşildi ve gözleriyle resmen gitmek için yalvarıyordu.

Adam yerdeyken ayağa kalktım. Önce çantamı taktım. Sonra adamın sağına geçip sol elimi adamın sağ kolunun altından geçirdim ve kendi sağ elimle kavradım. Adamı ayağa kaldırdım, yürüyebileceğinden emin değildim ama o hayatın ona yüklediği bütün yükleri kaldırırcasına adım atıyordu. "Arabam biraz aşağıda, şu ilerde." dedi. Sağ elinin işaret parmağıyla yönü gösterdi, arabayı gördüm. Kafamı aşağı yukarı salladım. Koskoca adam yanımda acıdan inliyordu.

"Bak böyle olmaz gel hastaneye gidelim." dedim. Yolun tam ortasında yürümeyi bıraktı, bana baktı. Gözlerimin tam içine bakıyordu. Korku ve merakla sordum, "Ne oldu?"

Duyduğum cevap hem komik hem de biraz kalp kırıcıydı. "Salak mısın anlamaya çalışıyorum." Koluna girdiğim adamı gösterdiği yöne hafifçe yürümesi gerektiği anlamında iterken "Salak olup olmadığından şüphelenmen gereken kişi ben değilim." dedim. "Ben gayette senden şüpheleniyorum, koca bir mafya babasını hastaneye götürmeyi planlıyorsun." Küçümseyerek güldüm. "Çankırı'da mafya babacılığı mı oynuyor muşsun sen?" sanki bir bebekle konuşuyormuş gibi ses çıkarttım.

"Çankırı'da olduğunu kim söyledi?" dedi sorguya çeker gibi patlamış kaşının tekini kaldırarak. "Nerdeymiş?" dedim, ben de onun gibi kaşımı kaldırdım. "Çok konuşma da başladığın iyiliği bitir." dedi. "Eyvallah" dedim ve arabanın yanına gidene kadar sesimi çıkartmadım.

Adamı kaldırdığım yerden yaklaşık 30 metre sonra arabasına vardık, simsiyah bir arabaydı. "Cebimden anahtarı al" dedi. Kolundan çıktım ve pantolonunun cebini kontrol ettim. Yüzüne aval aval bakarak "Burda yok" dedim. "Yemin ederim bu kadar ağrım olmasaydı kendimi yere atıcak kadar gülerdim sana." Başta anlamadım tabi, "Nedenmiş?" dedim. Bana bakarak "Ceketimin cebinde de ondan" dedi. Sağ cebini kontrol ettim yoktu. "Solda solda" dedi. Sol cebine baktım. Anahtarı elime aldım hangisinin açma tuşu olduğuna bakıyordum.

"Yere yatıp gülme konusunda ciddiydim, en üstteki" dedi. Göz devirdim. Tuşa bastım. Tüm ışıklar bir saniye bile sürmeden yanıp hemen söndü. Kapıyı açtım. Adamı şoför koltuğuna oturttuktan sonra anahtarı verdim ve geri çekildim, "Teşekkür ederim." dedi ve sadece gaza basıp gitti. İçimden "Hödük" diye geçirdim. Arkasından bakarken plakayı yarım yamalak gördüm, 31 MRC. Hiçbir şey anlamamıştım, kulaklığımı ve atkımı tekrar taktım.

Siren sesleri bir kez daha yankılandı. Caminin altını bulmak bu kadar mı zordu? Bende biraz önce bıçaklanan bir adamı arabasına götürüp kaçmasına yardım etmemişim gibi yokuşu tekrar çıktım. Çıkarken polisler arabalarını tam da olayın olduğu yere çektiler. Adımlarımı yavaşlattım. Ben caminin altına tekrar gelene kadar polisler çoktan bir adamla konuşuyorlardı. İçimdeki Irmak "Olay yüzünden mi acaba?" dedi "Ama kim haber vermiş olabilir ki?". Adamın yüzünü düşündükçe diken diken olan tüylerimle bu düşünceyi kafamdan silip yoluma devam ettim.

Polisin yanından geçerken birinin bana koştuğunu hissettim, arkamı döndüm. Karşımda kulaklığımı indirmemi işaret eden, sanki karşısında mal varmış gibi, bir adam vardı. "Hanımefendi, burada birilerini gördünüz mü?" dedi, o cılız bedeninden nasıl çıktığını bilmediğim kalın bir sesle. "Hayır." dedim sorgular gibi kaşlarımı çatıp. "Tamamdır, teşekkür ederiz." dedi ve gitti. Uzatmaması işime gelmişti açıkcası, kulaklığımı takıp yürümeye devam ettim. Yokuşu da çıktıktan sonra yurdu gördüm.

Otobüs yeni gelmişti ve her yer kız kaynıyordu. Yurda girmek için parmak basmamız gerekiyordu ve sıraya girdim. Olayı düşünmeye başladım. O adamlar kimdi, o adam kimdi, neden tartakladılar, neden bıçakladılar, adamların polisten kaçtığı aşikardı ama yaralı adam niye kaçtı? Tabi ben bunları düşünürken sıra bana çoktan gelmişti. Parmağımı basıp içeri girdim.

Yemek saati çoktan bitmişti ki zaten bu olaydan sonra bir şey yiyebileceğimi düşünmüyordum.

Doğruca kaldığım bloğa gittim, asansörün önü baya kalabalıktı. Düşünceler tekrar geldi. Adam niye yardım istememişti, o da mı polisten kaçıyordu, acaba çok kanaması var mıydı? Asansöre bindim, 6. kata bastım. Odama yürüdüm, dolabımı açtım, üstümü değiştirdim, yatağıma uzandım.

Kendimi susturmakta gerçekten zorluk çekiyordum. O adamların orada bu saatte ne işi vardı, ulu orta yerde kimse mi o adamları fark etmemişti, adamların sesini kimse duymamış mıydı? Beynim son kozu olarak; bana bir şey olursa? sorusunu seçmişti. Gece saat 02.00 olmuştu, odadaki herkes uyumuştu. Tabi ben ve düşüncelerim hariç. Son bir kez gözünü yumdum. O kadar merak, korku ve endişe doluydum ki yarının cumartesi olması bile beni heyecanlandırmıyordu.

Gecenin Tanığı Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin