1.Bölüm

1.2K 99 30
                                        

🤍 Bu benim taslakta kalmayan ve yayımladîğım ilk hikayem öncekileri silmiştim ama yeni bir başlangıç olarak tekrar başlıyorum...

Bu bir hyunlix kitabı eğer başka shipleri savunucaklar varsa lütfen yapmayın zaten bunun gerçeklikle bir alakası ve ilgisi yoktur.Sadece bir uyarlamadır.

O zamann bu ilk bölümümüzz !!!

---

Dışarıda gri bir gökyüzü, Seul’ün üzerine ağır bir yorgan gibi serilmişti. Hastanenin kayıt kabul masasındaki floresan lambaların cızırtısı, Felix’in zihnindeki zonklamayla ritim tutuyordu.

Felix, 1.70’lik narin gövdesini plastik sandalyesine iyice sığdırmaya çalışarak titreyen parmaklarıyla klavyeye dokundu.

Bu ay, hayatındaki tüm ışıklar birer birer sönmüştü. Ailesini yıllar önce feci bir trafik kazasında kaybetmişti; onlardan kalan miras, bugüne kadar hem kendi eğitimini hem de babaannesinin ağır hastane masraflarını karşılamasına yetmişti.

Ancak bu sabah banka hesabına baktığında gördüğü "0.00" rakamı, kalbine inen bir balyoz gibiydi. Miras bitmişti. Ve şimdi tek dayanağı, bu ruh emici hastanedeki asgari ücretli işiydi.

"Sıradaki!" dedi Felix, sesi çatallanarak. Gözlerindeki yorgunluk, yüzündeki o narin çilleri bile solgun gösteriyordu.

O sırada hastanenin döner kapısından iki kadın girdi. Biri, her halinden asalet akan, üzerinde vizon rengi bir palto olan Bayan Hwang; diğeri ise onun telaşlı arkadaşıydı. Bayan Hwang, kayıt masasına doğru ilerlerken çantasından bir paket kuruyemiş çıkardı, belki de açlıktan düşen şekerini dengelemeye çalışıyordu.

Ancak tam masaya yaklaştıkları sırada, kadın ani bir öksürük kriziyle sarsıldı. Elindeki paket yere saçıldı. Bayan Hwang ellerini boğazına götürdü, gözleri dehşetle büyüdü. Nefes alamıyordu. Kuruyemiş parçası nefes borusuna bir tıpa gibi oturmuştu.

"Yardım edin! Boğuluyor!" diye feryat etti arkadaşı.
Felix, masanın arkasında donup kalmadı. İçindeki o saf merhamet duygusu, kurallardan ve korkularından çok daha güçlüydü. Masanın üzerinden bir hamlede atladı. Ayakları yere değer değmez kadının arkasına geçti.

"Bana izin verin!" dedi Felix. Sesi ilk kez bu kadar gür çıkıyordu.

Kollarını kadının gövdesine doladı. Kadın morarmaya başlamıştı. Felix, tüm gücünü o minyon bedeninde topladı ve kararlı bir hamleyle baskı uyguladı. Bir, iki... Üçüncü hamlede kadının boğazındaki engel büyük bir gürültüyle dışarı fırladı. Bayan Hwang hıçkırarak yere çökerken, ciğerlerine giren hava odadaki herkesin duyabileceği kadar keskindi.

Felix nefes nefese kadının yanına diz çöktü. "İyisiniz... Lütfen sakin olun."

Tam o sırada, kayıt sırasındaki huysuz bir adam masaya vurmaya başladı. "Hey! İşini bıraktın, burada gösteri yapıyorsun! Kaydımı bitir çabuk!"
Gürültüye koşan Hastane Müdürü Bay Park, yerdeki saçılmış kuruyemişleri ve ağlayan kadını görünce yüzü öfkeden kıpkırmızı kesildi.

"Felix! Yine mi bir kargaşanın içindesin? Senin görevin veri girişi yapmak, burada doktorculuk oynamak değil!"

"Efendim... Hanımefendi nefes alamıyordu, müdahale etmeseydim ölebilirdi..."

"Yeter! Hastanenin protokollerini çiçeğe çevirdin. Zaten performansın düşüktü. Git önlüğünü bırak ve muhasebeye uğra. Kovuldun!"

Felix’in kulakları uğuldamaya başladı. "Müdür Bey, lütfen..." dedi, sesi titriyordu. Müdürün arkasından koştu, koridorda ona yetişmeye çalışırken neredeyse dizlerinin üzerine çökecekti.

"Lütfen yapmayın. Babaannem yukarıdaki serviste yatıyor. Masrafları ödeyemem. Kalacak yerim yok, ailem yok... Yalvarırım, ne isterseniz yaparım ama işimi elimden almayın."

Müdür Park arkasına bile bakmadan odasının kapısını sertçe kapattı. Felix, o kapının önünde öylece kaldı. Koridorun ortasında, yüzlerce insanın içinde yapayalnızdı. Gözyaşları, yanaklarındaki çillerin arasından süzülüp yerdeki parlak mermerlere damlıyordu.

Şehrin Diğer Ucunda:

Hwang Holding

Hwang Holding’in 50. katındaki ofiste, zamanın bile durduğu bir sessizlik hakimdi. 1.90 boyundaki Hwang Hyunjin, geniş pencereden aşağıdaki karınca gibi görünen şehre bakıyordu. Siyah saçları mükemmel bir şekilde taranmış, çekik gözleri bir avcınınki kadar keskin ve odaklanmıştı. O, duygulara yer olmayan bir dünyanın hükümdarıydı. Tek bir ideali vardı: İmparatorluğunu büyütmek.

Masasının üzerindeki telefonun acı acı çalmasıyla düşünceleri dağıldı. Ekranda annesinin arkadaşının ismini gördüğünde kaşları çatıldı. Bu saatte aranmazdı.
Telefonu açtı. Sesi her zamanki gibi net ve soğuktu. "Efendim?"

"Hyunjin... Hastanedeyiz. Annen... Az kalsın onu kaybediyorduk."

Hyunjin’in elindeki kalem, parmaklarının arasında çıtırtıyla kırıldı. O sarsılmaz maskesi ilk kez çatladı. Gözlerindeki o sakin ifade, yerini karanlık bir fırtınaya bıraktı.

"Hangi hastane?" dedi sadece. Sesi, yaklaşan bir felaketin habercisi gibiydi.

Telefonu kapattığında ceketini koltuğundan kaptı. Odadan çıkarken sekreterine tek bir emir verdi:

"Arabayı hazırlayın. Ve o hastanedeki herkesin, anneme ne olduğunu açıklamak için hazır olmasını sağlayın. Özellikle de... ona yardım eden kişinin."


...


                     Sarı Fefii bu ficteki görünümüü

Ups! Gambar ini tidak mengikuti Pedoman Konten kami. Untuk melanjutkan publikasi, hapuslah gambar ini atau unggah gambar lain.

                     Sarı Fefii bu ficteki görünümüü

                            Black Hyunjinn de böylee

Ups! Gambar ini tidak mengikuti Pedoman Konten kami. Untuk melanjutkan publikasi, hapuslah gambar ini atau unggah gambar lain.

                            Black Hyunjinn de böylee

Umarım beğenirsiniz en yakın zamanda yeni bölüm gelicekk...ve lütfen okursanız yorum atıp oy vermeyi unutmayınn...💫💫💫

WINTER SUN (Hyunlix)Cerita yang bikin terobses. Temukan sekarang