Son ses: Tik Tak

21 4 1
                                        

Adalet sahiden bu mu?

Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.

Adalet sahiden bu mu?


Tik, Tak

Tik, tak.
Tik, tak.

Saatin rahatsız edici ritmi, boş toplantı odasının duvarlarına çarpıp yankılanıyordu. Sina’nın dolu zihnini, yarım saat sonra gerçekleşecek toplantının ağırlığı daha da yoruyordu. Her zamanki gibi herkesten önce gelmek zorundaydı. Düzen’in her şeyin kusursuz işlemesi, onun her adımının tıkırında olmasıyla mümkündü.

Düzen.

Sina’nın kimseye anlatamadığı, hatta kendine bile tam tanımlayamadığı o varlık. Eğer bir insan olsaydı, belki de âşk yaşamak isteyeceği bir varlık olurdu.Sinaya göre Düzen ancak böyle açıklanabilirdi çünkü.

Adnan Bey her zaman derdi: “Her yerde düzen yoktur ama düzen her şeydir.”
Sina, bu sözü tam olarak anlayamasa da kendi felsefesi hâline getirmeye ant içmişti. Çünkü anlamasak da bazen bir şeye inanmak gerekirdi.

Tik, tak.
Tik, tak.

Toplantı odası küçük ve sıradandı. Bu bilinçli bir tercihti. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir toplantı odası gibi algılanmalıydı…

Ama masanın üzerinde konuşulan tek şey ölümdü. Kahverengi deri sandalyeler, ahşap masayla sessiz bir uyum içindeydi. Duvarlar siyaha boyanmıştı; karanlık, yüzlerin projektör ışığında net görünmesini sağlıyordu, aynı zamanda odadaki vahşeti daha çok görünür kılıyordu. Her adım, her nefes biraz daha ağırlaştırıyordu zamanı. Sina bu odanın içindeyken sadece zamanın hızlı akmasını dilerdi ama bu lanetli oda sanki Sinayı düşman belirlemişti ki zaman akmayı bırak olduğu yerde sayıp duruyor gibiydi.

Sina’nın girmekten en nefret ettiği yerdi burası. Çünkü konu hep aynı yere varırdı: ölüm. Kime olduğu önemli değildi ölüm konuşuluyorsa rahatsızlık zaten kaçınılmazdı.
Gergin bekleyiş, kapının ritmik zil sesiyle son buldu. Sina irkilerek ayağa kalktı.
“Hoş geldiniz, Savcı Zeynep Hanım.”

Savcı, elindeki dosyalardan başını kaldırmadan içeri girdi. Sert adımlarla kendi köşesine geçti, dudakları kımıldıyor, kelimeler neredeyse fısıltı hâlinde havaya karışıyordu. Yine ezber yapıyor, diye düşündü Sina.

Zeynep, hiçbir zaman hazırlıksız konuşmazdı. Önünde bir kâğıt varsa, o kâğıt beyninde yer edine kadar defalarca hatmedilirdi.
Sina, omuzları çökmüş hâlde duvar kenarındaki yerine geçti. Onun bir sandalyesi yoktu. Toplantı boyunca Adnan Bey’in yanında, ayakta beklerdi. Ancak odada biri yokken, sadece o zaman oturma şerefine erişebilirdi.

Tik, tak.
Tik, tak.

Dakikalar ağır ağır geçiyordu. Savcı’nın kendi kendine mırıldanan sesi azaldı, sonra tamamen kesildi. Ezber bitmişti. Kadın elindeki kâğıtları sessizce katladı, sonra bir bir yırtmaya başladı. Ne kadar bilgi varsa hepsini kendi zihnine kazır, ardından kâğıdı yok ederdi. Geride asla iz bırakmazdı.
Yırtılmış parçaları Sina’ya uzattı. “Yak,” dedi yalnızca.
Sina, kağıtları elinde buruşturdu, çantasına fırlattı. Tam yerine dönecekti ki odanın içi yenidenzil sesiyle doldu. Dışarıdan kolu olmayan, yalnızca içeriden açılabilen, kurşun geçirmez ağır kapı…
Sina kolu çevirdi ve kapıyı açtı.

Düzen Stories to obsess over. Discover now