0. Uyan

130 22 49
                                        



now playing : atlantis by seafret.

     "siyah kadar yalnız, mavi kadar sonsuz."
                                         cahit zarifoğlu.

Atlantis... Ejderhaların nefesinden doğup, Tanrı Atlas'ın sularıyla koruduğu o ihtişamlı şehir. Kayıp cennet dediler, altın şehir dediler. Oysa gerçekte, ihtişamın gölgesine saklanmış bir kibirden ibaretti.

Ben gördüm. Poseidon'un oğullarını, onların soylarının yükselişini, tanrıçaların hediyelerini. Sekiz soyun sekiz köşeli yıldız gibi parladığını... ve zamanla yalnızca beş kutsal soya indirgenip çürüdüğünü.

Labradorit soyunu hatırlıyor musunuz? Elbette hayır. Onlar gölgenin çocuklarıydı. Atlantisliler ve Tanrıların arasında çıkan savaşta, tanrıça Nyx'in dokunuşuyla illüzyonun gücüne sahip olmuşlardı. Siz Atlantisliler'in, Zeus'a karşı zafer kazanmanızı sağlayan da işte onlardı. Ama işinize yaramayı bırakınca onları dışladınız, susturdunuz, tarihin tozlu sayfalarına gömdünüz. Siz insanlar işinize gelmeyeni görmezden gelmekte ustasınız.

Ama siz, yeni nesil ejderha binicisi çocuklara, çok da dostça olmayan bir bilge tavsiyesi, dikkat edin. Görmezden geldikleriniz, bir gün yeniden karşınıza çıkmak üzere gölgede kendi kendini büyütüyor olabilir.

Kraliçeleriniz... Kristal Kalp'in önünde ellerini titreterek kaderlerini arayan kadınlar. Atlantisli atalarınız buna 'kutsal seçim' dedi. Ben ise, her seferinde yalnızca ihtiraslarınızın ve korkularınızın maskesini gördüm.

Ama bir tanesi vardı... Son kraliçeniz. Maran. O, kaderinden kaçmaktansa Atlantis'in serin sularını kalbine mühürlemeye gönüllüydü, onunla batmaya da. Ve onunla birlikte sizin çok sevdiğiniz o 'huzur' da sulara gömüldü.

Şimdi ise Maran'ın yeniden uyandığını söylemek bile varoluşun başından beri tuttuğum nefesimi yavaşça bırakıyormuşum gibi hissettiriyor. Kraliçe ise uzun bir uykudan, içinden çıkamadığı bir rüyadan uyanıyor. Bu defa siz Atlantisliler için mi döndü, yoksa kendi kaderini yeniden yazmak için mi? Tüm bu soruların cevaplarını idrak edebilmeniz için tanık olmanız gerekiyor, o yüzden bu yaşlı bilgeye kulak verin, ya da görmezden gelin.

Ben tüm bunları nereden mi biliyorum? İşte o da, bu hikaye boyunca sizinle paylaşmayacağım, paylaşmamaktan hiç de rahatsızlık duymayacağım tek bilgi olacak.

Ve fazlasıyla iyi niyetli bir anlatıcı olduğum için hikayeyi daha iyi anlayabilmeniz adına farklı karakterlere bürüneceğim. Evet sizin için... Atlantisli biniciler, sizce ilk kimin hikayesiyle başlasak...

Son Kraliçe dediğinizi duyar gibiyim. Aferin binici, iyi seçim.


Birkaç gecedir uyuyamıyordum. Sanki gözlerimi kapatsam, bir şey beni içine çekecekmiş gibi hissediyordum. Sebebi dolunay mıydı, yoksa gözlerimi dinlendirmek için kapattığımda göz kapaklarımın ardında beliren yüzler miydi? Belki ikisi de. Bilmediğim suretlerin suyun altında çırpınışını dolunay zamanlarında daha sık görüyordum. Tabii Güneş'in suyun üzerindeki tatlı yansıması bile bu anıyı daha çekilebilir hale getirmiyordu. Anı diyorum zihnimde ara sıra beliren bu görüntüye, başka ne diyeceğimi bilemeyeceğim kadar sık görüp gerçekliğim haline getirmiştim belki de.

Bilmiyorum. Bildiğim bir şey varsa uyuduğum sıralarda daha da rahatsız olacağımdı. Delirdiğimi bile düşünüyordum artık, ardı ardına takip eden rüyalar, uyumasam bile peşimi bırakmayan anılar. Ah şu dolunay. Seni suçlamaktan başka yapabileceğim bir şey yoktu ki.

Uyan MaranStories to obsess over. Discover now