"Ve seni hiç dokunamadan, kokunu solumadan, tenini hissedemeden yalnızca bildiğimle seveceğim seni."
---
Herkesin hayatında bir dönüm noktası vardır.
Kimilerinin bu dönüm noktası iyiye gitse, kimininde kötü sonlara veya başlangıçlara sebep olur.
Ve ben, bu başlangıçlardan biriydim.
İyiye gidemem, ancak kötü bir son olmasını da beklemedim. Bekledim, ama sonu veya başlangıcın bitişini değil;
Onu bekliyordum.
Bana iyi geleni, içime attığım bir buluşu. Evet, gerçek buluştan bahsediyorum.
Bir lise öğrencisine göre hayatın yükünü omuzlarımda fazla taşıyordum. Bu sorumlulukları alacak birine uymuyordum, ancak almıştım. Bu yüklerin hepsini omuzlarımda taşıyordum. Bazen öyle ağır geliyordu ki, taşımakta zorlanıp sendelesem bile, taşıyacak olmanın baskısı ve zorakiliği beni hep taşımaya itiyordu.
Ve şimdi ise başımı sert tahta masadan kaldırıp, profesörün dediklerini dinlemeye başladım istemeye istemeye. Aklımda tek bir şey vardı, onunda her zaman bir problem bile olsa çözebileceğim bir problem olduğunu düşünüyordum, var sayım.
Aklımdaki şeyler yüzünden konuyu dinleyemezken, zilin sesi kulaklarımı doldurduğunda hafifçe bir iç çekerek sınıftan herkesin çıkışını izledim, iki öğrenci kalana kadar.
İkiside yanıma doğru geldiklerinde onlara baktım. Yüzlerine bakarken, sarışın olan yanıma, diğeri ise karşıma oturmuş ikiside bana bakıyordu.
Boğazımı temizleyerek onlara baktım tekrardan, ardından bakışlarım masaya indi ve mırıldandım.
"Ne oldu, neden yanıma geldiniz." diye sorarken kötü iyi her gün yanımda olan arkadaşlarıma şuan fazlasıyla sinirli ve kırgındım. Duygularımı öne çıkararak, sert bir tonda konuştum. Eğer yumuşarsam, hatalarını asla anlamazlardı.
Sarışın olan dudağını büzerken yüzünde gördüğüm üzüntüyle, karşımda ki çocuk ise ellerini, ellerimin üzerine koyduğunda gözlerim ellerine, ardından yüzüne kaydı. Ellerimi geri çekmeye çalışırken, ellerimi daha sıkı tutup hemen konuşmaya başladı.
"Ah hadi ama.. minho, çocuk değiliz ya. Alt tarafı hoşlandığın çocukla konuştuk ne olacak ki."
Dedikleriyle birlikte daha fazla öfke hissederken, ona baktım sinirli bir şekilde. Ardından ellerimi sert bir şekilde ellerinin arasından kurtarıp mırıldandım.
"Size onunla asla konuşmayın dedim, niye dediğim halde gidip konuşmaya çalıştınız çocukla, biliyorsunuz ondan ne kadar hem hazetmeyip, hem hoşlandığımı. Yaptığınıza aşırı derece de sinirliyim jisung, sonra konuşalım."
Sözlerimi bitirdikten sonra ikisininde beni tutup, konuşmasına izin vermeden ayaklanıp hemen sınıfı terk ettim. Adımlarım lavaboya yönelirken, koridorun orada tanıdık simayı görmemle durdum.
Kaşık çatlarım onu görmemle daha da çatılırken, elim çoktan yumruk olmuştu. Tırnaklarımı derime bastırırken, onun bakışları benim üzerime dönmesiyle bende onun gözlerine baktım.
YOU ARE READING
We Are Over , Hyunho
Fanfiction"Ve seni hiç dokunamadan, kokunu solumadan, tenini hissedemeden yalnızca bildiğimle seveceğim seni." - oneshot, hyunho
