Üç yıl önce eşini ve çocuklarını kaybeden Korkut, verdiği kayıpların ardından aklını da kaybeder. Deli bir adamın dünyasına üç yıl sonra bir güneş doğarsa ne olur? Öldü sandığı bebeğine kavuşan Korkut, ona iyi bir baba olabilir mi?
🦋
"Peki, bir de...
Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.
🦋
Zihin öldüğünde geriye ne kalırdı?
Akıl eksikliğine delilik denilirken, kalbi eksik olanlara ne denilmesi gerekirdi?
Delilerden korkulur, zarar verir diye endişe edilirdi fakat asıl endişe edilmesi gereken aklı eksikliği değil, kalpsizlikti.
Korkut, kalbinin anahtarını elinde tutan kadını kaybettiğinde yalnızca kalbini değil aklını da toprağın dibine gömmüştü.
Kalp, acıyı kaldıramadığından akıl devreye girmişti fakat akıl kalp kadar güçlü olmadığından bunu kaldıramamıştı.
Deli olduğunu öğrendiğinde garipsemişti Korkut. Sevdiğini kaybetmeye karşılık gelen kelime, delilik miydi yani?
O, bu duruma daha farklı anlam vermişti. Bazen eksik, bazense kimsesizlik demişti. Böyle bilirdi kendisini.
Aynaya baktığında eksik oluşu gözüne çarpar, gözlerindeki boşluğun sebebini çok iyi bilirdi. Kalbindeki boşluk gözlerine kadar taşmıştı çünkü.
Korkut, kalbinin derinliklerinde sakladığı çığlıklarını hiç kimseye duyuramazken, insanların yalnızca aklını kaybettiğini düşünmesine anlam veremiyordu. Diğer kayıplardan kimsenin haberi yoktu.
Deli derlerdi ona, deli Korkut.
Gözlerinde büyük bir hiçlik varken, attığı adımlar da sessizdi. Hastaydı, zihni yorgun bir adamdı.
Bahçeye çıktığında çıplak ayakları çimlerle buluşmuş, güneşli havaya rağmen soğuk bir esintiyle üşüdüğünü hissetmişti. Güneşli hava canını sıktığında yüzünü buruşturdu. Hiç sevmese de nefes alması lazımdı.
Etraftaki korumalara kısa bir bakış attığında gülümsüyordu. Bilinçsiz bir gülümsemeydi bu, hissizdi.
Elleri cebinde dilinde bir şarkı mırıldanırken "Korkut Bey?" diyen kişiye döndü hızla. Anlık sesten rahatsız olduğunda çatık kaşlarıyla kendisine doğru gelen korumaya baktı. Parmağını dudağına bastırıp "Sessiz," dedi fısıltıyla. "Başım ağrıyor."
Parmağını indirip bu kez gülümsedi. Karşısındaki korumanın mahcup olduğunu görünce üzülmüştü. "Sorun yok, sorun yok." dedi panikle ellerini kaldırıp iki yana sallayarak. "Kızmadım, sorun yok." Sesi yumuşak, Yüzündeki gülümseme ise bir çocukla konuşuyormuş gibi dikkatliydi.
Kendisine gülümseyen korumaya bakıyordu dikkatle. "Evet," diyen adamla gözlerini kıstı. "Sorun yok, Korkut Bey."
Başını salladı memnuniyetle Korkut. Sorun yoktu, rahatlamıştı. E peki neden gelmişti?