First episode; Oppression

301 12 43
                                        

Baskı. Baskı nedir? Baskı bir kimseyi bir işi yapmaya zorlamak, zor kullanmaktır. Ama bana göre baskı ailemdir. Şahsen pek aile denir mi? İşte orası şüpheli.

Annem tüm gün bana bağırıp duruyordu sadece. Stres topu ilan etmiş olmalıydı beni. Abim ise her zaman başarısı ile onu örnek almamı söyleyerek ezer. Annem de bunu hep dert edinir. "Şu çocuk çalışıyor da sen niye çalışmıyorsun?", "Senin için uğraşıyorum ama çaban bile yok." Diyip diyip duruyor. Çabamı asla görmemiş birinin bunu demesi benim için komikti. Babama gelirsek.. burası tam bir düğüm noktası. En çok babamdan korkardım. Fiziksel, sözsel, yazılı şiddeti adla bitmezdi. En fazlası fizikseldi. Vurduğu gibi beyaz ışığı görme ihtimalim oldukça yüksekti. Yanında durduğum da bile deli gibi titrer, konuşamazdım.  Zaten en çokta babamı sevmezdim.

Bu yüzden okul benim evim sayılırdı. Eve olabildiğince geç dönmek en iyi durum sayılırdı benim için. Bu yüzden saatlerimi kütüphane de geçirirdim. Bu aynı zamanda bir işkence gibi gelirdi. Beni asla ama asla rahatlatmazdı. Beni rahatlatan tek şey en yakın arkadaşım Minho olurdu. Onu çok severdim. Benim için kelimelere sığamayacak kadar özel biriydi. Ne zaman ağlasam, gülsem, düşsem, kötü hissetsem, hasta olsam ve daha zırvalayabildiğim her konu da yanımda olmuştu. Çok komik biriydi ayrıca. Tüm gün eğlence kaynağım oydu. Ha, birde birinden hoşlanıyordum. Adı Hyunjin'di. Onu resim kursunda hep izlerdim. Kendisi kadar güzel olurdu resimleri. Çoğu kez konuşurduk onunla. Bir keresinde beni çizip, bana hediye etmişti. Birde onun yakın arkadaşlarından biri Jeongin ve Felix vardı. Felix'i çok kıskandırdım. Yakınlıkları beni deli ederdi. Ben bile o kadar yaklaşamıyorken Felix'in aniden gelip Hyunjin'in resmine dokunuşlar yapması ve Hyunjin'in de karşı çıkmaması beni sinirden öldürürdü. Çünkğ Hyunjin asla tablolarına dokunulmasına izin vermezdi. Ben bile dokunamamıştım. Ama o.. ah, bunu daha fazla düşünmek istemiyordum.

•••
Yine bir okul sabahı olmuştu. Lanet bir okul sabahı. Günümü güzelleştiren üç şey vardı. Kedim Jiji, Minho ve Hyunjin. Ayrıca bugün Hyunjin'in resim kursu vardı belki bugün eğlenirdik. Aslında benim de vardı. Sırf onun için resim kursuna başvurduğum şimdi aklıma gelmişti. Resim eşyalarım yoktu bu ise Hyunjin ile beraber resim yapmamıza sebep olacaktı.

Hızlıca üzerimi giyinip, beyaz gömleğimin üzerine taktığım kravatı gevşettim. Çantamı sırtıma takıp aşağı inerken, derin bir nefes almak zorunda kalmıştım. Tabi o sırada ayağıma dolanan Jiji beni rahatlatmıştı. İnce ve kısık sesi ile bana miyavlaması hoşuma gidiyordu.

"Jisung! Hadi okula geç kalıyorsun."

"Ta-"

Daha sözümü tamamlayamadan babam direkt lafımı kesmişti.

"Boşver. O, gevşek taktığı kravatı ile daha sürtüklük yapacak. Bari bulacaksan güzel kız bul amına koyayım!"

Hızlıca annemin yanına mutfağa gitmiştim. Annem kravatımı düzeltirken, gözünün içine bakıyordum.

"Babam yine mi içti?"

Dedim kısık ses ile.

"Evet. Boşver sen, iyice derslerine çalış bakalım. Unutma daha iyisini istiyorum."

"Tamam."

"Tamam ne ya!? Düzgünce cevap versene annene."

"Ne diyim anne? TAMAM ANNECİĞİM, İSTEDİĞİN GİBİ TÜM 100 PUANLARI SANA GETİRECEĞİM Mİ?"

"Düzgün konuş annen ile orospu çocuğu!"

"Pf!"

İlk defa haddimi bu kadar aşmış bulunmaktaydım. Biraz rahatlatmıştı ama rahatsızda etmişti. Fakat sorun değildi.

Sunshine' minsungHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin