Minik Bir Kaza

29 1 1
                                        

Sonunda son dersimden de çıkmıştım. Bu benim üniversitemin son yılı aynı zamanda son dersimdi. Tüm ailemin teker teker öldüğü o eve tekrar gitmek acı veriyordu ama o eve tekrar gidecektim, zorundaydım. Hava alanına gitmek için bir taksiye atladım. Uçağım iki saat sonra kalkacaktı. Adama bile bakmadan sordum. "Hava alanına gidebilir misiniz, lütfen?" 

Bir saat sonunda hava alanına varmıştık, ücretimi ödeyip hemen içeri girdim. Bir süre sonra "Japonya-Londra uçağı kalkmak üzeredir, lütfen herkes yerlerine geçsin. Tekrar ediyorum. Japonya-Londra uçağı kalkmak üzeredir, lütfen herkes yerlerine geçsin" anonsunu duydum. Uçağıma girdim ve uçak havalandıktan sonra biraz düşündüm. Acaba neden tüm aile üyelerim yirmi beş ya da otuz beş yaşına girdikleri ilk gün çeşitli kazalarla öldü? Ailemizin üzerindeki lanet yüzünden neden daha on yaşındayken tek başıma kaldım? O iğrenç yetimhanede kalmak zorunda mıydım? İlk önce otuz yaşında trafik kazası ile babam, otuz beş yaşında kalp krizi ile annem, yirmi beş yaşında balkondan düştüğü için ablam öldü. Peki ben de yarın ölecek miyim? Saat on altıyı yirmi geçiyordu, tarih 14 Eylül 2022, yarın yirmi beşinci yaş doğum günüm yani ölüm günüm." Biraz sonra uyuyakaldım.

Çok büyük bir gürültüyle uyandım. Uçak iniş yapıyordu ama uçağın inmesine daha çok vardı. Herkes çığlık çığlığaydı. Neler oluyordu böyle?  Çok geçmeden anladım, uçak kaza yapıyordu. Saat 00.01'i gösteriyor. Yirmi beşinci yaş doğum günüm. Zaman tekerrür ediyor. Ölüyorum ama memnunum da. Çünkü o zorbalığı veya annemin gözümün önünde öldürülmesinden sonra o eve bir daha girebileceğimden emin değildim. Belki de ölüm tek çıkış yoluydu. Labirent ölüme açılıyordu ve adam labirente zevkle girmeyi kabul etmişti. Hostes Hanım herkesi sakinleştirirken bir yandan da konuşmayı ihmal etmedi. "Lütfen sakin olun, herkes yerlerine geçsin, kemerlerinizi bağlayın."  Sakin kalmalıydım ama yapamıyordum. Sonra uçak yere çarptı ve çok büyük bir patlama gerçekleşti. Son gördüğüm şey ise oturduğum koltuktaki kanlardı...

(Hana'dan)

Kılıç antrenmanı yaparken büyük bir patlama ile irkildim. Bu patlamaya ne sebep olmuş olabilir? Lily hemen yanıma geldi ve bana ışıltılı gözlerle bakmaya başladı. "Abla çabuk gel, bu imkansız. Böyle bir şey mümkün değil." Ben de hemen merakla patlamayı sordum. "Ne oldu, Lily? Az önceki patlama da neydi?" Lily zaman kaybetmek ist2miyor gibiydi. "Abla benimle gel, yolda sana anlatırım." Yolda Lily söze başladı. "Abla bin yıl sonunda Dünya ile bağlantı kurabildik. İnanamıyorum. Bir uçak kazası, sadece bir kişi kurtulmuş ve ağır yaralı. Onu evimize almayı düşünüyorum." Ben de bunun kötü bir fikir olduğunu öne sürdüm. Victoria bunu kabul etmezdi. "Aklını mı kaçırdın? Victoria ne der sonra?" Lily cevapsız kalmadı. "Ben onu bir şekilde ayarlayacağım." Kazanın olduğu bölgeye gittik. O kadar kalabalıktı ki iğne atsan yere düşmezdi. Başkan herkes toplandığında söze girdi. "Burda biri var ve ağır yaralı, onu iyileştirecek bir büyücüye ihtiyacımız var. Yardım edebilecek biri var mıdır acaba?" Lily hemen yardım severliğini gösterdi. "Başkanım sizin için de sakıncası yoksa ben onu evime almaktan onur duyarım." Başkan Lily ile gurur duyduğunu belli ederek söze başladı. "Tabii ki Lily, sen şehrimizin en iyi büyücüsüsün. Ona en iyi tedaviyi ancak sen yaparsın." Sonra eve gittik ve gizemli çocuğun uyanmasını bekledik. Saçları kapkaraydı, gözleri bıkmıştı. Neler olmuştu bu çocuğa? Ve neden beni bu kadar etkilemeyi başarmıştı. Güzleeinin masmavi olduğu daha gözlerini açmadan belli oluyordu. Yüzü kirlenmişti ama bu onu daha da çekici kılıyordu. Uzun süre çocuğu seyrettim. Resmen gözlerimi ondan alamıyordum. Lily bana döndü. "Gözlerinle yedin bitirdin çocuğu." Victoria geç olmadan eve geldi.

(Robert'tan)

Uyanmıştım ama gözlerimi açamıyordum. Üç kızın seslerini duymaya başladım. Kızlardan biri bağırdı. "Onu neden içeri aldınız? O bir düşman olabilir. Hem nerden ve nasıl geldiğini bile bilmiyoruz." Diğer kız ise bu sorudan memnun kalmadı. "Onun nerden geldiğini bilmesek de o burada kalıp iyileşmeli. O yaralı." Ne! yaralı mıydım? İlk konuşan kız tekrar konuştu. "Lily bu kadar saf olma. O düşmanımız olabilir." Adının Lily olduğunu anladığım kız tekrar konuştu. "Sen de biraz akıllı olsaydın Victoria, düşmanın bize yaralı adam göndermeyeceğini anlardın." Anladığım kadarıyla bana düşman gözüyle bakanın adı da Victoria olmalıydı. Lily ve Victoria olmadığını anladığım diğer kız ise söze girdi. "İlk defa Lily'ye katılıyorum Victoria düşman neden yaralı adam göndersin ki." Victoria da "Belki de iyi niyetimizi kullanarak onu içeri alacağımızı ve kendilerine bilgi sızdırmasını söylemiş olabilir Hana ya da bir Hemei insan kılığına girmiş olabilir." Ne benim soy ismim ile buranın ne alakası var. Bir de insan kılığına girmek de ne demek? Sanırım diğer kızın adı da Hana'ydı. En sonunda gözlerimi açabildim ve  "Buraya nasıl geldim?" dedim. Sesinden Lily anladığım kız sarı saçlarını tepeden toplamış ve bir çeşit mor kıyafet giymişti. Benimle konuştu "Sonunda uyanabildin." dedi. Sesinden Victoria olduğunu anladığım kızın uzun siyah saçları vardı ve zırh giymişti. Victoria bana ters ters baktı "Ben gidiyorum." dedi ve camdan atladı. İsmini bilmediğim kız kısa siyah saçları ve kahkülü vardı o da zırh giyiyordu ve kılıç kullanıyordu. Lily ise mor bir cüppe giyiyordu ve bi çeşit mor bastonu vardı. Lily "Sen onu dert etme sana fazla alışamadı" dedi ve devam etti "Ben Lily" diğer kızı göstererek " Bu da Hana az önce giden de Victoria." dedi. Ben de "Tanıştığıma memnun oldum. Ben de Robert Hemei" bunu söyleyince ikisi de duraksadı ama sonra hiçbir şey olmamış gibi davrandılar. Hana "Ben de tanıştığıma memnun oldum." dedi ve elini uzattı. Ben de onun elini sıktım ve yattığım yerden kalkmaya çalıştım. Sonra Lily "Daha yaralarını iyileştirmedim dur." dedi ve bana bir süre dokundu ve birden iyileştiğimi hissettim artık yaralarım acımıyordu. Lily "Artık iyileştin kalkabilirsin." dedi. Hayranlıkla "Bunu nasıl yaptın" dedim. O da şaşkınlıkla "Basit bir büyü işte." dedi. Ben daha çok şaşırarak "Büyü mü?" dedim. "Evet büyü, bilmiyor musun?" dedi. "Evet bilmiyorum, siz büyü yapabiliyor musunuz." dedim. Lily "Evet yapabiliyorum, sen yapamıyor musun?" dedi. Ben de "Hayır yapamıyorum, siz nasıl yapabiliyorsunuz. Nereye düştüm, burası neresi ve buraya nasıl geldim?" dedim. Lily "Burası Lost Land eskiden haritalarda görülmeyen şehir olarak tanılırdı ve bin yıldır burayla Dünya yani sizin yaşadığınız yerle bağlantısı yoktu ama senin gelmen ile herkes endişeye kapıldı. Buraya nasıl geldiğini hatırlıyor musun? Bunu herkes merak ediyordu." dedi. Ben ise "Evime dönmek için Londra'ya gidiyordum ama uçağım kaza yaptı. En son oturduğum koltuğa kan bulaştığını gördüm sonrasını hatırlamıyorum ama uyandığımda buradaydım." dedim ve Lily artık dışarıdakilerle tanışmam gerektiğini söyledi.

Ben de dışarı çıktım. Lily herkese adımı söyledi. Herkes bana düşmanmışım veya canavarmışım gibi bakıyordu, açıkçası biraz korkmuştum. Neden bana böyle bakıyorlar ki? Hala anlamış değilim. Hana Lily'yi yanına çağırdı. Lily bana "Sen birileri ile tanışmaya çalış ben iki dakikaya geliyorum." dedi ve gittiler. Ardından konuşmaya başladılar.

Uçak kazasıdır belki ölürsün de cennete, belki yaşarsın da Lost Land'e düşersin. Kim bilir...

The Lost LandWhere stories live. Discover now