Karşılaşma

39 4 2
                                        

"gözlerimi kapatsam da hala aynı karanlık. Niye her zaman böyle olmak zorunda." diye iç geçirdi Minho. Sonra aklına odasındaki tüm ışıkların kapalı olduğu geldi. Bir anda gelen gülme hissiyle kendi kendine kahkaha attı. Kaç gündür evden dışarı adım atmamış, kendini odasına kapatmıştı.

Ta ki mutfaktan gelen ses ve o sesin sahibi Minho'nun odasında belirene kadar. "Minho ben sana çık şu odadan da ekmek al gel demedim mi?". Annesi çoktan ayağındaki terliği eline almış Minho'nun başında dikiliyordu. " anne niye ben gidiyorum, Nayeon ne işe yarıyor bu evde." diye sesini yükseltince annesi Jihyo'nun pembe ponponlu terliği çoktan Minho'nun kafasına inmişti.

Sinirli bir şekilde odadan çıkan Jihyo'nun yerine nayeon gelmiş " pembe renk çok yakışmıştı niye aldı kafandan. " diye alaycı şekilde konuşmuştu. Minho'nun "bana bak Nayeon elimde kalmadan çık şuradan" diye bağırması Nayeonu korkutmuş olacak ki hızlı adımlarla kendi odasına kaçmıştı.

Ardından gelen annesi Minho'ya parayı uzatıp. "kalanıyla ne yaparsan yap saçma şeylere harcama." diyerek kapıyı kapatım çıkmıştı. Minho az önce ne yaşadığını düşünerek "bu para yetmez Nayeon'un beynini yenileyin." deyivermişti.

Kendini bildi bileli ekmek almaya ve çöp atmaya gitmek ona işkence gibiydi. Zorla söylene söylene dışarı çıkmış, ellerini giydiği siyah hırkasının cebine koymuştu. Fırın ve ev arasında ki uzaklık 15 dakika kadar vardı.

" hayatımın bu kadar normal olması hiç normal değil." deyivermişti. Minho'nun bulunduğu yerde çok fazla ara sokak ve serseri vardı. Belki de bu yüzden Nayeon'u değilde onu gönderiyorlardı. "Onun ki canda benimki ne. Bana bişey olsa kimin haberi olacak, ahh cidden hepsi sinir bozucu.

Cebindeki kulaklığını çıkarıp sık sık dinlediği şarkılardan olan" I hate to admit " çalmaya başlamıştı. Bazı insanlar yeni çıkan çoğu şarkıyı bir kaç gün belkide bir kaç hafta ard arda dinleyip bi daha asla dinlemez. Hatta o şarkılardan nefret bile eder. Ama Minho için bazı şarkılar vardı ki onun için paha biçilemezdi. Kaç senedir hiç sıkılmadan dinlediği şarkılar vardı. Çoğunlukla o tür şarkıları uyumadan önce düşünecek bir şeyi kalmadığında dinlerdi.

Bir kaç şarkı daha dinledikten sonra farketti sağındaki fırını. Kulaklığını çıkarıp dikkat etmeden cebine attı. İçeriye girerken kaç tane ekmek alması gerektiğini ne annesi söylemişti ne de Minho sormuştu. Arayıp sormaya gerek duymadan "5 tane ekmek alabilir miyim." dedi. Her zaman yaptığı gibi ekmeğin birazını kendine birazını da kaldırımda gördüğü kediye verdi. Oradan da hemen ayrılıp hızlı adımlarla eve doğru ilerledi.

İki buçuk, üç ay önce kendi kendine bir karar almıştı Minho. Kimseyle muhatap olmamak. Bu onun için en iyi tercihti. Ne zaman aklına ettiği kavga sebebi gelse kendisine hak veriyordu. Keşke dediği zamanlar da olsa.

Biraz ilerledikten sonra telefonunu ve kulaklığı tekrar eline aldı. Birbirine karışan kabloları görünce sessizce bir küfür savurdu.
Sinirinden kulaklığı hızlıca cebine geri koydu.

Düşünecek hiç bir şeyi yok gibiydi. Sadece kendiliğinden hareket ediyormuş gibi görünen ayaklarına bakarak yürümeye devam etti. Bir yandan da serseri tipli insanlarla karşılaşmak istemediği için hızlı yürüyordu aslında.

"Kes sesinii!".
Arkasında bıraktığı ara sokaktan duymuştu gelen sesi. Geriye dönüp baktığında karşı kaldırımda duran iki kişi duruyordu. Çıkmaz sokağın başında nöbet tutar gibi bir halleri vardı. Başını belaya sokmak istemiyordu ama zorbalık yapanlardan ettiği nefreti başka hiçbir şeye duymuyordu.

Elindeki poşeti yan taraftaki çitlere asıp karşı kaldırıma doğru ilerledi. Kaldırımın başındaki iki kişi Minho'yu fark etmıştı ama sokağın içerisindeki, hala yerdeki çocukla uğraşıyordu. O iki çocuğu umursamayıp ellerini cebine koyarak çete başı olduğunu düşündüğü çocuğun yanına ilerledi.

Arkada bıraktığı çocuklardan biri Minho'nun kolundan tutarak geri çekmeye çalışmasıyla yüzünde ve sırtında hissettiği acı bir oldu. Yüzüne yediği yumruğun etkisiyle kendini yerde bulmuştu. Diğeri yaklaşmaya korkmuş gibiydi arkadaşına olanı ve Minho'nun sert bakışları her şeyi ifade ediyordu. En iyi seçeneğin oradan uzaklaşmak olduğunu düşünmüş olmalıydı. Zaten o gruba ait olmadığı her halinden belliydi.

Çete başı Hwang Hyunjin'den başkası değildi.
Minho kontrolünü kaybetmişsecine yere düşürdüğü çocuğun karnına tekme atıp Hyunjin'e dikkatlice baktı. Hyunjin, Yerde yatan Yeonjun'u görür görmez Minho'nun kıyafetinden tutup savurarak duvara çarpmıştı.
H: Sen? Sen hala hangi yüzle bana karışmaya cürret edersin?
Minho yüzündeki yapmacık gülümsemeyle,
M: Asıl, sen hangi kafayla bu serseriliğe devam ettin?

...

Minsung: Tesadüf Where stories live. Discover now